ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Gürbüz: HDP en önemli birleşik mücadele aracımızdır

Kongre sürecinde bulunan HDP'nin Kadın Meclisi Üyesi Nadiye Gürbüz, "Şovenizm, ezilen halkları, emekçileri, kadınları birbirine düşman etmeyi amaçlayan bir zehirdir. Öncelikle bu ülkenin tüm ezilenlerinin taleplerini sahiplenerek, bunlar için mücadele edeceğiz. HDP, bunun zeminini yaratacak en önemli birleşik aracımızdır" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 02 Şubat 2018 Cuma, 11:45

İSTANBUL- Halkların Demokratik Partisi 11 Şubat'ta 3. Kongresi'ni toplayacak. Eşbaşkanlarının, vekillerinin ve binlerce yönetici, üye ve seçmeninin hapishanede olduğu, belediyelerine el konulduğu, siyaset yapma kanallarının daraltıldığı bir süreçte düzenlenen kongre, yeni bir eşik olarak tanımlanıyor. Kongreyi ve yeni dönemi HDP Kadın Meclisi üyesi Nadiye Gürbüz ile konuştuk.

Efrin işgaline dair "Şovenizmi tırmandırarak oylarını yükseltme çabasına girenler yine hezimete uğrayacak. İşte o zaman onları ne çıkardıkları iç savaş KHK'sı ne de güvenlik zirvelerine kattıkları SADAT kurtarabilecek" diyen Gürbüz, yeni dönemde HDP'nin temel gündemleri arasında yoksulluk, yolsuzluk düzeni, kadınların yaşam hakkı, tek tip elbise dayatmasına karşı mücadele olduğunu söyledi.

HDP Kadın Meclisi üyesi Nadiye Gürbüz'ün ETHA'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

İç ve dış politikada gerilimin zirve yaptığı, demokratik kazanımların OHAL/ KHK rejimi eliyle tırpanlandığı, savaş politikalarının tüm politik süreci baskı altına aldığı bir dönemde HDP 3. kongresini düzenliyor. HDP'nin siyasi tasfiye operasyonlarının hedef tahtasına oturtulduğu böylesi bir dönemde kongrenin misyonu ne olacak?

AKP-MHP faşist ittifakının 7 Haziran sonrası partimiz ve muhalif tüm kesimlere yönelik tasfiye operasyonları halen sürüyor. Tutuklanan üye ve yöneticilerimiz ile partimize oy verenlerin sayısı 10 bini aşmıştır. Tasfiye operasyonları tabii ki bir güç kaybına yol açtı. Partimize fikir ve pratik anlamında büyük katkıları olan çok sayıda yoldaşımız tutuklandı. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar HDP'yi tasfiye etmeyi başaramadılar, başaramayacaklar. Çünkü HDP milyonların gönül verdiği, tüm ezilenleri temsil eden bir parti.

Son 3 yılda partimize yönelik tutuklamalarla il ve ilçe örgütlerimizin içi boşaltılmaya çalışıldı. Ancak tutuklanan yöneticilerimizin yerini hep yenileri doldurdu. Hiçbir yönetim organımız boşa düşmedi, dağılmadı. Gözaltı ve tutuklamalara rağmen HDP'yi tasfiye edemeyen Erdoğan/Saray rejimi kongrelerimizi yapamadığımız yönlü gerçek dışı bilgiler yaymaya başladı. Ezilen haklar nezdinde yaşadığı güç kaybının ve hezimetin üstünü bu şekilde örtmeye çalışıyor. Psikolojisi bozulmuş durumda. İşte 11 Şubat günü Ankara'da on binlerin katılımıyla gerçekleştireceğimiz 3. Olağan Kongremizde 6 milyonun iradesinin tasfiye edilemediğini, edilemeyeceğini bir kez daha göstereceğiz.

Bu kongre aynı zamanda geride kalan sürecin muhasebesi ve yeni bir siyasi hamle bakımından da bir eşik olarak tartışılıyor. HDP'nin yeni bir politik ve örgütsel atılım için öncelikli olarak önüne çekmesi gereken sorunlar nedir sizce?

Halkların Demokratik Partisi, bu ülkede yaşayan tüm halkların, ezilenlerin temsilcisidir. Partimiz bu misyona uygun politika üretti bugüne kadar. Tabii ki geçmiş döneme ilişkin kendimize yönelttiğimiz bazı eleştirilerimiz var. Bu süreçte bütün bunları değerlendirdik. Üyelerimiz, yöneticilerimiz, dostlarımızla geçmiş dönemi değerlendirdik, neyi yanlış/eksik yaptığımızı tartıştık. 2-3-4 Şubat günlerinde yapacağımız konferanslarımızda ilçe, il, bölge konferanslarından çıkan sonuçları değerlendireceğiz, önümüzdeki süreci planlayacağız.

