ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Nusaybin davası: Özyönetim direnişi büyük devrimlere ışık olacak

Nusaybin davasında savunma yapan MLKP'li ve PKK'li tutsaklar, özyönetim direnişini savundu.

Etkin Haber Ajansı / 16 Nisan 2018 Pazartesi, 22:39

MARDİN- Mardin'in Nusaybin ilçesinde, 14 Mart 2016'da ilan edilen "sokağa çıkma yasağı" sürecinde, 26 Mayıs 2016'da tahliye edildikten sonra haklarında dava açılan 51 kişinin yargılandığı davaya devam edildi.

Mardin 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 2. duruşmasının 5 gün sürmesi bekleniyor. İlk gün oturumu sona erdi.

Yargılama için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü binasının bir kısmı mahkeme salonuna çevrildi. Duruşmaya Tokat, Elazığ, Mardin ve Siverek hapishanelerinde tutuklu bulunanlar getirildi. 10 tutsak ise duruşmaya getirilmedi.

43'ü tutuklu 51 kişinin yargılandığı duruşmaya ailelerden sadece 10 kişi ve 2 basın mensubu alındı. Duruşmanın açıklığının sağlanması için avukatlar tarafından yapılan itirazlar, "yeterince izleyici var" denilerek mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

TESLİM OLMA GÖRÜNTÜLERİ MİZANSENDİ

Emniyette ifade verenlerin tamamı işkence ile ifadelerinin alındığını ve teslim olma görüntülerinin silah zoruyla mizansen yaptırıldığını belirtti.

MLKP'LİLER SİYASİ SAVUNMA YAPTI

Duruşmada MLKP'li ve PKK'li tutsaklar, özyönetim direnişini savundu.

İlk olarak söz alan İsmail Yılmaz, "Ben MLKP üyesiyim ve bununla da onur ve gurur duyuyorum. MLKP'nin aynı zamanda kadrosuyum" diye sözlerine başladı. Yılmaz, şöyle devam etti: "Partimizin programında yazdığı gibi ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanıyoruz. Bizim coğrafyamızda da Kürt ulusunun ve diğer halkların kendi kaderlerini tayin hakkını savunuyoruz. Ve partimiz MLKP'nin, halkların kendi kaderini tayin hakkı mücadelesini Kürt halkıyla birlikte yürütme gibi bir perspektif izliyoruz."

Kürt halkına karşı yoğun bir saldırı olduğunu söyleyen Yılmaz, Efrin'in işgal edilerek Kürtlerin sürüldüğünü belirtti. Yılmaz, "Bu işgali kınıyorum ve eninde sonunda Suriye'de ve dünyanın birçok ülkesinde ezilen halkların kendilerini yöneteceklerine inanıyoruz. Bu tarihsel bir zorunluluktur" dedi.

Düne kadar işbirliği yapılan ve Kürtlerin ve mazlum halkların üzerine saldırtılan IŞİD'in bugün Türkiye halklarının başına bela olduğunu ifade eden Yılmaz, "ÖSO denilen çete de aynısı olacak. Bugün iş tutanalar yarın ÖSO'nun Türkiye halklarının başına bela olduğunu çok yakın zamanda görecekler. Bunun bedelini ödeyen halklar olacak" diye konuştu.

ÖZYÖNETİM DİRENİŞİ BÜYÜK DEVRİMLERİN IŞIĞI OLACAK

Özyönetim direnişine dair konuşan Yılmaz, şunları belirtti: "Özyönetim, evet belki bugün bir şey kazanılamamış ama biz biliyoruz ki 70 gün süren Paris komünü 1917'lere geldiğimizde Sovyetlere büyük ışık olmuştur. Sovyet devrimi Paris Komünü ışığında gerçekleşti. Her halkın kendini yönetme talebi meşrudur. Belki bugün sonuçsuz kalmış olabilir ama ileriki süreçte yarınki büyük devrimlerin ışığı olacaktır."

