ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Temelli: SİHA'lar düştükçe kazananlar var

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, savaşın rantının Erdoğan'ın "düşerse düşsün" dediği SİHA üreticilerine gittiğini, bedelini ise yoksulların ödediğini belirtti.

Etkin Haber Ajansı / 27 Şubat 2018 Salı, 16:01

ANKARA- HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ölüm yıl dönümünde olan yazar Yaşar Kemal’i anarak konuşmasına başladı. Temelli, Yaşar Kemal'in şu sözlerini aktardı: "Umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok. Bir ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu, güzelliği seçecekse, bu, evrensel insan haklarından, düşünce özgürlüğünden geçer. Dilini ve onurunu istemek en temel ve doğal haktır… Bugün bir umutsuzluk yeli ortalığı kasıp kavuruyor. Ben diyorum ki, bu yaraların sağılması bizim elimizde. Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elimizde. Gelin de doğru dürüst bir demokratik düzenin kurulması için aklımızla, yüreğimizle el ele verelim. Bu bir çağrıdır. Sözüm sizedir"

"Biz de büyük insanlığı barış ve demokrasi mücadelesine çağırmaya devam ediyoruz" diyen Temelli, 28 Şubat postmodern darbenin de yıl dönümü olduğunu anımsattı. Temelli, "Belki de aklımızda kalan en önemli görüntü sokaktaki tanklar. Hala tanklar sokaklarda, dün Sincan sokaklarında bugün Afrin'de. 97’de o tankların mağduru olanlar bugün o tanklardan medet umuyorlar.

12 Eylül ve 28 Şubat'ta olduğu gibi bugün de üniversitelerin ilk hedeflerden birisi olduğunu söyleyen Temelli, "O gün nasıl insanlar üniversitelerden uzaklaştırıldıysa bugün bu sayı binlere ulaştı. Hiçbir gerekçe gösterilmeden. En çok da büyük üniversitelerde yaşandı bu ihraçlar. Buna direnen rektörler görmedik. Tam tersine ihraç listeleri hazırlayan rektörler gördük. Çünkü rektörlerin seçimini içine sindiremeyen bir iktidar vardı, rektör seçimi de neymiş deyip rektör atıyordu. Bir üniversite kıyımını bu OHAL döneminde birlikte yaşadık. Sadece KHK ile ihraç edilenler değil soruşturma açılan binlerce akademisyen söz konusu. Hangi akademisyenler? Toplumun bilim hakkını, özgür bilimi savunan akademisyenler" diye konuştu.

Barış akademisyenlerine verilen cezaları hatırlatan Temelli, "Bir bilim insanı savaşı mı savunacak" diye tepkisini dile getirdi.

BİR BAŞKA 28 ŞUBAT FOTOĞRAFI DOLMABAHÇE MUTABAKATI

"Bir başka 28 Şubat fotoğrafı da Dolmabahçe Mutabakatıdır" diyen Temelli, şöyle devam etti: "Tam da bu fotoğrafa itirazdır Dolmabahçe Mutabakatı. Yani darbe mekaniğine karşı toplumun bir arada yaşayacağı demokratik cumhuriyet özlemiyle oluşmuş bir demokratik mutabakattır. Burada dile getirilen taleplere baktığımızda, emekten kadına, doğaya, toplumun tüm kesimlerine eşitlik ve özgürlük vaat ettiğini görürsünüz. Yol gösteren bir 10 maddedir. Bu maddeler üzerinden hareket etmek ki Dolmabahçe Mutabakatı 2015’dedir, o yıla gelene kadar süren bir kaç yılda tüm toplumda yükselen bir umut vardır. Bir beklenti vardır, barış umudu vardır, dolayısıyla Dolmabahçe Mutabakatı ortak vatanda demokratik cumhuriyet için büyük fırsattır. Mutabakat reddedilmiş, masa dağıtılmış, tecrit başlamıştır. 7 Haziran sonuçlarını içine sindiremeyen iktidar savaş siyasetiyle bugünkü tabloyu yaratmıştır."

