ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Direnişin Gücü

Saray faşizmi ve işgal güçleri tüm cephelerde sırat köprüsü üzerinde yürümektedir. Direniş uzayıp basınç arttıkça cehennemin alevleri arasına düşmeleri olasılık dahilindedir. Diktatörün, cehenneme yalnız gitmek istemeyeceğinden ve Türkiye halklarını da peşinden sürüklemek istediğinden emin olabiliriz. Bunu engelleyecek tek gücün Türkiye halk direniş dinamiklerinin Efrin direnişinin yanında saf tutması olacağı açıktır.

Etkin Haber Ajansı / 02 Şubat 2018 Cuma, 10:21

HABER MERKEZİ- Atılım gazetesi, bu haftaki başyazısında Efrin'i gündemine aldı.

Atılım'ın "Direnişin Gücü" başlıklı başyazısı şöyle:

"Yenilen pehlivan güreşe doymazmış!

Diktatörün ruh hali tam olarak böyle.

Suriye savaşının ilk zamanlarında üç vakte kadar Emevi Cami'nde namaz kılacaktı. Aradan yıllar geçti. Girdiği her savaşta yenilmekle kalmadı, dört tarafı ayağını kaydırmak için fırsat kollayan 'dostlar' ile doldu. Çöken emperyalist statükonun harabeleri altında filizlenen Rojava devrimi, yaklaşan sonunu hatırlatan en büyük korku objesi haline geldi. Minderin dışına düşmemek için rakibinin ayağına yapışıp kalan güreşçi misali çırpınıp durmaya, çırpındıkça da batmaya başladı. Emevi Camisi'nde namaz hayali, ecdadı Osmanlı'yla birlikte Suriye'de bir mezarlıkta yatıyor artık. Sesinin bu kadar gür çıkmasına, 'kızıl elma' teranelerine bakmayın. Şimdilerde kurabildiği tek haya, kendi ikbalini bağladığı sömürgeci faşist rejimin varlığını korumak. Eski hasımları İran, Rusya ve Esad'ın yanına ilişip minderde kalmayı bir şans saymasının nedeni de bu. Yani, o minderde kalmak ve Rojava'yla, Kürtler'le tutuştuğu güreşi kazanarak kendisini güvenceye almak. Efrin'e dönük işgal savaşına ölüm kalım savaşı niteliği kazandıran temel saik bu.

Ne var ki, bu girişimin rejim ve diktatör bakımından büyük bir kumar olduğu, geride kalan son on beş günde yaşanan gelişmelerle bir kez daha teyit edildi.

Efrin işgaline onay almasıyla bulduğu cesaretle ABD'ye çektiği blöf şimdilik tutmadı. Minbic'ten Irak sınırına kadar yürüme efelenmesi, önce kapalı kapılar ardında çekilen ayarla, sonra da kamuoyu önünde yapılan 'açık ve sert' uyarılarla karşılık buldu. ABD'nin işgale verdiği onayın sınırları böylece çizilmiş oldu. Dahası ABD'nin, Türkiye'yi teskin etmek için yaptığı Efrin'e Minbic ve diğer kurtarılmış alanlardan desteğin olması halinde desteğin çekileceği tehdidi de devrim güçleri tarafından boşa çıkarıldı. Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonu'nun her yerinden Efrin direnişine destek vermek ve katılmak için seferberlik başladı. Ve ABD, tehdidini 'başka bölgelerden Efrin'e geçiş olduğundan haberdarız' biçiminde revize etti.

İran, işgal girişimi karşısında, Kürtleri ABD'ye yaklaştırarak yerleşik hale gelmesine yol açabileceği ve savaşta bugüne kadar alınan mesafeyi geri sarabileceği kaygısıyla eleştirel bir tutum aldı.