YARGI KARARLARI SINIFSALDIR

OHAL sürecinde faşist, ırkçı, cinsiyetçi bir düzenin tahakküm edilmeye çalışıldığını söyleyen İsmail Yılmaz, "Bugün Türkiye halkları, işçileri, emekçileri, yoksulları büyük bir baskı altında" dedi. Adil olmayan yargıya da dikkat çeken Yılmaz, mahkemelerin bağımsızlık tartışmalarının gerçek olmadığını ifade etti. Yılmaz, "Türkiye'deki yargı hiçbir zaman bağımsız olmamıştır. Olması da mümkün değildir. Sınıfsaldır. Sınıfsal olduğunu Torunlar İnşaat davasında 10 işçi katledildiğinde verilen kararda gördük. Mahkeme sınıfsal davrandı, katliamı görmedi. Soma'daki 301 işçinin katillerinin davasında da bunu görüyoruz. Bu mahkemelerden ne işçilere ne yoksullara ne diğer halklara adalet çıkar. Hiçkimsenin böyle bir beklenti içerisinde olmaması gerekir" dedi.

Kürtlerin ve Alevilerin baskı altında olduğunu, kadınların cinayete kurban gittiğini hatırlatan Yılmaz, "Bu günlerde kalkıp bu ülkenin demokrasi ile yönetildiği, mahkemelerin adil ve bağımsız olduğu söylemlerine kimse bize inandıramaz. Türkiye halkları, yoksullar, işçiler inanmıyor, her şey ortada. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı her gün birilerine hakaret ediyor, kadınlara, Alevilere, Kürtlere hakaret ediyor" diye konuştu.

YARGILANACAK OLAN BU SİSTEMDİR

Hitler Almanyası dönem ile bugünün Türkiye arasında hiçbir fark olmadığını kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti: "Burada yargılanacak bir şey varsa bu sistemin yargılanması gerekiyor ama bunu yargılayacak mahkeme var mı, mümkün değildir. Hangi sınıfı temsil ediyorsa kararlarını ona göre alacaktır. Buradan kimsenin adalet beklentisi ve inancı yok. Eğer yargılanacak bir şey varsa bu düzendir. Bu ülkenin işçileri, emekçileri ve halkları yargılayacaktır."

TKP'Lİ NACİYE HANIM'DAN ALINTI

Yılmaz'ın konuşması salonda alkışlarla karşılandı. Yılmaz, tekrar söz alarak şunları belirtti: "Partimiz MLKP aynı zamanda Rojava devriminde de yer almaktadır. Rojava kazanacak. Rojava'ya kimse boyun eğdiremeyecek. İşgalciler gidecek oranın halkları kalacak. TKP'li Naciye Hanım'ın 1920'lerdeki Sovyet kadın kongresinde dediği gibi, "karanlıkta yolunda yürüyüp sendelediğimiz ya da uçurumun kenarında durduğumuz doğrudur, fakat korkumuz yok. Her insan gündoğumunu görmek için karanlığın içinden geçmek zorundadır" ve biz de karanlığın içinden geçiyoruz. Mutlaka diyorum ve mutlaka bu güneşi göreceğiz."

Yılmaz'ın sözleri yeniden alkışlandı.

YERDUT: DARBE FORMATLANMIŞ OLARAK DEVREYE SOKULDU

Ardından MLKP üyesi olduğunu ifade eden Süleyman Göksel Yerdut konuştu.

Yerdut, "demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alındığını, yasal ve anayasal hakların gasp edildiğini, OHAL altında KHK'larla istibdat yönetiminin inşasına girişildiğini" söyledi. Tutuklu bulunduğu Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishane'de her türlü hak gasbı ve ihlallerle karşı karşıya olduklarını söyleyen Yerdut, bu ortamda da cinsiyetsiz, eşit, adil ve özgür bir dünya için mücadeleyi sürdürdüklerini dile getirdi.

