ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Prof. Dr. Üstün: Torba yasayla sularımız endüstriyel üretime sunuluyor

Meclis'te görüşmeleri süren yeni torba yasayla DSİ'ye suyun pazarlanmasını istediği şirkete verme yetkisi tanınıyor. Düzenleme DSİ'ye ya da atadığı bir şirketine "proje idaresi" adı altında hazine ya da şahıs arazisine el koyma hakkı veriyor. Tapu idaresini de aradan çıkaran torba yasaya dikkat çeken HDP Ekoloji Üyesi Prof. Dr. Üstün, yaşam alanlarına sahip çıkma ve acilen dayanışma çağrısı yaptı.

Etkin Haber Ajansı / 31 Mart 2018 Cumartesi, 09:06

İSTANBUL (Pınar Gayıp) - Suyun ticarileştirilmesini sağlayacak torba yasayla ilgili Meclis görüşmeleri devam ediyor. Düzenlemeye göre Devlet Su İşleri (DSİ) eliyle herhangi bir vadideki su şirketlere dağıtılacak ve endüstriyel üretimle suyun ticarileştirilmesinin önünü açılacak.

Torba yasada 7 madde Meclis'te onaylandı. 8. maddenin görüşmeleri sürüyor. Ancak torba yasa doğa yasalarına, halkların özgür iradesine, yaşam haklarına, gıda güvenliğine aykırı düzenlemeler için geniş yetki barındırıyor.

Öyle ki DSİ, herhangi bir havzada bulunan suyu alınır-satılır bir mal olarak istediği bir şirkete satabiliyor. Yasayla birlikte bu şirket şahsa ya da hazineye ait tarım arazisine el koyabilecek, üstelik yapılan çalışma sırasında yaşanan iş cinayetinden tamamen muaf tutulacak, tapu idaresi de aradan çıkartılacak.

Suların 49 yıllığına devriyle başlayan sözleşmeler ve yönetmelikler hazırlanarak başlayan süreç Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün'ün yorumuyla su ve toprakla buluşuyor. Torba yasaya ilişkin ETHA'ya konuşan Üstün, bugüne dek suyun ticarileşmesiyle toprağa el koyma ve bütün tarım alanlarına, işlenebilir ormanlara, meralara endüstriyel üretimin yerleştirme esasları belirleyen pek çok torba yasa yapıldığını kaydetti.

'ENDÜSTRİYEL ÜRETİMLERİN YERLEŞTİRMESİNİ MEŞRULAŞTIRIYOR'

Torba yasada birkaç şeyin ortaya çıktığına dikkat çekti. Üstün, "Birincisi, suyun alınır-satılır mal olarak kullanılmasını 'meşrulaştırıyor'. Kimler arasında, şirketler arasında. Suya para ödeyenler arasında. İstediğine veriyor istediğine transfer ediyor. Bunun için de DSİ'yi yetkili kılıyor" dedi.

Torba yasaya göre "DSİ, bölgede suya ihtiyacı olan üretimlerle suyun sahibi olanlar arasında sözleşme yapar, gerçek ve tüzel kişilerin suya erişimini sağlayan protokolü imzalar". Üstün bu maddeyi, "Yani 'meşrulaştırıyorlar' artık suyun transferini. Suyun 49 yıllığına verdikleri şirketten bir başka şirkete verilmesini ve o bölgede tarım alanları, meraların, ormanların olduğu yerlere endüstriyel üretimlerin yerleşmesini 'meşrulaştıran' bir yasa" olarak yorumladı.

Üstün'ün dikkat çektiği diğer konu ise o bölgedeki toprakların tümüne hazine ya da şahısa ait tarım arazisi ya da meraya el konulması. Üstün, "Buna el koyan kim yine DSİ ve onun uygun gördüğü 'proje idaresi' ismini verdiği herhangi bir gerçek ya da tüzel şirket. Onun istediğinde kayyum atadığı belediye olabilir, kayyum atadığı ya da özelleştirdiği Su Birlikleri olabilir. Herhangi bir maden şirketi olabilir, endüstriyel yapan şirket olabilir. Tümünün açtığı yol endüstriyel tarım" diye konuştu.

'DSİ YA DA ATADIĞI ŞİRKET İSTEDİĞİ TOPRAĞA EL KOYABİLİYOR'

