ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Efrîn'e sömürge valisi!- Nazım Kayalar

Efrîn işgali dört parçadaki Kürtler açısından ulusal bilinci ve öfkeyi daha yüksek seviyeye çıkarmıştır. Saray rejimi seçim yasası/hilesiyle Kürt oylarını kendi hanesine yazmayı hesap etse de Kürtleri Ankara'ya bağlayan bağlar, sandık sonuçlarıyla açıklanamayacak denli zayıflamıştır. Sarayın başını en çok ağrıtacak olan da bu kopuştur.

Etkin Haber Ajansı / 04 Nisan 2018 Çarşamba, 09:11

NAZIM KAYALAR- AKP/Saray rejiminin Efrîn'e başlattığı saldırı, daha ilk andan itibaren yorum ve değerlendirmelerde işgal saldırısı olarak tanımlandı. Aynı tanımlamayı yaptığı gerekçesiyle yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı.

Tespitlerin doğruluğu, daha ilk günlerden Cuma hutbelerinde "fetih suresi" okutularak, 18 Mart'ta kente girişle birlikte başlayan yağmayla tescil edildi. Aynı gün Efrîn'deki resmi kuruluşlara Türk bayrağı asılması, diplomatik dille de fetih/işgalin bütün dünyaya ilan edilmesinden başka bir anlam taşımıyor. -Çıkmak zorunda kalacağı an'a kadar işgalin sandıktaki çarpan katsayısı, diktatör için ganimetin büyüğü olarak da kayda geçebilir.-

AKP/Sarayın Efrîn planı, işgalle sınırlı kalmayarak ilhak çizgisinde ilerliyor. Kimlerden ve nasıl oluşturulduğu belli olmayan 35 kişilik sözde Afrin Kurtuluş Kongresi yeterli görülmemiş olacak ki, Hatay Vali Yardımcısı, Efrîn'e sömürge valisi olarak atanacak. Kentte 450 kişilik polis gücü oluşturularak, yönetim Hatay Valiliği tarafından koordine edilecek. Atılan tüm adımlar, açık bir ilhaktır. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun "Afrin'e yerleşeceğiz" sözleri de durumu özetliyor.
Ortadoğu coğrafyasında en son, İsrail, 1967 Altıgün Savaşları'nda işgal ettiği Filistin toprakları ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ni ilhak etmişti. Başta ABD olmak üzere Batı emperyalizminin bütün desteğine rağmen İsrail, BM kararlarıyla hala işgalci olarak tanımlanmaktadır.

Osmanlıcılık hayalleriyle yayılmacı emellerinin gerçekleştiğini uman Türkiye'yi, diğer faktörler bir yana, uluslararası diplomatik alanda zor bir süreç bekliyor. Bayrak dikmekten sömürgeci vali atamaya, yağmaya varan bütün pratikler, uluslararası hukukun çiğnenmesidir ve bu durum bölgede dengelerin değişmesiyle birlikte Saray'ın aleyhinde delil olarak kayda geçmektedir.

İşgal, aynı zamanda ekonomik ilhakla da tamamlanmak istenmektedir. Bu konudaki itiraf, bizzat Cumhurbaşkanı Danışmanı İlknur Çevik'ten gelmekte. Askeri varlığın yıkılan kentlerin yeniden yapımında Türk müteahhitlere olanaklar sağladığını söyleyen Çevik, zamanında Irak'ta olamamaktan hayıflandı. Tamı tamına onun söylemiyle, "elli küsur" askerin ölümüyle artık Suriye pastasında masada olduklarını ağzından kaçırıverdi.

Efrîn'de işlenen bir diğer suç soykırımdır. 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde soykırım tanımlamasında, "...grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi, grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması" şeklinde ifade edilir.

Şimdi Efrîn özgülüne bakarsak.