Türkiye'deki askeri darbeler tarihine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yerdut, şunları söyledi: "Askeri darbeler bu toprakların yabancısı olmadıkları bir gerçekliktir. Kürdistan ve Türkiye'deki kirli savaşta oynadıkları özel rollerden dolayı devletin takdirname verdiği eli kanlı generaller 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulundu. 15 Temmuz darbe girişimi gerekçe edilerek anayasa ve yasaların askıya alınıp yasama yürütme ve yargı gücünün işlevsiz kılınarak, milliyetçi faşist ideolojik argümanlarla devreye sokulan tek adam diktatörlüğü, tarihsel bakımdan yabancısı olmadığımız bir geleneğin devamcısıdır. 1913 Babıali baskını ve ardı arkası kesilmeyen cinayetlerle, suikast ve komplolarla sürdürülegelen darbe mekaniğinin formatlanmış bir biçimi olarak bugün de AKP'nin karanlık yüzüyle devreye sokulmuştur. Darbeler incelendiğinde 1913'den başlayarak 1925'de Cumhuriyetin temel ideolojik, politik, iktisadi, toplusal ve kültürel ayakları olan farklı inançtan grupların, halkların sökülüp atılarak Cumhuriyetin dar ulus şovenizmine bürünmesinde rol oynayan darbeden tutalım '60, '71, '80 askeri darbeleri ile devreye sokulan ve 2008'de yeniden dizayn edilerek sistemleştirilen darbeler mekaniği göstermektedir ki, yaşananlar düpedüz devlet içi tasfiye, devleti ele geçirme pratiklerinden ibarettir. Ve bu amaçla ülkenin en kadim halkları, din, inanç, kimlik ve kültürleri hunharca katledilmiş, ortadan kaldırılmıştır. Birçoğu da yerlerinden yurdundan edilmiş, kalanlara ise asimilasyon politikaları dayatılmıştır. Bugün de buna benzer bir duruma tanıklık etmekteyiz."

15 Temmuz darbe girişimini engelledikten sonra demokrasiyi dilinden düşürmeyen Saray cuntasının OHAL ilanı ile halklara kan kusturarak demokrasiden ne anladığını gösterdiğini belirten Yerdut, AKP'nin sivil darbesinin darbe girişimlerine karşı değil aslında kendine muhalif tüm sesleri susturmaya dönük olduğunu belirtti. Yerdut, "Kirli politikaların faturası ezilen halklarımıza, farklı inanç, kimlik ve kültürlere baskı, zulüm ve sömürü olarak kesilmektedir" dedi. Yerdut, hiçbir muhalefete tahammül edilmediğini ve her eleştirinin "vatan hainliği, teröristlikle" yaftalandığını ifade ederek, "Bu durum karşısında susmayacağımız, mücadelemizi büyüteceğiz, ardılları olduğumuz büyük insanlık abideleri olan devrim şehitleri anısına bağlılıkla duracağız" dedi.

GELECEK DE BİZİZ UMUT DA

Devletin bugün yaşadığı yönetememe krizinin, ezilenlerin ideolojik, politik ve örgütsel itirazlarıyla aynı zamanda bir sosyal krizi de ortaya çıkardığı değerlendirmesinde bulunan Yerdut, "Krizi aşmanın yolu olarak tercih edilen korku duvarları da nafile bir çabadır. 15 Temmuz sonrası devreye sokulan tüm bu baskı, zulüm, sömürü ve işkencenin karşısında her geçen gün büyüyen ve yayılan itiraz, ezilen emekçi sınıfların ve halklarımızın eşitlik, adalet ve özgülük mücadelesinin dinamik bir öğesi olarak gelişmekte, OHAL rejiminin temelini de sarsmaktadır. Ezilen milyonların bilincinde, yüreğinde yaşatılanların bir karşılığı olacaktır mutlaka. Ezilenlerin eşitlik, adalet ve özgürlük istemi yakıcı bir talebe dönüşmüştür. Karl Marx'ın da dediği gibi her sorun kendi çözüm olanaklarını bağrında taşıyarak ortaya çıkar. Halklarımız bugün Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasını harabeye çeviren diktatör rejimleri yıkacak, özgürlükleri getirecektir. Buna inancımız tamdır. Zulmün, vahşetin karartamayacağı tek gerçek şudur; karanlığın en yoğun olduğu an şafağa en yakın andır. Sözlerime gelecek de biziz umut da biziz şiarıyla partimizin ideolojik, politik ve toplumsal paradigmasını açımlayarak devam etmek istiyorum" diye konuştu.

