ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Küçük bir kıvılcımdan devasa yangınlara

1 Mayıs'ın kazanılmasında, Haymarket şehitlerinin canı pahasına verdiği mücadelenin payı büyüktür. İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü, ABD'li işçilerin grevleri ve darağacında “Bu hayatımdaki en mutlu an” diyerek yürüyen işçi önderlerine atfedildi.

Etkin Haber Ajansı / 30 Nisan 2018 Pazartesi, 10:10

ERDEM SARIYER- 19'uncu yüzyılın ikinci yarısı, Amerika Birleşik Devletleri'nde teknolojinin ve sanayinin hızla gelişerek işçi sınıfının yığınsallaşmasına tanık oldu. Kuzey'de özellikle Illinois, Pensilvanya, Michigan, Massachusetts gibi eyaletler, kısmen Batı Avrupa'yı geçecek şekilde endüstrileşmişti. Şehirler, okyanus aşırı göç eden işçilerin yaşadığı muazzam proletarya gettolarına ev sahipliği yapıyordu. İç savaşın Kuzey lehine kazanılmasıyla 1862'de Güney eyaletlerinde kölelik kaldırılsa da ülke genelinde 'ücretli kölelik' olarak tabir edilen, işçilerin aşırı derecede uzun saatlerde, dayanılmaz ağır koşullarda çalıştıkları bir düzen hakimdi. O günlerin bir tasvirini yapmak gerekirse şu rivayetten söz edilebilir: Chicago şehrini ziyaret eden yabancı bir hükümet üyesine, "Chicago için cehennemin yeryüzündeki minyatürü diyorlar. Sizin izleniminiz nasıl?" diye sorarlar. Adam, "Yanlış söylemişler, cehennem Chicago'nun gökyüzündeki bir minyatürüdür" der.

Fabrikalarda konuşulan sorunların başında uzun çalışma süreleri, çocuk emeğinin sömürüsü ve yaşam alanlarındaki sağlıksız koşullar geliyordu. İşte bu ortamda, ana talep olarak sekiz saatlik iş gününün öne sürüldüğü grevler patlak verdi. 1886 yılında Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 1 Mayıs'ı sekiz saatlik iş günü talebiyle grev günü ilan etti. Mayıs ayının ilk günleri, grev ve protesto gösterileriyle geçecekti.

FIRTINAYLA GEÇEN DÖRT UZUN GÜN

1 Mayıs günü yüz binlerce grevci, "8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse" sloganıyla şalterleri indirdi. Chicago'daki eylemlerin düzenleyicilerinden en önemlileri Albert ve Lucy Parsons çiftiydi. Lucy Parsons, siyahiydi ve bir köle olarak doğmuştu. Yıllar, onu kadın ve emek mücadelesinin öncü bir neferi haline getirmişti. Gazete editörlüğü yapan ve Emeğin Şovalyeleri isimli kuruluşun yöneticiliğini yapan Albert'le Şikago'ya gelme nedenleri burada güçlü bir emek hareketi örgütlemekti.

2 Mayıs günü Albert, miting tertiplemek için Ohio'ya giderken, Lucy on binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüşe öncülük etti. Grevlerin artarak devam edeceğini gören burjuvazi, polis teşkilatını işçilerin üzerine sürmeye karar verdi.

Etrafta grev kırıcılar türemişti ancak hareketin önderlerinden olan August Spies, grevcilere geri adım atmamaları konusunda konuşmalar yapıyordu. 3 Mayıs'ta Chicago polisi, McCormick fabrikası işçilerine saldırarak kan akıttı. Barışçıl süren eylemlere yönelik provokasyonun ardından öfkeli işçiler toplantılar düzenledi. Spies, bir gün sonra bir protesto eylemi yapılması çağrısında bulundu.

4 Mayıs'taki toplanma yeri Haymarket meydanıydı. Burada August Spies, Albert Parson ve Samuel Fielden işçilere hitap etti. Bunu hazmedemeyen polis gösteriye saldırdı. Konuşmalar bitmek üzereydi ki, kalabalığın ortasına bir dinamit atıldı. Çıkan izdihamda polisler rastgele ateş açtı ve kargaşanın sonunda yedi polis, dört sivil ölürken yüz kadar kişi yaralandı.
Ertesi gün sıkıyönetim ilan edilerek, sendika ve gazetelere kilit vuruldu. Gazeteler bombayı sendikacıların attığını yazıyordu. İşçilerin ve sendikacıların evleri izinsiz şekilde basılarak bir dizi tutuklama yapıldı. Operasyonların sonunda sekiz işçi önderi, hiçbir kanıt olmaksızın kurban seçildi.

