ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Kerestecioğlu: Yalanlarla savaşa sürüklemek kimyasal silahlar kadar korkunç

HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, Suriye'ye gerçekleştirilen emperyalist saldırı, Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğu, orta öğrenimde getirilen yeni sınav sistemi, cinsel istismar yasası ve OHAL'in uzatılması gibi bir çok konu hakkında açıklamalarda bulundu.

Etkin Haber Ajansı / 16 Nisan 2018 Pazartesi, 17:47

ANKARA - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Basın toplantısında Kerestecioğlu ilk olarak Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğuna değindi. Kerestecioğlu şöyle konuştu:

"Geçtiğimiz hafta Sayın Selahattin Demirtaş'ın duruşmasını sizler de izlediniz, izlediniz mi bilmiyorum. Çünkü izleyicilerin ulaşması zor yerlerde yapılıyor. Basının büyük bir çoğunluğu maalesef böylesi tarihi davalarda dahi yalnızca izleyici pozisyonunda bulunabiliyor. Yazıcı, yayınlayıcı bir pozisyon olamıyor. Demirtaş'ın savunması kamuoyundan saklanıyor. Çünkü bu davada esas olarak 'demokratik siyaset yargılanıyor.' Demirtaş'ın şahsında demokratik siyasete inananlar yargılanıyor. Çözümün diyalogla, müzakere ile sağlanacağına olan inanç yargılanıyor.

"Bunu bu ülkenin insanları görüyor. Demirtaş özellikle gençlerin gözlerinin içine baka baka 'artık siz ölmeyin, öleceksek biz ölelim' diyebilen bir liderdir. Gençler de hala Demirtaş'ın gözlerine bakıyorlar. Onun sözüne kulak veriyorlar. Kimse gençlerin siyasete olan inancını yok etmeyi düşünmesin. Çünkü gençlerin demokratik siyasete katılımı hepimiz için en iyi olandır. Artık bu yaşlanmış siyaset, yaşlanmış zihinler gençlere yol açmalı. Bu nedenle de Demirtaş'ı serbest bırakın. Figen Yüksekdağ'ı serbest bırakın, Burcu Çelik'i, Ferhat Encu'yu ve tüm tutuklu seçilmişleri serbest bırakın.

DEMİRTAŞ'IN CEZAEVİNDE OLMASINA NEDEN OLANLAR ŞİMDİ CEZAEVİNDE

"Demirtaş'ın bugün cezaevinde olmasına neden olanların neredeyse tamamı darbeci oldukları iddiasıyla cezaevindeler. Bunu bir söz olarak söylüyoruz. Bakın; emniyet tutanaklarını tutan polisler FETÖ örgütü üyesi olmalarından dolayı cezaevindeler, dinleme kararlarını alan hakimler, dinleyen polisler cezaevindeler. Fezlekeleri hazırlayan savcılar cezaevindeler. Sur'u, Cizre'yi, Nusaybin'i yıkan dönemin komutanları cezaevindeler. 6-8 Ekim olaylarında olayların büyümesine sebep olan mülki amirler, emniyet yetkilileri cezaevindeler. Tüm bu kişiler cezaevinde ama bunların kumpasları nedeniyle Demirtaş 1,5 yıldır özgürlüğünden mahrum. Bu söylediklerimiz gerçekten ağır. Bu insanlar cezaevindeyse Selahattin Demirtaş, bizim arkadaşlarımız niye cezaevinde. Demek ki başka bir kumpas daha var. HSK Meclis Darbe Komisyonuna görüş bildiriyor bu darbeciler siyasi kumpaslar yapıyor diye. AKP'liler her gün çıkıp 'darbeciler kumpaslar kurdular' diyorlar. Peki herkese kumpas kuran bu kişilerin iddiaları nedeniyle neden Demirtaş tutuklu.

Filiz Kerestecioğlu'nun konuşmasındaki diğer satır başları şöyle:

OHAL'SİZ YAŞAYAMAZ HALE GELDİLER

Hiç utanmadan, sıkılmadan yine bu hafta OHAL'in uzatılması için önerge verecekler! Çünkü OHAL'siz kıpırdayamaz, yaşayamaz hale geldiler. Bir ülkenin gerçek ana muhalefet partisinin lideri siyasetçiler hapisteyken, OHAL sürerken bir ülkede asla demokrasi yoktur. Baskıcı, otokratik siyasetçiler bu yalana hep başvurur. Halkın elinden bütün demokratik kanalları alır, baştan aşağı şaibeli bir seçim yaparak demokratmış gibi bir imaj verir.