Yerdut, şöyle devam etti: "Parti tarihimiz Şeyh Bedrettin'den Mustafa Suphilere, Denizlerden Kemal Pirlere, Hasan Ocak'tan Sabahatlere Kutsiyelerden Beritanlara, Eylemlerden Medinelere kadar direnişin, özgürlük ve insanlık tarihinin temel bir bileşeni olarak özetlenebilir. Başta kadınlar olmak üzere ezilen emekçi sınıfların, mazlum halkların yalnızca insanca bir yaşamını müjdeleyen programı ile ahlaki ve politik bir gelecek üzerine inşa olmuş bir paradigmayı sahiplenmektedir. Her türden milliyetçi, gerici, cinsiyetçi argümanlardan arınmış çok kültürlü, kimlikli, inançlı ve çok dilli bir sosyalist toplumsallığı sahiplenip, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanmış halklarımızın hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmadan eşit hak ve özgürlükler içinde bir arada yaşamalarını, kendi kaderlerini tayin hakkını savunur. Tekçi, homojen, farklılıklara kapalı, asimilasyoncu tek bir kimlik, soy ve hanedanlıkla sınırlanmış, faşist ırkçı bir sistemin değil eşitliğin, adaletin, özgürlüğün herkesle paylaşıldığı bir yönetim sisteminin bir ifadesi olarak tanıyıp sahiplenmektedir. Seçimden seçime sandığa sürülen, iradesi hiçbir şekilde tanınmayan, sistemin kadrolarının devşirildiği, sömürünün nesnesi olan anlayıştan kendi siyasal kurumsal iradesi ile kendini doğrudan yöneten toplumsal gerçekliği savunur, bu amaçla mücadele ederiz. Ahlaki politik bir gelecek ancak kapitalist düzenin tüm dinamikleriyle, düzenin kirliliğinden kopuşla olası olup, bu bilinçle düzenin sömürü, zulüm ve işkencelerinin aracı olarak tüm kurumlarına karşı siyasi ideolojik, örgütsel ve ahlaki bir duruşu ifade eder. Bu inanç ve duygularımızla tüm düşüncelerimizi açıkça paylaşmak ilk adımı kendimizde başlatmanın bir gereği olarak yarını bugünden, bugünü tüm geçmiş tarihsel değerlerimizle bütünleştirerek ortaya koymaktayız. Bu biçimi ile parti gerçekliğimiz savcının iddianamesini çürütecek bir hakikati ortaya koymaktadır."

DARBELERLE HALKLAR TESLİM ALINMAK İSTENDİ

Türkiye siyasi tarihinin aynı zamanda bir darbeler tarihi olduğunu belirten Süleyman Göksel Yerdut, ülkenin silah zoruyla, şiddetle yönetilmek istendiğini ifade etti. NATO üyeliği ile birlikte bu darbe geleneğinin çok daha belirgin bir hal aldığını ve her 10 yılda bir darbeler yaşandığını kaydeden Yerdut, darbelerle halkların demokratik siyaset alanının daraltıldığını, örgütsel kurumsal iradesinin kırılmak istendiğini söyledi. Yerdut, "Halklarımızın sömürülerek teslim alınmasının amaçlandığı darbe anlayışı 1980 askeri darbesi ile zirve yapmış, Türk-İslam sentezi adı altında Sünni mezhepçi, şovenist, faşist politikalarla mevcut toplumsal sorunlar çok daha ağırlaştırılıp çözümsüz kılınmıştır" dedi. Yerdut, AKP iktidarının yönetim anlayışının 12 Eylül askeri cuntasından farklı olmadığının vurguladı. Yerdut, "Nasıl ki 12 Eylül faşist darbesi ile milyonlarca insan fişlenmiş, gözaltında işkencelerden geçirilmiş, tutuklanmışsa bugün de 15 Temmuz darbe girişimi ve 20 Temmuz Saray darbesi ile tüm devrimci, demokrat, aydın, ilerici insanlık işinden ekmeğinden edilmiş, fişlenmiş, gözaltında işkencelerden geçirilerek tutuklanmıştır. Kimin yaptığından bağımsız olarak her bir darbe dolaysız olarak devrimci, demokrat, ilericileri ezmeyi ve boğmayı amaçlıyor. Darbelere karşı tutumumuzu tarihin her safhasında açıkça ortaya koymuş, darbelere karşı mücadelede en ön saflarda yerimizi almışızdır. Bu duruş bir devrimcinin ilkesel olduğu kadar insani, ahlaki bir sorumluğu ve tarihsel görevidir. İşkence insanlık suçudur. Bugün bu yöntem insanlık düşmanlarına dahi uygulansa meşru ve haklı bulmayız. Halklarımıza yönelik işledikleri suçlardan dolayı yargılanıp cezalandırılmalarını ise yıllardır büyük bedeller ödeyerek savunduk, savunuyoruz" diye konuştu.