Rusya, bir yandan Kürtleri Türk sopası ile Şam'a yaklaştırma hesabı yaparken, diğer yandan Şam'la birlikte başlattığı İdlib harekatıyla dengeleri tümden değiştirebilecek bir hamleye girişti. Rejim, sahnede Efrin işgalini diplomatik kınamalarla, Rusya ise tarafsızlık demagojileri ve sınırlı olma uyarılarıyla geçiştirirken, sahne arkasında Rojava'nın diğer bölgelerinden Efrin'e geçişlere göz yumdu. Bununla, hem Kürtler'le iletişim kanallarını açık tutmayı hem de Kürtlerin direnişini Türkleri meşgul eden, güçten düşüren ve doğal olarak İdlib'i düşürme hamlesini zora sokacak bir pozisyondan uzak tutmayı murad ettiler. Diktatörün buna karşı İdlib'i de operasyon alanı içinde ilan eden blöfü de tutmadı. Dahası, HTŞ çetesi eşliğinde İdlib'te ilerleyen Türk askeri konvoyunun önce rejim güçleri tarafından taciz ateşi altına alınması, sonra Rus uçakları tarafından yakınlarına atılan bombalarla geri çevrilmesiyle işgalin sınırları Rusya tarafından da çizilmiş oldu.

Bu arada, Avrupa ve NATO'nun, işgali 'Türkiye'nin meşru güvenlik kaygılarını anlıyoruz' sözleri ile onaylamasının da sınırları çok geçmeden ortaya çıktı. Almanya'da Türkiye'ye silah satışını durdurma tartışmaları, Fransa'nın bizzat Macron ağzından operasyonun işgale dönüşmemesi uyarısı dikkat çekici örnekler.

Tüm bu tabloya, Soçi'de düzenlenen konferansın iflasla sonuçlanmasını da ekleyebiliriz. ÖSO'yu Türkiye'nin temsil ettiği, Kuzey Suriye-Rojava güçlerinin katılmadığı, davetli ABD, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin gelmediği, ev sahibi Rusya'nın bile düşük bir profille (Putin katılmadı) dahil olduğu konferans, Suriye savaşını siyasi çözüm yönünde bağıtlayacak bir zemine dönüşemedi.

Bu tabloyu ortaya çıkaran dinamikleri biraz yakından incelediğimizde çok açık bir sonuca ulaşabiliriz. Tüm çelişki, çatışma, pazarlık ve ittifaklar, esasta emperyalist statükonun çökmesinden doğan açmazlar ve direnişin gücü tarafından belirlenmektedir. Efrin'in her karış toprağını çetelerin içinde yok olup gittiği bir bataklığa dönüştürerek Vietnamlaştıran direniş, zaten kırılgan durumda ve bir dizi yapısal çelişkinin basıncı altındaki dengeleri bozmaya adaydır. Direniş uzayıp, siyasi ve askeri etkileri büyüdükçe işgalcilerin içinden tek parça halinde çıkamayacağı bir kapana dönüşecektir. Direnişin on günlük bilançosu bile bu öngörünün ne kadar gerçekçi olduğunu göstermesi bakımından oldukça ikna edici görünmektedir. Avrupa başta gelmek üzere, dünyanın dört bir yanında on binleri içine çeken dayanışma hareketinin altını çizmek gerekir. Efrin direnişi, şimdiden Kobane direnişi ve Rojava devriminin yarattığı meşruiyet alanını genişletmiş, dünya halklarını emperyalist ve bölgesel gericilik üzerinde basınç uygulayarak, işgali mümkün hale getiren dengeyi zorlayan faktörlerden biri olarak harekete geçirmeyi başarmıştır.

Direnişin şimdiden kazandığı ya da önünü açtığı bir diğer başarı ise Kürt ulusal birliği yönünde kazandırdığı ivmedir. Dört parça Kürdistan halkı ve politik özneleri, değişik düzeylerde de olsa işgale karşı pozisyon almış, sokaklara çıkmış, kadın ve gençlerin ağırlıkta olduğu yüzlerce Kürt direnişe katılmak üzere yüzünü Efrin'e dönmüştür. Kerkük'ün işgali ve bağımsızlık referandumu sonrasında yaşanan gelişmelerin Kürt halkında yarattığı demoralizasyon ve parçalanma hali, direnişin gücüyle tersine dönmeye başlamıştır.

İşgale karşı duruşta en zayıf nokta, Türkiye ve Kuzey Kürdistan cephesi olarak göze çarpmaktadır. Saray faşizmi, Türkiye ve Kuzey Kürdistan sathını olabildiğince uzun bir süre kontrol altında tutarak geri cephesini güvenceye almak istemekte ve bunun için elindeki tüm olanakları seferber etmektedir. Ne var ki, faşist saldırganlıkla ve ideolojik bombardımanla şimdilik kotarılabilen bu dengenin de oldukça zayıf noktaları var.