Neden açıkça diktatörüm diye ortaya çıkmazlar? Çünkü uluslararası maliyeti fazladır açıkça diktatör bir rejim, askeri bir diktatörlük kurmanın. Diktatörlük kurarlarsa ABD de, Rusya da, Avrupa da bu ülkeyle yaptıkları silah anlaşmalarını meşru gösteremezler. En kurnazcası ülkede baskı, zapturapt, işkence rejimi kurup adını da demokrasi koymaktır.

BU TASARI TEK BİR ÇOCUĞU DAHİ İSTİSMARA KARŞI KORUYAMAZ

Kısaca tasarıya bakarsak, hükümet yine kendi üzerine düşen hiçbir sorumluluğu almamış. Yalnızca kamuoyunun öfkesini dindirsin diye cezaları artırmış, hadım getirmiş. Fakat bu tasarı tek bir çocuğu dahi istismara karşı koruyacak bir yasa değil. Kamuoyunun yüreği soğusun diye yasa çıkarılmaz.

Ülkemizde zaten şahıslara verilen cezalar her zaman yüksektir. Asıl devlet ve devlet görevlilerinin işlediği suçlara doğru dürüst ceza verilmez! Genel ilke böyle. İşte bu nedenle 18 yılı 40 yıla, müebbete çevirmekle hiçbir şey halledemezsiniz! Zaten bir insan "18 yıl yatacakmışım tamam şimdi o zaman cinsel saldırıda bulunayım, yok 40 yıl yatacakmışım o zaman cinsel saldırıda bulunmayayım" diye suç işlemez. İstikrarlı bir politikanız yoksa cezalar hiçbir şeyi önlemez. Hep suç ve suçlu üzerinden yürütülen politikalarla bunu sağlayamazsınız. NATO kafa NATO mermer diye bir şey var. Yıllardır anlatıyoruz, anlamamakta ısrar ediyorlar ya da işlerine gelmiyor. Çünkü aslında dini esasları hayata geçirmek istiyorlar.

Yapılan 12 yaş altı, 12 yaş üstü ayrımı da çok tehlikelidir. 12 yaşa bir buluğ çağı olarak bakıyorlar. 12 yaş üstü çocukla cinsel ilişkiye girmeyi normalleştiren bir yaklaşım bu. 12 ve 15 yaş kademelendirmesinin ceza uygulamalarında sıkça karşılaşıldığı üzere 12-15 yaş çocuklarda rıza aranması gibi bir uygulamaya sebebiyet verebileceği gerekçesiyle kadınlardan ciddi itirazlar yükseldi, fakat görüyoruz ki yine bu itirazlar dinlenmedi.

İMAM HATİPLİ NESİL İSTİYORLAR

Bu çözümsüz yasa teklifleri de gösteriyor ki çocuklara bu ülkede değer verilmiyor. Siyasi amaçlar her şeyin üstünde bu ülkede. Çocuklar 2 Haziran'da sınava girecekler. 13-14 yaşında iyi bir eğitim alma umuduyla çocuklar kendilerini bildi bileli liselere geçiş sınavına hazırlanıyorlar. Açık uçlu soru sorulacak, sorular zor olacak diye açıklama yapılıyor. Yetmiyor, nitelikli okul diye, ne demekse, MEB sınavla öğrenci alacak okulların listesini açıklıyor.

Bu listeye göre 1 milyon 200 bin öğrencinin sadece yüzde 10'u, yani 126 bin 536 öğrenci, Bakan Yılmaz'ın nitelikli olarak tarif ettiği bin 367 okula yerleşecek. Bu okullara bakıyoruz yarısından fazlası İmam Hatip ve Meslek liseleri. Sınav ile öğrenci alacak Fen Lisesi sayısı 309, öğrenci kontenjanı 35 bin 500; Sosyal Bilimler Lisesi sayısı 89, kontenjanı 9 bin 450; Anadolu Lisesi sayısı 222, kontenjanı 35 bin 530, İmam Hatip Lisesi sayısı 298, kontenjanı 19 bin 170. Nitelikli okullar listesinde 32 tane ilin bir tane bile Anadolu lisesi yok. Bu çok vahim. Üniversiteye öğrenci yerleştirme başarısı her daim en üstlerde olan örneğin Çağrıbey Anadolu Lisesi, Gebze Anadolu Lisesi, İzmir Buca Anadolu Lisesi gibi pek çok lise nitelikli okullar listesinde yok…