ÖZYÖNETİM İLANI MEŞRUDUR

Özyönetim ilanı ile kendi siyasi ve kurumsal iradesini ortaya koyan yerel yönetimlerin meşruluğuna inandıklarını dile getiren Yerdut, yaşadığımız coğrafyanın çok kültürlü, inançlı, çok dilli ve kimlikli bir yapısı olduğunu dile getirdi. Yerdut, tekçi, homojen politikalarla yok sayılan, varlığı inkar edilen, asimilasyondan ve soykırımdan geçirilen halkların kendi özgür iradeleri ile kendilerini ifade etme haklarına sahip olduğunu vurguladı. Yerdut, ekledi: "Tüm bu farklılıklara karşı düşmanca politikalar geliştiren ulus devlet anlayışının hiçbir meşruiyeti olmadığını da açıkça ifade ederim."

Yerdut, "'68 devrimci önderi Hüseyin (Aslan), Yusuf'un (İnan) idam sehpasında haykırdıkları sözlerle birlikte Deniz'in (Gezmiş) 'Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği' şiarının bugün yaşamış olduğumuz ve adeta kangrene dönüşmüş toplumsal sorunlarımızın çözümü için de doğru bir yol kılavuz olduğu inancımla, ırkçı zihniyete karşı çok kültürlü, demokratik ulus perspektifi ile halklarımızın eşitlikçi, adaletli, özgürlükçü mücadelesinin meşruluğu yönündeki düşüncelerimizi beyan etmeyi enternasyonalist bir görev bilirim. 1915'den bugüne Ermeni, Süryani, Alevi, İbrani ve benzeri halklarımızın soykırıma uğratılması trajedilerine yenilerini eklemekten başka bir sonuç doğurmayacak olan bu faşizan şovenist anlayışın coğrafyamızı kültürler mezarlığına dönüştüren tekçi politikalar karşısında devrimci duruş kaçınılmaz bir enternasyonalist görev ve sorumluluktur" diye konuştu.

AKP'nin kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı bir politika yürüttüğüne işaret eden Yerdut, demokratik değerleri savunmanın kişinin, bir grubun ya da bir halkın hak ve istemleri kadar ötekilerin de hak ve hukukunu savunmayı, koruyup geliştirmeyi gerektirdiğini kaydetti. Yerdut, "Çoğunluğun içinde azınlığın, kendi dışındakilerin de varlığını tanıyor, kendilerini ifade etme ve var olma haklarını savunuyorsan demokrasiden söz edebilirsin" dedi. Bir sosyalist olarak bu hakları savundukları için yargılandıklarını kaydeden Yerdut, "Kuşkusuz kim suçlu tarih bunun hükmünü verecek" dedi.

AKP YAŞASIN İNSANLAR ÖLSÜN POLİTİKASI YÜRÜTÜLÜYOR

Çözüm sürecinin bitirilmesiyle birlikte PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ağırlaştırıldığına dikkat çeken Yerdut, "Siz Cizre, Sur ve Nusaybin'e tankla topla girerseniz, halk kendini savunur. AKP'nin Kürt politikası ülkeyi yıkıma götürüyor. AKP korku ve tedirginlik içindedir. AKP, Kürt düşmanlığında dolayı çıldırmış durumdadır. ‘AKP yaşasın insanlar ölsün' politikası devreye konulmuştur" dedi.

"Devlet öldürücü bir mekanizmadır" diyen Yerdut, ekledi: "Efrin'e barış götüreceğiz diyorlar. Türkiye'ye barış getirmeyenler Efrin'e barış götüremez."