AKP Hükümetinin 16 yıllık iktidarı döneminde yoksullar daha fazla yoksullaştı, zenginler servetlerini artırdı. İşçilerin hakları gasp edildi. İşçilerin hak arayışlarının önü kesildi, grevleri yasaklandı. Taşeron işçilerine müjde diye sunulan, KHK'ları meşrulaştırma amacı da taşıyan yeni düzenleme ile taşeron işçilerin geçmişe dönük bütün haklarını gaspediyor. İşsizlik almış başını gidiyor. Meclis önünde kendini yakan işçiden sonra Balıkesir'de bir işçi belediye binası önünde kendini yaktı. Yoksulluk, işsizlik en temel sorun... Bu yaşananların en büyük nedeni ise yolsuzluk ve hırsızlıklar... Birileri vergi ödememek için servetini Man Adasına, Malta'ya taşırken, bu ülkede çalışan milyonlarca emekçi açlık sınırının altında ücret alıyor, vergi ödüyor. Bu adaletsizlik gün geçtikçe büyüyor ve emekçilerin öfkesini biriktiriyor. Ezilenlerin temsilcisi olan HDP'nin öncelikleri arasında yoksulluk, yolsuzluk düzeni var.

Bir diğer temel sorun kadınların yaşam hakkı. Kadınlar yıllardır yaşamak istediklerini dile getiriyor. Fakat bu erkek egemen düzen kadınların yaşam hakkını elinden alıyor. Öldürüyor, şiddet uyguluyor, yoksulluğa mahkum ediyor. Bununla da yetinmeyip kaç çocuk doğuracağına, ne giyineceğine, ne zaman sokağa çıkacağına müdahale ediyor, dizayn etmeye çalışıyor. Çocuk istismarının önünü açıyor. Eğitim sistemi geçmiş dönemden daha fazla olarak erkek egemen sistemin kodlarına uygun hale getirildi. Kız çocuklarına erkeklerin ayağını yıkama görevi biçen bir eğitim sistemi kadını köleleştirmeyi, hiçleştirmeyi amaçlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı da tam bu misyona uygun olarak 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilebileceğini söylüyor. Bütün bunları alt alta dizdiğimizde söylenenlerin, eğitim kitaplarında yazılanların tesadüfi olmadığını, toplumu yeniden dizayn etme projesinin bir parçası olduğunu görürüz. Ancak AKP/Saray rejiminin işi oldukça zor. Çünkü bütün bu baskı süreçlerinde hareketsiz kalmayan tek kesim kadınlar. Kadın özgürlük mücadelesi yürütenler birleşik bir hattan sokakları tutmaya devam etti. OHAL'e rağmen sokaklardan vazgeçmedi kadınlar. Bundan sonra da vazgeçmeyecektir. Bu toplumun en fazla baskıya, katliama maruz kalan kesimi kadınlar, işte bu kadınlar susmadı, susmayacak.

OHAL ilanı ve KHK düzeni diye tarif edebileceğimiz süreçte özellikle son yapılan düzenlemeler, HDP'nin önümüzdeki dönem mücadele planları arasında. Özellikle hapishanelere yönelik tek tip elbise dayatması, halen binlerce rehinesi bulunan HDP bakımından önem arzediyor. Tek tip sadece bir elbiseden ibaret değil. Bu tüm toplumu tek tipleştirmeye yönelik bir saldırı. Cemaat tutuklularına uygulanacak diyerek toplumdan rıza almaya çalışanların niyetlerini çok iyi biliyoruz. Halen hapishanelerde bulunan 50 binden fazla siyasi tutukluya yönelik bir saldırıdır tek tip. Tutukluları kişiliksizleştirme, değersizleştirme hamlesidir. Hapishanelerdeki tutuklulara tek tip elbise giydirilmeye çalışılırken, ezilen halklara, kadınlara tek tip bir yaşam dayatılıyor. Sistemin çizdiği sınırlar dışına çıkmamaları isteniyor. Yani tek tip elbise öyle basit bir saldırı değil. Bugün tek tip elbiseyi giyenler, yarın İslamcı faşist kodlarla karşımıza çıkan her türlü saldırıya boyun eğeceklerdir. Tek vatan, tek devlet, tek bayrak siyasetinin devamıdır bu.

