ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Sosyalizme adanmış bir ömür: Rosa Luxemburg

Demir Çeneli Melekler, sizleri dünyanın sokaklarını adımlayan kadınların yaşamlarını keşfe çıkarıyor! Tarihin sayfalarında gizlenen kadınların hayatları, umutları ve mücadeleleri Kibele'nin nefesiyle ulaşıyor. "Hayatın her alanında savaşmak istiyorum" diyerek tarihe iz bırakmış kadınların hikayeleri Mart ayı boyunca her gün ETHA'da.

Etkin Haber Ajansı / 05 Mart 2018 Pazartesi, 13:18

HABER MERKEZİ- Yakalanmadan önceki son yazısında "Vardım, varım, var olacağım" diyordu Rosa Luxemburg. Bu sözleri, 99 yıldır kadınların dillerinde.

Yaşamını sosyalizm mücadelesine adayan komünist önder Rosa Luxemburg'un bugün doğum günü. Rosa, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1871 yılının 5 Mart'ında dünyaya geldi.

Küçük yaşta geçirdiği rahatsızlık ve yanlış tedavi nedeniyle 9 yaşına kadar evde eğitim gören Rosa, 1880'de 2. Kız Lisesi'ne başladı. Sosyalizm mücadelesiyle tanışması da bu yıllara denk gelir. Okulun yakınlarındaki bir kalede devrimcilerin, sosyalistlerin hücrelere atıldığını, taş ocaklarında çalıştırıldığını ve asıldığını gören Rosa, Polonya ve Rusya'daki sosyalist çevrelerle ilişkiye geçti. İllegal faaliyetleri nedeniyle tutuklanma riski ortaya çıkınca, 18 yaşındayken İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldı.

Aynı yıl Zürih Üniversitesi'ne giren Rosa, felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik eğitimi aldı. Bundan daha önemlisi ise hayatında büyük etkiler bırakan isimlerle tanıştı. 1893'de Paris'te Polonyalı sosyal demokrat dergi "İşçi Davası"nı çıkarmak üzere üniversite öğrenimine ara veren Rosa, Zürih'te toplanan II. Enternasyonal Sosyalistler Kongresi'nde delege olmak istedi ancak kabul edilmedi. Ardından da Julian Marchlewski ve Adolf Warski ile birlikte Polonya Sosyal Demokrat Partisi'ni kurdu.

Kağıt üzerinde bir evlilik yaparak Alman vatandaşlığına geçen Rosa Luxemburg, Berlin'e taşınarak Almanya Sosyal Demokrat Parti'ye (SPD) üye oldu.

Partideki erkek egemen zihniyet ve gelişmekte olan revizyonist, reformist ve bürokratik çizgi, bir kadın ve sorgulayıcı-eleştirel bir devrimci olarak her zaman Rosa'nın önüne çıktı. Sürekli yönetimin engelleme ve sınırlamalarıyla karşı karşıya kalsa da mücadeleden hiç vazgeçmedi. Disiplin ve çalışkanlığının yanı sıra dogmatik olmaması, onu işçi sınıfının bir önderi yaptı. Defalarca kez girdiği hapishanede kaleme aldığı makaleler, August Bebel tarafından açılan ve tek kadın eğitmen olduğu SPD Parti Okulu'ndaki bilimsel çalışmaları, çeşitli dergi ve gazetelerdeki yazıları ile devrimin sorunlarına çözüm üretmeye çalıştı. Rosa, durmaksızın yazdı ve bunları hayata geçirmek için çabaladı. Lenin'in dediği gibi "O bir kartaldı."

I. Emperyalist Paylaşım Savaşı, dünya ve sosyalist hareketin tarihinde bir dönemeç noktası olduğu gibi Rosa ve yoldaşı Karl Liebknecht'in yaşamlarının da dönüm noktası oldu.

SPD, II. Enternasyonalin önder partilerinden biriydi. Onun emperyalist savaşa karşı tutumu, Enternasyonali etkileyebilecek niteliğe sahipti. Rosa ve Karl, bunun bilinciyle bir yandan SPD'de gelişmekte olan açık ve gizli revizyonist ve reformist çizgiye karşı mücadele verirken, diğer yandan partide egemen olan "anavatan savunması" anlayışına karşı çıkıyordu. Avrupa proletaryasının savaşa karşı dayanışmasını güçlendirmeye çalışıyorlardı.

Rosa Luxemburg, SPD'nin yanı sıra Polonya ve Rus sosyal demokrat işçi partilerinin delegesi olarak katıldığı 1907'deki Enternasyonal Sosyalistler Kongresi'nde şunları söylüyordu: "Savaşın çıkması söz konusu ise o zaman ilgili ülkelerdeki işçiler ve parlamenter temsilcileri, savaşın çıkmasını uygun araçlarla engellemek için ellerinden geleni yapmakla yükümlüdürler. Bu araçlar, sınıf mücadelesinin ve genel ve politik durumun sertleşmesiyle doğal olarak değişecek ve artırılacaktır. Buna rağmen savaş çıkarsa, savaşın en kısa zamanda bitirilmesi için mücadele etmekle ve savaş sonucunda ortaya çıkan iktisadi ve politik krizi halk tabakalarının politik açıdan uyandırılması ve kapitalist sınıf egemenliğinin alaşağı edilmesi için kullanmakla yükümlüdürler."

1914'te Luxemburg, Liebknecht, Clara Zetkin ve Franz Mahrivg ortak bir bildiri yayımlayarak, savaş konusunda SPD'den ayrı düşündüklerini ifade ettiler. Sonrasında Luxemburg ve Liebknecht'in önderliğinde oluşan Spartakistler grubu, ayaklanmanın patlak verdiği 1918'de Alman Komünist Partisi'ni (KPD) kurdular. Ayaklanma sürecinde Rosa, devrimin zafere ulaşma olanağını yitirdiğini düşünse de sonuna kadar devrim sürecinin içinde yer almakta tereddüt etmedi. Bu nedenle Rosa ve Karl, karşı devrimin hedefindeydi. 15 Ocak'ta ikisi de katledildi.

Rosa Luxemburg, "vardım, varım, var olacağım" sözlerini ölümünden bir gün önce, 14 Ocak 1919 tarihinde Die Rote Fahne'de yayınlanan yazısında dile getirir. "Berlin'de düzen hâkim" başlığıyla yayımlanan yazısında, yenilgiye rağmen emekçi kitlelere olan inancını vurgular. Umut dolu o metin sadece kadınların kurtuluşuyla ilgili olmasa da son sözcükleri, 99 yıldır kadınların dilinde:

"Liderlik zayıftı. Ancak yeni bir liderlik, kitlelerden kaynaklanan ve kitlelerin seçtiği bir liderlik oluşturulabilir ve oluşturulmalıdır. Kitleler tayin edici öğedir, devrimin nihai zaferinin üzerine inşa edileceği kayadır. Kitleler görevlerinin düzeyindedirler. Bu ‘yenilgiyi' uluslararası sosyalizmin kıvancını ve gücünü oluşturan tarihsel yenilgiler dizisinde bir halka haline getirdiler. İşte bu nedenle zafer, bu yenilginin toprağında yeşerecektir. "Berlin'de düzen hüküm sürüyor!" Sizi budala zaptiyeler. Kum üzerine kurulu "düzeniniz". Devrim daha yarın olmadan, zincir şakırtısı içinde yeniden doğacaktır! Ve sizleri dehşet içinde bırakıp, trampet sesleri arasında şunu bildirecektir: Vardım, Varım, Varolacağım."