ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

16 Nisan'dan 24 Haziran'a değişmeyen yalanlar- Ebru Yıldırım

Erdoğan, erken seçim açıklaması yaptığı konuşmasında, "Yeni dönem daha fazla demokrasi dönemi, daha güçlü hukuk devleti dönemi olacaktır. Daha fazla refah, daha fazla zenginlik, daha geniş özgürlük dönemi olacaktır" diyor. Erdoğan'ın artık neyi yapmayacaksa onu propaganda ettiğini öğrendik zaten.

Etkin Haber Ajansı / 26 Nisan 2018 Perşembe, 09:26

EBRU YILDIRIM- İktidarını yalanlar üzerine kuran ve neyi yapmayacaksa onu vadeden AKP, 24 Nisan seçimlerine giderken aynı seçim taktiği ile karşımızda. 17 yıllık iktidarı boyunca OHAL'i kaldırmakla övünüp 7. kez uzattığı OHAL'i 'en büyük tutanak' olarak değerlendiriyor. AKP'nin 16 Nisan referandum vaatlerine kısaca göz atalım ve hafıza tazeleyelim.

1) Referandumda meclisin güçleneceğini ve yasaları milletvekillerinin yapacağını vadeden AKP, meclisi by-pass edip ülkeyi KHK'lar ile yönetiyor. AKP/Saray rejimi, çıkardığı yüzlece KHK maddesini mecliste göstermelik oylama yapma gereği bile duymuyor. Meclisin yazılı önergelere 15 gün içinde cevap verme zorunluluğu getireceğini öne süren ancak cevaplanmayan yüzlerce soru önergesini heybesinde biriktiren, meclis araştırma komisyonları ile meclisin toplumsal sorunlara daha hızlı çözüm olacağını ileri süren ama başta 'çocuk istismarı komisyonu kurulması' gibi önergeleri reddeden kendisi değilmiş gibi yapıyor.

2) Ekonomik kalkınma ve refah yalanları ile referandumda halktan oy isteyen ancak işçilerin kazanılmış hakkı olan İşsizlik Fonu'nu Varlık Fonu'na devrederek ortadan kaldıran, işsizlik ordusunun giderek büyüyen gerçeğini yalanlarla manipüle eden, açlık ve yoksulluktan kendini yakmak zorunda kalan işçi ve emekçileri 'şov' yapmakla suçlayan, her türlü itiraza rağmen şeker fabrikaları dahil satılmadık kamu işletmesi bırakmayan AKP, doların 4, Euro'nun 5 sınırına dayanmasını 'ekonomi büyüyor' diye yutturmaya çalışıyor.

3) 'Yasama ve yürütme güçlenecek, yönetimde çift başlılık son bulacak' diyen Saray, bir doğru ve bir yalan ile yine karşımızda. Devlet yönetiminin tek adam diktatörlüğüne evrilmesi uzunca bir süredir gözlerimizin önünde gerçekleşiyor. Yasama ve yürütmenin güçleneceğinin ise tam bir safsata olduğu kanıtlandı. "Yargı bağımsızlığı" yerini parti militanlarının doldurulduğu yargıya bıraktı. Yasa Saray'da yapılıyor, yürüten ise AKP'liler oluyor. Halk ise ''atı alan Üsküdar'ı geçti'' naralarının arasında at hırsızlarının ardından bakmak zorunda kalıyor. Çünkü yavuz hırsız halkı bastırıyor.

4) 16 Nisan referandumunun 'huzurun, güvenin ve özgürlüğün teminatı' olacağını propaganda yapmaları ise tarihin en büyük komedisi olarak hafızalarımızdaki yerini aldı. Sürekli bombaların patladığı, her gün asker cenazelerinin geldiği, ülke sınırlarının IŞİD'in ipek yoluna döndüğü, sosyal medya sahibi her faninin gözaltı terörünü tattığı, ülkeye turistin gelmediği vatandaşın da Avrupa'ya nispet olsun diye yurt dışına çıkış yasağı ile kısasa kısas yapıldığı ülkemizde 'huzur' sadece nostaljik bir kavram artık. Muhbir vatandaşların, muhtarların ve esnafın polis gibi çalıştığı, AKP'nin ihbar başına para vererek yeni bir parça başı iş sektörü yarattığı gerçeği yaratıcılıktan çok yalancılığını tescilledi. Özgürlük ise hırsıza, yalancıya, tacizciye, tecavüzcüye, katile ve AKP yandaşlarına tanınan üyelik promosyonu olarak dağıtılıyor.