Ortadoğu'da yaşananlar egemenlerin sadece Türkiye'de değil birçok alanda sıkıştıklarını gösteriyor. Irak'tan sonra İran'da başlayan milyonlarca yoksulun sokak isyanı, yine İran'da kadınların idamı göze alarak sokaklarda patlak veren isyanı, ezilenlerin umudunu büyütüyor. Ezilen halklara umut olan Rojava devrimi de emperyalistlerin saldırısı altında. Rejimin kodları emperyalistlerin planlarıyla örtüşerek bir kez daha devreye girdi. Söz konusu olan Kürtler özgürlüğü, halkların eşit, özgür yaşamı olunca nasıl saldırganlaştıklarını gördük. Bugün Efrin'e yönelik saldırılar bundan bağımsız değildir. Rojava halklarının birlikte yaşam iradesine tahammülsüzlük Kobane'ye yönelik saldırının ardından bugün Efrin'e yönelik işgal girişimiyle karşımıza çıktı. ABD ve Rusya'nın sınırları olsa da desteğini alan Türk devletinin işi artık daha da zor. Kobane'de IŞİD'in yaşadığı hezimet ve yok oluş serüvenini hatırlatmak isterim burada...

Türkiye halkları bugün Efrin'de neler yaşandığını maalesef tam olarak öğrenemiyor. Neredeyse bütün basın kuruluşları Saray rejiminin elinde. Onlar ne söylerse onu yazıyorlar. Ama bu bile onlara yetmemiş. Efrin işgali başlar başlamaz basına 15 maddelik bir brifing verildi ve biz ne söylersek onu yazacak, söyleyeceksiniz denildi. Zaten olmayan basın ilkeleri tamamen ayaklar altına alındı. Gerçeği yazanlar, sosyal medyadan paylaşanlara yönelik ise cadı avı başlatıldı. Diamon Eros'un "Gerçeğin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır" sözünü hatırlatmak isterim. Kısa sürede ortaya çıktı gerçekler. Girmesi kolay olmuş gibi görünebilir fakat çıkması oldukça zor bir bataklığa saplandılar...

Ezilen halkların, kadınların, gençlerin isyanı karşısında baskının dozunu arttıranlar savaştan medet umuyorlar. Ama Türkiye halklarından savaşa tam destek alamadılar. Çünkü Türkiye halkları savaşın büyük acılarını yaşadı. Şovenizmi tırmandırarak oylarını yükseltme çabasına girenler yine hezimete uğrayacak. İşte o zaman onları ne çıkardıkları iç savaş KHK'sı ne de güvenlik zirvelerine kattıkları SADAT kurtarabilecek.

HDP ilk kurulduğu andan itibaren bir gençlik ve kadın partisi olarak öne çıktı. Dinamizmini de esasta bu yapısından aldı. Ne var ki gelinen aşamada bu bakımdan zayıflamalar olduğu görülüyor. Sizce bunun nedeni nedir ve nasıl aşılabilir?

Aslına bakarsanız HDP'nin kadın partisi ilkelerinde hiçbir esneme olmamıştır. Bırakın Türkiye'yi dünyada bir ilki gerçekleştirdik biz. Eşbaşkanlık sisteminin uygulanması, kadınların siyasette eşit temsiliyetinin sağlanması HDP'nin kadın partisi ilkesinin temelidir. Bu ilkeyi güvencelemek için 2016 yılının başında yaptığımız kongremizde Kadın Meclisimizi kurduk. Ancak erkek egemenliği çok köklü. Bu sadece sisteme yönelik değil, parti içinde de mücadele edilmesi gereken bir konu. Küreselleşmiş emperyalist sistemde yaşayan ezilen halkların büyük bir baskı altında olduğu bir doğru. Fakat kadınlar için bu baskının dozu çok daha fazla. Yani sadece devlet değil bu baskının aracı. Aile, koca, baba, erkek kardeşler, çocuk, hatta bu sistemde yaşayan tüm erkekler...