Yasa, "Herhangi bir parçalı tarım arazisini bütünleştirmek için yetkili" kılıyor DSİ'yi. Üstün, bu maddeyi şöyle açıkladı: "Hem DSİ hem de ilgili bakanlık şimdilerde DSİ'nin bağlı olduğu Orman ve Su işleri Bakanlığı. İstediği toprağı ya DSİ ya da atadığı, onayladığı şirketin 'proje idaresi' adı altında bölgedeki toprağa el koyabiliyor. Bu isterse bir şahsa ait olsun hiç farketmez, toprak tapulaştırma esasına göre o toprağın bütünlüğünü sağlıyor ve istediği üretime geçmesi için yetkili kılınıyor. Yani herhangi bir şirket DSİ bir bölgedeki herhangi bir tarım alanına rahatlıkla el koyabilir durumda. Bu arada işletme bir başkasına devrettiğinde de herhangi bir zarar olursa ya da yol geçerse o tapulaştırdığı araziden şahsa ya da hazineye ait bu arazide verdiği zararı da şahsın banka hesabına yolluyor. Bu bölgede herhangi bir iş cinayeti olursa bütün yükümlülüklerinden şirket ya da iş cinayetini işleyen kişi muaf. Masraflarını da yine DSİ üstlenmiş oluyor. Bütünüyle yapılmak istenen tüm tarım alanlarına, meralara el koymak ister şahıs ister hazine arazisi olsun. Bakanın onayıyla DSİ el koyuyor ve istediği bir şirket 'proje idaresi' adı altında bu işi yapabilir oluyor."

Yasada, "bu yetkiyi belediyelere, kooperatiflere, herhangi Su Birlikleri'ne de verebiliriz" ibaresinin olduğuna dikkat çeken Üstün, fakat başka bir madde de Su Birlikleri'nin özelleştirilmesinin esasa bağlandığını kaydetti. Halkın idaresi olan yerel yönetimlere el konarak kayyum atandığına dikkat çeken Üstün, "Bu torba yasada da diyor ki verebileceğimiz belediye, kooperatif DSİ'nin izniyle, bakanın onayıyla istediğimiz yaptırabiliriz" dedi.

'GDO'LU ÜRETİM YAPAN SEKTÖRLER TARIM ALANLARINA İNECEKLER'

Üstün, her toprağın her ürünün yetişmesine uygun olmadığını vurguladı. "Kontrollü ürün yetiştirecekler bu GDO'ya kadar gider, ki bu olacaktır" diyen Üstün, "Endüstriyel tarım dediğinizde bütün şirketleri göreceksiniz. Gübre sektörü, ilaç sektörü gibi GDO'lu üretim yapan sektörler de görülecektir. Tarım yapılabilir bütün alanlara bunlar inecekler ve tapulaştırdıkları toprakta istedikleri ürünü elde edecekler. Endüstriyel bir ürün demek öncelikle o bölgede yıkım demek. Suyun daha çok kullanılması toprağın sırf o ürünü elde etmek için hırpalanması. Yani tarım ilkelerinden uzaklaşan, ekosistemin doğanın kendini kurtarabileceği kendi özgünlüğünü sağlayabileceği bütün süreçlerden koparması. Çiftçinin, tarım ve hayvancılık yapanların orada yaşamaması demek. Size ait tapunun sizin olmaması gerek" ifadesini kullandı.

Tapu idaresinin de aradan çıkarıldığına işaret eden Üstün, 8. maddenin bir bendinde üzerinde herhangi bir satış şerhi varsa, müdahaleye engel durum varsa, DSİ ya da atadığı şirketin bu tapuda düzenleme yapma yetkisine sahip olduğunu belirtti. Üstün, "Yani tapu yok tapu idaresi yok tapular yok mülkiyet yok artık hiçbir şey yok. Kamusal alan yok artık bu kadar korkunç bir yasayı boşuna getirmiyorlar. Bunu adım adım ördüler; suyu ticarileştiren yasaları, HES'ler yaşama geçirirken ördüler. Suyun olduğu alanlara madenleri açarak, meraları şirketlere teslim ederek ördüler. Şimdi detaylarını yapıyorlar, yaptıklarını meşrulaştırıyorlar. Bu yaptıkları suçtu, bugüne kadar el koymaları suçtu. Şimdi artık kendilerini suçlu değil 'yasaya uygun kılıyor, meşrulaştırıyorlar' yaptıklarını" dedi.

'ACİLEN DAYANIŞMAMIZ GEREKİYOR'

Kamuoyuna çağrı yapan Üstün, yasanın henüz geçmediğine dikkat çekti. "Biz istersek engelleyebiliriz" diyen Üstün, şöyle devam etti: "Sadece şahsa ait araziye el koymaktan bahsetmiyorum bütün doğal sisteme, sermaye biriktirmek amacıyla el koymaktan bütün doğanın yasal unsurlarının sermayeye dönüştürülmesinden bahsediyorum. Bu bir suçtur, doğa yasalarına aykırıdır, orada yaşayan hakların özgür iradesine yaşam haklarına aykırıdır, gıda güvenliğine aykırıdır tümüyle aykırı bir suç işleniyor. Orada yaşayan insanlar söylenen yaldızlı sözlerden kurtulup yapılmak istenenin gerçek yüzünü görebilirlerse başarırız. Başarmamak için bir neden yok. O yaşam içindeki yönetimi halklar belirler, yukarıdan birileri dediği için değil kaçırdıkları torbalar yasalar değil. Bize çok iş düşüyor. Dayanışmak acilen. Hiç 'ama'lar olmaksızın yaşamı özgürleştirmek için her alanda dayanışmak gerekiyor. Hepimize kolay gelsin."