Birincisi, kış koşullarının gerillayı sınırlayıcı etkisinden olabildiğince yararlanmak isteyen Saray faşizmi, cemrelerin düşmesiyle gittikçe artan gerilla eylemlerinin basıncı altında kalacaktır. Diğer taraftan, işgalin belli bir aşamasından itibaren Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde politik askeri eylemlerin yükselmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Kürt özgürlük hareketi ve devrimci güçlerden işgalci güçlere direnişin Türkiye ve Kuzey Kürdistan sathına yayılarak yanıt verileceği açıklamaları bunun habercisidir.

İkincisi, Saray rejimi OHAL ve savaş koşullarına dayanarak işgal ve savaş karşıtı güçleri şimdilik bastırabilse de, bunun belli sınırlarının olduğu da açıktır. Kuzeyde ve Türkiye metropollerinde Kürt halkının öfkesi gittikçe büyümekte ve şimdilik gençliğin gerillaya ve Efrin direnişine katılımı biçiminde kalsa da, savaşın ve işgalin her yere yayılmasının kaçınılmaz sonucu olarak antifaşist özsavunma hattından ilerleyerek kitleselleşmesi muhtemel görünmektedir. Diğer taraftan, işgal savaşının içteki hedefi olan Alevi emekçilerin kopuş potansiyeli de artmaktadır. Siyasal olarak Saray faşizmi karşısında bir pozisyon alan Alevi emekçiler, şimdilik CHP üzerinden pratik olarak stabilize edilse de işgal savaşı uzayıp bunun somut sonuçlarıyla karşılaştıkça bu durumun kırılganlığı artacaktır. Kobane serhildanı hatırlansın. Kobane serhildanının Kürdistan sınırlarını aşarak birleşik bir karakter kazanmasında Alevi emekçilerin yoğunlukta olduğu mahallelerin katılımı belirleyici olmuştu. Efrin'e dönük işgal saldırısının eski cihatçı artığı çetelerle birlikte organize edilmesi, Saray'ın politik İslamcı faşist karakterinin Aleviler bakımından yarattığı tehlikeyi gösteren örneklerin çoğalması Alevi emekçilerdeki kopuş dinamiğini büyütmektedir. Aynı şey, kentli ve laik hassasiyeti olan kesimler, kadınlar bakımından da söylenebilir. İşgale destek veren CHP'nin, işgalin ÖSO ile yürütülmesi eleştirisi ise bu kopuş eğilimini kontrol altına alma ve düzen sınırları içinde tutma isteğinden kaynaklanmaktadır. Yani, Saray'ın kendisini en güvenli hissettiği ve oksijeni aldığı Türkiye ve Kuzey Kürdistan cephesi de kendi içinde bir dizi kırılma noktası barındırmaktadır. En son TTB'li doktorların barış açıklamasına karşı diktatörün verdiği talimatla başlayan operasyonlara karşı işgal ve savaş karşıtlarının TTB etrafında ördüğü dayanışma dikkate değerdir. Bu, işgal-savaş karşıtı güçlerdeki potansiyeli ve harekete geçme isteğini yansıtmaktadır.

Sözün özü, Saray faşizmi ve işgal güçleri tüm cephelerde sırat köprüsü üzerinde yürümektedir. Ve estirdikleri psikolojik savaş rüzgarına rağmen her cephede direnişin gücünden doğan çelişki ve dinamikler tarafından kuşatılmış durumdadır. Direniş uzayıp basınç arttıkça cehennemin alevleri arasına düşmeleri tamamıyla olasılık dahilindedir. Diktatörün cehenneme yalnız gitmek istemeyeceğinden ve Türkiye halklarını da peşinden sürüklemek istediğinden emin olabiliriz. Bunu engelleyecek tek gücün, Türkiye halk direniş dinamiklerinin Efrin direnişinin yanında saf tutması olacağı açıktır. Bu sorumluluk, Türkiye ve Kürdistan'ın devrimci, emekçi sol güçlerinin omuzundadır."