Türkiye'nin arabuluculuğu ile Doğu Guta'dan tahliye edilen selefi El Nusra, Ehrar El Şam ve Feylek Rahman çeteleri ve aileleri Efrin'e yerleştiriliyor. İşgalci ÖSO çetelerine de işgal edilen köyler, topraklar pay ediliyor. Böylece Efrîn'in demografik yapısı değiştirilerek "Burada Kürtler yaşamıyor" denilerek, ilhaka toplumsal taban yaratma politikasının devreye sokulması için hazırlık yapılıyor. Bu, soykırım suçudur.

Uluslararası/diplomatik alanı ilgilendiren meselelerde AKP/Saray rejimine herhangi bir yaptırım uygulanır mı? ABD ve Rusya'nın işgale verdiği destek düşünüldüğünde, böyle bir olasılık pek görünmüyor. Bu ancak, dünya halklarının başta Kürt halkı olmak üzere Suriye ve Ortadoğu halklarıyla göstereceği dayanışmanın gücüyle sağlanabilir.

Ancak işgalin/ilhakın sürdürülebilirliği de öyle kolay değil.

Emperyalistler ve işbirlikçileri, birbirlerinin suçlarını örtbas ederek görmezden gelebilirler. Ancak birbirlerinin çıkarları söz konusu olduğunda, aynı oranda toleranslı değildirler. "Milletlerin dostları yoktur, çıkarları vardır" burjuva deyişi, burada da geçerlidir. Suriye sahasında daha fazla tutunamayan ABD, Efrîn'in Türkiye'nin işgali altında kalmasına göz yumabilir. Ancak Şam yönetimi kuzeye doğru etki sahasını genişlettikçe, Kürtleri Şam'ın hizasına çekmek için işgale yeşil ışık yakan Rusya için aynı durumun sürdürülebilirliği tartışma götürür. Keza bölgesel yayılmacılık konusunda en az Türkiye kadar hevesli olan İran'ın da bu duruma teşne olmasını beklemek olası görünmüyor. Fransa'nın yeni hamlesi, emperyalist batının Türkiye'nin işgalinden duyduğu rahatsızlığa işaret ediyor.

Yani, kartlar daha çok karılacak.

Türkiye, cihatçı "müttefik"lerine kalkan olarak, Türkiye'den ve Suriye'nin değişik bölgelerinden toplayacağı çetelerine korunaklı bir alan yaratmayı amaçlıyor. En küçük insani değer taşımayan, "ganaim" hükmünden başka kural tanımayan çetelerin ve kanla beslenen onların savaş ağalarının çok kısa sürede Türkiye'nin başına bela olacağı apaçık görülüyor. Neredeyse silinme aşamasına gelen IŞİD, örgütsel olarak aynı olmasa bile zihniyet olarak diriltildi. Türkiye eliyle toprak ve statü verildi. Bunun sonuçları da Türkiye'ye ve tüm ilişkilerine yansıyacaktır.

Dünyanın onuncu büyük ordusu, NATO’nun ikinci büyük ortağı, bütün aceleciliğine bir top mermisi menzilindeki Efrîn'e ancak iki ayda girebildi. Mevzi savaşında bütün güç dengeleri Türkiye lehine olmasına rağmen ancak gerçekleşti. Kürt güçleri Efrin somutunda ve mevcut koşullar altında direnişi ve savaşı gerilla tarzı mücadeleyle sürdüreceklerini açıklamış bulunuyor. Şimdiden bombalama ve baskın eylemleriyle ilgili bilgiler, işgalcilerin ve çetelerin kayıpları hakkında haberler çoğalmaya başladı.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumunun yarattığı heyecan neyse, Efrîn işgali de dört parçadaki Kürtler açısından ulusal bilinci ve öfkeyi daha yüksek seviyeye çıkarmıştır. Saray rejimi seçim yasası/hilesiyle Kürt oylarını kendi hanesine yazmayı hesap etse de Kürtleri Ankara'ya bağlayan bağlar, sandık sonuçlarıyla açıklanamayacak denli zayıflamıştır. 2018 Newroz'u bunu gösterdi. Sarayın başını en çok ağrıtacak olan da bu kopuştur.