Kısacası AKP ve MEB, imam hatip liselerinden ve meslek liselerinden yetişmiş bir gençlik yaratmak istiyor. Çünkü istiyorlar ki, yoksulların çocuğu okumakla uğraşmasın, meslek edinsin, işçi olsun. Çünkü istiyorlar ki, her türlü sömürüye, tacize, tecavüze, zorbalığa, iş cinayetine "kader" diyen nesiller yetişsin. Bizler buna izin vermeyeceğiz. Bilimsel, laik, demokratik, anadilinde, kamusal eğitimi savunmaya devam edeceğiz.

SAVAŞTA ÖNCE GERÇEKLER ÖLÜR

Ülkeler arasında ciddi pazarlıklar var. Bu ülkeler arası pazarlıkların en kirlilerinden birisine Cuma gecesi tanık olduk. ABD, İngiltere ve Fransa, kimyasal silah kullandığı iddiasıyla Suriye Yönetimine ait bazı yerleri bombaladı. Üstelik, tüm ülkeler tarafından yetkilendirilen Kimyasal Silahları Engelleme Örgütünün Cumartesi günü bölgede kimyasal silaha ilişkin inceleme yapmasından hemen önce…

İngiltere'de May, Fransa'da Macron, ABD'de Trump kendi ülkelerinde hakimiyet kurma savaşı verirken iç siyasette güç kazanmak için mi yaptılar bu saldırıyı tartışmalı. Ayrıca Afganistan'ı ve Irak'ı da mahveden aynı koalisyon değil miydi? Tarihin tekerrürünü yaşıyoruz yine.

Savaşta önce gerçekler ölür. Hatırlarsanız Irak'ın işgalinde de kimyasal silah olduğu gerekçesi kullanılmıştı. Saddam Halepçe'de kimyasal silahla binlerce Kürdü öldürdüğünde ses çıkarmayan dünya, Irak'ın elinde kimyasal silah kalmadığı bir dönemde işgali meşrulaştırmak için bu bahaneyi kullanmıştı. İngiltere'de bu işgali eleştiren Chilcot Raporu'nun yayımlanması üzerine, Tony Blair 2016 Temmuz'unda televizyon ekranlarından gerçeği itiraf etmek ve İngiliz halkından özür dilemek zorunda kaldı.

İşte kimyasal silahlar kadar korkunç o kadar vahşi bir şey varsa da yalanlarla insanları savaşlara sürüklemektir. Öyle sapkın bir hal almış ki; lider demeye dilim varmayan bu kişilerden turuncu saçlı olanı çıkıyor "en akıllı, en zeki füzeyi yolluyoruz" diyerek insan-canlı öldüren füzesini övüyor! Saraylısı çıkıyor sürekli verdiği ölüm sayılarını alkışlatıyor!

Camilerden "Katil ABD Ortadoğu'dan Defol" sloganlarıyla çıkan bir geleneğe mensup kişiler, Batının Müslüman bir ülkeye saldırısına alkış tutuyorlar. Hükümet kurmayları saldırıyı yetersiz buluyor. Adı "insani yardım" olan bir vakıf, insanlık felaketi olan bombalamaları savunuyor. Tüm bu açıklamaları da hemen Miraç Kandilinin ertesi günü yapıyorlar ne kadar vahimdir ki...

Irak İşgali için dilenen özürlerin benzerini ileride Suriye için de duyabiliriz. Tabii ki ne Saddam ne de Esad makbul insanlar olduğu ya da tıpkı Saddam'ın Kürtlere yaptığı gibi, Esad da kimyasal kullanmayacağı için değil ancak dünyada şu andaki çoğu lider ve iktidarlarının açık veya kapalı tezgahlarıyla onlardan bir farkı olmadığı için bu liderler dünyanın tüm halkları için tehlike! İşte bunların topuna birden kapıyı gösterme zamanı yaklaşıyor artık! Çünkü hepsi aynı batağın içindeler.