5) AKP'nin referandum kitapçığında bir madde var ki, okuyunca nerede yaşıyoruz dedirten cinsten. "Birlik ve uzlaşma". Hükümet ile meclisin uyumlu çalışacağı gibi küçük pembe yalanların arasına 'Siyasette daha akılcı, sorumlu ve uyumlu bir anlayış hakim olacak' yalanı da sıkıştırılıyor. İlk bakışta okuyanda 'anlayış problemim mi var?' duygusu uyandıran bu madde şaka gibi ama gerçek. Her cümlesine 'Ey...' diye başlayıp sağa sola meydan okuyan, kendinden olmayan halkları, inançları, kimlikleri, kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri sürekli tehdit eden Erdoğan ile 'akılcı, sorumlu ve uyumlu siyaset anlayışı' yan yana gelemez. Halkı kutuplaştıran, kendinden olmayana varlık hakkı tanımayan bir Saray iktidarı gerçeği var.

6) 'Ülkemizi içinde bulunduğu bölgesinde ve küresel siyasette etkili konuma yükseltmek' vaadinden anladığı ise Ortadoğu'da IŞİD eliyle başlattığı savaşı doğrudan askeri müdahale yoluyla genişletmek. Osmanlı yayılmacılığı ve sömürgecilik. Savaş naraları atanları alkışlarken, barışı savunmayı suç saymak ise artık "kural" haline gelmiş bir politika.

7) OHAL'i kaldırmakla övünürken, 16 Nisan referandum bildirgesinde OHAL'de bile seçim güvenliğini YSK'nın yapacağını propaganda eden AKP, iki yıldır ülkeyi OHAL ile yönetiyor, bir tane fabrikada greve izin vermediklerini, grevlere anında müdahale ettiklerini öve öve bitiremiyor.
Hangi partinin seçime girme hakkının olduğunu bile Saray'a sormadan öğrenemeyen YSK'nın güvenilirliğini ise 16 Nisan'dan biliyoruz. Mühürsüz oyları kabul ederek, referandumu AKP'ye armağan etmişti.

8) Erken seçim olma ihtimalini en aza indireceği yalanı ile referandumda oy isteyen AKP, bir yıl dolmadan erken seçim kararı alarak yalancının mumunu yatsıdan bile önce söndürdü. Seçim takvimini siyasal ihtiyaçları ve varlık krizini çözme odaklı hesaplayan Saray, 5 yılda bir yapacağız dediği seçimi bir gece ansızın yapma kararı aldı. Uzun söze ne gerek, ainesi iştir kişinin söze bakılmaz.

9) AKP, yan yana ne kadar çok ilke koyarsak içini boşaltmak kolaylaşır diye düşünmüş olacak ki yargının bağımsızlığı ilkesinin yanına bir de 'tarafsızlık' ekledi. Ama yargı ne bağımsız oldu ne de tarafsız. Kimin gözaltına alınacağından davalarda ne karar verileceğine kadar her bir aşamada Saray'ın ağzından çıkacak karara bakan yargı, Deniz Yücel gibi kimi tutsağı Erdoğan'ın dış siyaset politikasında rehin olarak tutmasının bekçiliğini yapıyor. Kim hangi gerekçe ile tutsak hangi gerekçe ile serbest, Erdoğan dışında kimsenin haberi yok. Bir yıldan uzun süredir tutuklu olan ama hala iddianamesi bile hazır olmayan binlerce tutsak var. Yargı, hukuk sistemine yeni bir soluk getirerek 'Erdoğan'a hakaret' gibi bir suçlama ile çığır açmış durumda.

10) Görevde liyakat, yani göreve uygunluk ilkesinin hayata geçirilmesi maddesi ile kapanış yapalım. Pamukkale Üniversitesi rektörünün öğretmen olan eşini enstitü sekreteri olarak ataması, yüksek yargı üyelerinin çay toplama hızına göre atanması, Gümüşhane Üniversitesinin 10 kişilik yönetim kurulunun 8'inin aynı kişi olması gibi uygulamalar liyakatın lakaytlık olduğunun resmidir.

Daha fazla yazmak için AKP'nin bolca pratik uygulama argümanı verdiği bu süreci kısaca böyle özetlemiş olalım.
Şimdi tüm bunlar herhangi bir hikayede haritada yeri belli olmayan bir ülkede yaşanmış gibi Erdoğan, erken seçim açıklaması yaptığı konuşmasında, "Yeni dönem daha fazla demokrasi dönemi, daha güçlü hukuk devleti dönemi olacaktır. Daha fazla refah, daha fazla zenginlik, daha geniş özgürlük dönemi olacaktır" diyor. Erdoğan'ın artık neyi yapmayacaksa onu propaganda ettiğini öğrendik zaten. Kısa bir hafıza tazelemesi yapmak istedik bu yazımızda. Ancak hafızamızda sadece AKP'nin yalanları değil, halklarımızın isyan ve özgürlük talepleri de mevcut. Şimdi görev, bu hafızaya bütünlüklü bakıp hangi yoldan yürünmesi gerektiğini görmekte.