Kadınların üzerindeki bu katmerleşmiş baskı düzeninden hiçbirimiz azade değiliz. HDP içindeki kadınlar da azade değil. Erkek egemen algıyı değiştirmek de öyle kolay değil. Biz HDP'yi kurduğumuz süreçte de bunun sancılarını yaşadık, ancak son dönemde bu sancılar artmaya başladı. Toplumun yeniden dizayn edilmesi politikasından HDP içindeki erkeklerin etkilenmediğini söylemek doğru olmaz. Bunda Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ, kadın belediye eşbaşkanlarımızın, çok sayıda parti yöneticimizin tutuklanması da etkili oldu. Bu partinin kadın iradesini tutsak ederek, erkek egemenliğini yeniden hortlatmaya çalıştılar. Bunda kısmen de olsa başarılı oldular. Ama kazanamadılar. Çünkü bu partide kadın aklını ve iradesini kuşanan binlerce kadın var.

HDP içindeki erkek yoldaşlarımız, bunu ne kadar gerçekleştirdi, bu süreçte bunları da tartıştık. Neyi eksik yaptık tespit etmeye çalıştık. Erkek aklının sirayet ettiği noktaları bulmaya çalıştık. Kadın konferanslarında bunları tartıştık, çözüm önerilerimizi de bu tespitlerimiz doğrultusunda yapmaya çalıştık.

İktidar hırsının erkek egemenliği ile ne kadar ilgili olduğunu bir kez daha ortaya koyduk. Kadını iradeleştirmek için parti içinde alınması gereken önlemleri almaya, kadınları güçlendirerek, erkekleri büyük bir dönüşüm sürecine sokarak, bu mücadeleyi kazanacak adımlar atmaya başladık.

Bir diğer sorumuz Türkiye ve Kürt halk dinamiklerinin ortak mücadele araçlarından biri olarak ortaya çıkıp şekillenen HDP'nin toplumsal psikolojinin bu denli bölündüğü koşullarda nasıl bir hattan yürüyeceği üzerine olacak. HDP yeni koşullarda bu mücadele birliğini hangi olanaklara dayanarak ve politikalar yoluyla üretebilir?

Az önce söyledim, bu toplumda belli bir azınlık dışında, milyonlar baskı rejimiyle yönetilmeye çalışılıyor. Bunun adını da koyalım; faşizm. Biz Türkiye halklarına yaşadıkları yoksulluğun, iş cinayetlerinin, kadın katliamlarının, kentsel dönüşüm adı altındaki talanın, ekolojik sistemi bozacak her türlü girişimin, HES'lerin, termik ve nükleer santrallerin, Kürt halkının yok sayılmasının, savaşın, ölümlerin vb. nedeninin bu sistem olduğunu anlattık, anlatmaya devam edeceğiz. Yani işçilerin ekonomik talepleri ile Kürt halkının özgür yaşam talebi birbirinden bağımsız değildir. En insani talep olan işçilerin ücretlerinin arttırılması talebiyle kadın katliamlarının son bulması talebini ortaklaştırmanın zemini çok yüksek. Sıraladığım diğer talepler bakımından da aynı şey geçerli. Şovenizm ezilen halkları, emekçileri, kadınları birbirine düşman etmeyi amaçlayan bir zehirdir. Öncelikle bu ülkenin tüm ezilenlerinin taleplerini sahiplenerek, bunlar için mücadele edeceğiz. HDP bunun zeminini yaratacak en önemli birleşik aracımızdır. Ama bu yeterli değildir. HDP dışında kalan tüm kesimlerin ortak talepler zemininde yan yana gelişlerini sağlamamız gerekiyor. Geçmişte buna benzer çeşitli birlikler kurduk. Fakat merkezi düzeyde yaratılan birliklerin tabana inmesi sağlanamayınca gerçek bir ortak mücadele aracı ortaya çıkmıyor. Siyasetin yerelleşmesi, yerel siyaset araçlarının ve birliklerinin yaratılması bir ihtiyaç. Aynı zamanda partimiz HDP, bu güçlere öncülük misyonunu çok iyi oynamalı. Öncülük gelin şu zeminde bir araya gelelim diyerek yapılamıyor maalesef. Öncülük ancak ezilenlerin talepleri doğrultusunda mücadele ederek bu güçleri bu mücadele zeminlerine çekerek sağlanabilir.

Savaşa karşı olduğunu söyleyen hekimlere yönelik gözaltılar bile ortak mücadele zeminin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Bu saldırı dalgası Saraya biat etmeyen tüm kesimlere yöneliktir. Demek ki Saraya biat etmeyenlerin bir araya gelmesi elzemdir. Sizin aracılığınızla Türk Tabipleri Birliği Merkez Yürütme Kurulu üyelerine yönelik gözaltıları kınıyorum. Savaşa karşı olmak hekimlerin temel sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getiren hekimlerin bir an önce serbest bırakılması gerekiyor.