21 Haziran 1886’da başlayan dava sonunda, Haymarket'i kışkırttıkları gerekçesiyle yedi işçi önderi ölüm cezasına çarptırıldı. 10 Kasım'da valiye son kez itiraz edildi. Ulusal çaptaki baskılar sonunda Vali, Samuel Fielden ve Michael Schwab'ın ölüm cezasını ömür boyu hapse çevirdi. 5 kişi ertesi gün asılacak olsa da Louis Lingg hücresinde dinamitle parçalandı. Bir gün sonra Adolph Fischer, George Engel, Albert Richard Parsons ve August Spies, daha sonra kara cuma olarak hatırlanacak 11 Kasım 1887 günü idam sehpasına yürüdüler.

HALKA VE İNSANLIĞA OLAN SEVGİM SONSUZ

Yargılanan devrimcilerin mahkemedeki savunmaları günümüze kadar önemini korumuştur. August Spies'in, Haymarket anıtına kazınacak o sözleri de buna dahil: "Sessizliğimizin, bugün boğmaya çalıştığınız seslerden daha güçlü olacağı gün gelecek..."
Spies, burjuva yargı sistemini yargılarcasına yaptığı konuşmada şöyle der: “Eğer bizi asarak işçi hareketini ezebileceğinizi sanıyorsanız -ki o hareket haksızlığa uğramış milyonların, yokluk ve sefalet içinde çalışan ve yaşayan milyonların, ücretli kölelerin hareketidir- eğer böyle düşünüyorsanız, asın bizi! Bir kıvılcımı söndüreceksiniz ama orada, önünüzde ve arkanızda, her yerde alevler parlayacak. Bu, bir yeraltı yangınıdır. Söndüremezsiniz! Gerçeği söylemeye cesaret edenleri bir kez daha ölüme gönderecekseniz. Ben de diyorum ki; gerçeği söylemenin bedeli ölüm cezasıysa eğer, onurla ve cesaretle bu bedeli ödemeye hazırım. Çağırın cellatlarınızı!”

Ve diğerleri art arda konuşur:
Luis Lingg: "Sizi tanımıyorum! Sizin kanununuzu, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!"
Adolf Fischer: "Ölüme mahkum edilmemi protesto ediyorum, çünkü burada cinayetten suçlu bulunmadım. Ancak eğer özgürlük, kardeşlik ve eşitlik istediğim için ölmek zorundaysam, buna itiraz etmeyeceğim. Eğer ölüm, insanlığa duyduğum sevginin cezasıysa, o zaman hayatımdan hemen vazgeçerim.”
George Engel: "Bir işçi olarak hiçbir hakkım yok. Bu yüzden ne sizin haklarınıza ne de yasalarınıza saygı duyuyorum. Çünkü onları bize, işçi sınıfına karşı olan bir sınıf yaptı ve yönetiyor. Benim suçum ne? Çoğunluk sefalet içinde yüzerken, birilerinin milyonları istifleyemeyeceği bir toplumsal sistemi getirmek için uğraştım.”

Bu sırada Albert Persons, henüz yakalanmamıştır ancak aklı hep mücadele arkadaşlarındadır. Haymarket davasında jürinin hazırlık incelemesi tam başlamıştır ki, Persons ansızın mahkeme salonuna girer ve yargıca "Yoldaşlarımla birlikte yargılanmak için huzurunuzdayım" der.
Parsons, Cook County Hapishanesi'nden eşi Lucy'ye mücadeleyi devam ettirmesini vasiyet eder ve şöyle seslenir: "Ah karıcığım, yaşamak ve ölüm, biz yaşayıp ölenlerden biriyiz. Sana sevgim sonsuz. Halka ve insanlığa olan sevgim sonsuz. Asılacak bir adamın hücresinden tekrar ve tekrar haykırıyorum: Özgürlük! Adalet! Eşitlik!"

İşçi önderlerinin idamından iki yıl sonra, 1889'da Paris'te toplanan 2. Enternasyonal'de 1 Mayıs, Amerikan İşçi Federasyonu'nun önerisiyle, proletaryanın birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kabul edildi.