Salih Müslim'in Çekya'da gözaltına alınmasına değinen Temelli, "20-25 Şubat tarihleri arasında Sayın Salih Müslim İstanbul’da. 22 Şubat’ta Süleyman Şah Türbesinin taşınma hikayesi var. Bugün iktidar Salih Müslim’i Çekya’dan istedik diyor. Gündem mühendisleri, sanki Interpol’de böyle bir kayıt varmış gibi gündemi bulandırarak cambaza bak taktiğiyle günü kurtarmaya çalışıyorlar. Oysa Salih Müslim, tıpkı Türkiye’deki barış sürecine katkı sunduğu gibi Suriye’de barış olması için de çalışmalarını sürdürüyor" diye konuştu.

İktidarın gündem mühendisliği yaptığını söyleyen Temelli, "Toplumun her kesiminde kriz derinleşiyor. Çok geniş bir işsizlik sorunu var. TÜİK Başkanı çok maharetli bir şekilde işsizliği bir ayda 2 puan düşürdü. Ama gerçekte 2 puan arttı. Gizli işsizlik çok daha hızlı artıyor. Güvencesiz çalışma biçimleri her gün hayatımıza giriyor. Bu aslında yaygın bir yoksulluğu getiriyor. Türkiye büyüyor insanlar yoksullaşıyor. Peki bu büyümenin hayrı kime?" diye sordu.

Haksız zenginleşme, yolsuzluk ekonomisi ve suç ekonomisiyle karşı karşıya olunduğunu söyleyen Sezai Temelli, şeker fabrikalarının özelleştirilmesini de değerlendirdi. Temelli, AKP'nin 2003-2007 arasında 60 milyar dolarlık özelleştirme yaptığını hatırlattı ve ekledi: "Para nerede? Yok."

SAVAŞI FİNANSE ETMEK İÇİN NE VARSA SATIYORLAR

Bu özelleştirmeler karşısında Türkiye ekonomisinin hiçbir yapısal sorununun çözülmediğini söyleyen Temelli, özelleştirilen kurumların Türkiye ekonomisi için çok büyük anlam ifade ettiğini, toplumsal ekonominin yeniden üretimini sağladığını vurguladı. Temelli, "Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelliği budur. Onun karına bakılmaz. Onun, toplumsal ekonomideki rolüne bakılır. Örneğin Et Balık Kurumu. Özelleştirdi Tarım Bakanı ülke ülke et arıyor şimdi. Süt Kurumu özelleşti, süt tüketimi düştü. Çünkü süt çok pahalı artık. Yani yoksulların tüketeceği bir şeyin dışına çıktı. Çünkü ciddi bir gıda yoksunluğu açığa çıkıyor."

Temelli, şeker fabrikalarının satılmasının nedenlerini ise şöyle açıkladı: "Bir, artık ne varsa satıyorlar savaşı finanse etmek için. İki, mısır şurubu olarak adlandırılan ürünü üreten büyük firmalar şeker üretimini yok etmeye çalışıyor. Kendi ürününün satılabilmesi için çevre ülkelerde şeker üretimini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün şeker pancarı üretiminden sadece çiftçiler geçinmiyor. Yaklaşık 1 milyon insanı etkileyen bir karar. Diyorlar ki şeker fabrikaları zarar ediyor. Halk sağlığı ne olacak? Kaldı ki şeker fabrikalarının öyle anlatıldığı gibi büyük bir zararı yok. Burdur Şeker Fabrikası 18 milyon karımız var diyor. Ama kimse bilmiyor ki 18 milyona kaç SİHA alınır? Oysa Muş’taki şeker fabrikasını, Burdur’daki şeker farikasını kapatarak kör savaşı ve sarayın finansmanını sağlamaya çalışan bir iktidar var. Doğanın tahribatı da var. Şeker ekince ormandan fazla oksijen sağlıyorsunuz."

Efrin savaşının etkisinin Türkiye’nin her yerinde olduğunu söyleyen Temelli, "Her gece televizyon ekranlarında öyle bir Afrin’den bahsediliyor ki sanırsınız ki Afrika. Oysa ufacık bir ilçe. Sığınanlarla nüfusu 350-400 bin arasında. Başbakan diyor ki, 350 bin Afrinli’yi Afrin’e geri göndereceğiz. Afrinli Afrin’den çıkmamış ki, sen kimi göndereceksin?" diye sordu. Efrin'de sivillerin öldüğünü söyleyen Temelli, "Afrin’de ateşkes koşullarına bir an önce uyulmasını istiyoruz. Bu savaşın bedelini halklar ödüyor. Afrinliler ödüyor. Afrinli Kürtler, Süryaniler, Türkmenler ödüyor. Ölüm güzellemesini yapanlara karşı biz, yaşamı savunmaya devam etmeliyiz" dedi.