Yerdut, yapılan yargılamanın hukuki olmadığını da belirterek, Cizre'de yaşamını yitirenleri andı. Yerdut, "Cizre'de bodrumlarda katledilen o bedenlerimizi asla unutmayacağız. Ezilenler adına yargılandığım bu dava benim için gurur kaynağıdır" dedi.

İddianamede geçen "terör örgütü" ifadesine tepki gösteren Yerdut, "İddia makamı bir ‘terör örgütü' arıyorsa, AKP'ye bakması yeterlidir" ifadesini kullandı. Mahkeme heyeti başkanının "Sen savunma yapmadın sadece kendi düşüncelerini anlattın" demesi üzerine Yerdut, "Adil yargılama olmadığı için diyeceklerim bu kadardır" cevabını verdi.

İKBA: YAŞASIN KÜRT VE TÜRK HALKLARININ KARDEŞLİĞİ

Ardından Akar İkba savunma yaptı. Kürtçe savunma yapan İkba, Kürt halkı üzerindeki baskılara dikkat çekti. "Sur ve Cizre'de yapılanları görünce yönümü Kuzey Kürdistan'a çevirdim. Gelişim de Kürt ve Türk halkları içindi" diyen İkba, Öcalan'a yönelik tecriti kınadı. Efrin işgali ve saldırılarını da kınadığını söyleyen İkba, "Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği, yaşasın PKK ve Kürt halkı" ifadesini kullandı.

İkba'nın savunmasının ardından Tokat Cezaevi'nde bulunan tutsaklar adına savunma yapan İbrahim Halil Ildız, Öcalan üzerindeki tecridin tüm Türkiye ve bölge halklarına karşı uygulandığını söyledi. Ildız, "İmralı'daki tecrit ve baskı kırılmadığı sürece Ortadoğu, Türkiye ve dünyaya barış gelmez, savaş devam eder. Bu duruşma ilk başladığında Türkiye hükümeti Efrin'e saldırı gerçekleştirdi. Biz o zaman kınadık ve olacakları dile getirdik. Efrin'de yapılanlar nedeniyle Türkiye uluslararası mahkemelerde yargılanacaktır" dedi.

KÜRTLER İRADE SAHİBİDİR

Ildız, savunmasını şöyle sürdürdü: "Erdoğan yavaş aklı ve ağır yükü ile dört parçadaki Kürtleri ayırarak, politikalarını uygulamak istiyor. Ancak bu hayaller kirli bir rüyadan ibarettir. Kürtler irade sahibidir. Bunu da gösteriyorlar. Bu iradeyi göz ardı edenler düşeceklerdir. Şuan da Erdoğan yanlış hesapların içindedir. Tüm dünya Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak ve İdil'in hesabını soracaktır. Bu faşizme karşı direniş yükselecek ve zafere ulaşacaktır."

Cezaevlerinde yaşanan baskılara da değinen Ildız, tek tip elbiseye tepki gösterdi. Ildız, "Erdoğan tarafından tek tip elbise gündeme alınmıştır. Mahkemeler de buna itaat etmiştir. Sadece Erdoğan ve Bahçeli'nin sesi çıksın istenmektedir. Bunun karşısında durumlar ise çeşitli kılıflar ile suçlu olarak gösteriliyor" dedi.

İŞKENCE EDEN POLİSLERİN YARGILANMASI GEREKİYOR

İlk ifadelerinin işkence altında alındığını hatırlatan Ildız, aynı baskıların devam ettiğini belirterek, savunmasını şöyle sonlandırdı: "Bize işkence eden polislerin bugün burada yargılanması gerekiyordu. Burada onları teşhir etmiştik. Bizim davamızdaki yargılama da adil değildir. Bu şartlar altında ne avukatlarımızı ne de dosyalarımızı görebiliyoruz. Mahkeme heyetinin adil bir şekilde yargılanmamız için bu işleyişe müdahale etmesi gerekir. Eğer hukuka göre değil iktidara göre yargılama yaparlarsa yarın bir gün onlar da mahkum edilecektir. Zamanın havasına ve iktidarına göre hareket edenler şimdi pişman olmuş durumda. Bunu size hatırlatmak istiyoruz. Siz de unutmayın."

Duruşma yarın devam edecek.