"Bu savaşın rantı kime gider?" diye soran Temelli, SİHA'ları hatırlattı. Temelli, şöyle devam etti: "Diyor ya Erdoğan, SİHA’lar düşsün. Düşsün ki SİHA satalım. Savaştan kim kazanır? SİHA’lar düştükçe kazananlar var. İyi ki damat yolcu uçağı üretmiyor."

ÇOCUKLAR YAŞASIN DİYE SİYASET YAPIYORUZ

Savaşın bedelini ise yoksulların ödediğini söyleyen Temelli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir mitingde yanındaki çocukla "ölüm" mesajları verdiği konuşmasını hatırlattı. Temelli, "5 yaşında bir çocuğa asker kıyafeti giydirmişsiniz. Toplumu militarize etme ruhunu çocuğa kadar taşımışsınız. Çocuğun cebindeki bayrağı görünce de şehit olunca o bayrağı üzerine örtmesini söylüyorsunuz. Biz çocuklar yaşasın diye siyaset yapıyoruz, birileri de neredeyse o yaştaki çocukları cepheye sürecek. Allah herkese sıralı ölüm versin" diye konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı Temelli, çocuk istismarı tartışmalarını da değerlendirdi: "Çocuk istismarı 16 binden 14 bine düşmüş. Bunu o kadar küçümseyerek söylüyor ki, onun için her şey sayı. Bunu başarı olarak söylüyor. Ciddi bir ahlaki sorundur. Onun yaratmış olduğu etki sadece o çocuk ve ailesi üzerinde değil. Toplum üzerinde yarattığı tahribatın ne denli ciddi olduğunun farkında olmayan hükümet göz boyama amacıyla kimyasal hadım projelerini öne sürüyor. Oysa çocukların kendilerini koruyabilecekleri çocuk koruma programları, bu suçun önlenmesini sağlayacak politikalar uygulanmalı. Aslında o 4-4-4 eğitim sisteminin yansımalarını görüyoruz. Hala yasa 12 yaş sınırı koyuyor. İlk 4’ü okuduktan sonra o çocuklar sadece cinsel anlamda değil yaşamın her alanında istismar edildiler. Çocuk işçiliği arttı, çocuklar öldü. Çocuk yaşta evlendirmeler arttı. Çocuk istismarı diye hala 12 yaş sınırı getiriyorlar şeri hükümlerle. Neden 18 yaş değil de 12 yaş?"

Temelli, seçim ittifak yasasına değindi, "Referandumda ortaya çıkmış ne kadar şaibe, hile varsa bütün bunlara yasal zemin hazırlanmaktadır. OHAL darbesi, olası demokratik ilerleyişim önündeki bir darbe zihniyetidir. Peki temsildeki adaleti nasıl saplayabilirsiniz denildiğinde bakın, yöntem şu; barajı geçme olasılığı olmayan, yüzde 5’in altında oy alma olasılığı yüksek olan bir parti ile ittifak yapıyor, onun için baraj sorununu ortadan kaldırıyorsunuz. O parti için temsilde adaleti sağlamış oluyorsunuz. İttifak yapmayanlar, barajı geçmek zorunda" dedi.

Temelli, şöyle devam etti: "Türkiye’nin antidemokratik gidişatına bu diktatöryal savruluşuna bu ülke halkları engel olacaktır. Bunun yolu AKP-MHP ittifakı değildir, bu tür seçim hesapları değildir. Bu türden seçim ittifakları değildir. Bunu yapabilmemizin yolu, her yerde yan yana gelmektedir. Bunu yapabilmemizin yolu, asgari müştereklerde buluşmaktır. Bunu sağlayabiliriz, hangi düşünceye sahip olursak olalım buluşabiliriz. Nasıl ki herkes kendi ‘hayır’ıyla geldi ve güçlü bir yanıt üretti yarın da başta seçim hakkı olmak üzere demokratik haklarımıza sahip çıkabiliriz."