ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

SYKP Eş Genel Başkanı Kaya: Kazanımları korumanın yolu HDP-HDK ilişkisinden geçiyor

HDP 3. Genel Kurulu'nu 11 Şubat'ta Ankara'da toplayacak. Kongre hazırlıkları tamamlanırken, bileşen partilerden SYKP Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya, kongreden beklentileri değerlendirdi. Kaya, kongrede antifaşist demokrasi cephesi konusunda karar alınması gerektiğini belirtirken, HDP-HDK ilişkisi konusunda önemli vurgularda bulundu.

Etkin Haber Ajansı / 01 Şubat 2018 Perşembe, 14:38

İSTANBUL- Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu'da siyasi sürecin ateşinin yükseldiği bir dönemde Halkların Demokratik Partisi 11 Şubat'ta 3. Kongresi'ni toplayacak. Eşbaşkanlarının, vekillerinin ve binlerce yönetici, üye ve seçmeninin hapishanede oldu, belediyelerine el konulduğu, siyaset yapma kanallarının daraltıldığı bir süreçte düzenlenen kongre, yeni bir eşik olarak tanımlanıyor. HDP'nin beş yıllık deneyimi ışığında nasıl bir yol izleyeceği konusunu bileşen partilerden Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya ile konuştuk.

Kaya'ya göre, HDP işsizlik sorunundan kötü ekonomik gidişata, kadınlara yönelik saldırılardan demokratik haklara kadar ülkenin sorunlarına dair politika üretmeli, Türkiyelileşme politikasını geri plana atmamalı. HDK-HDP ilişkisinin doğru kurulması gerektiğini de belirten Ahmet Kaya, kazanımların ancak böyle korunabileceğini düşünüyor. Kaya, AKP'nin faşist diktatörlük inşası konusunda önemli adımlar attığını söyleyerek, buna karşı mücadelenin yolunu ise antifaşist demokrasi cephesinde görüyor.

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya'nın ETHA'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

HDP yeni bir kongreye hazırlanırken, 5. mücadele yılına da girmiş bulunuyor. Bu 5 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halklar mozaiği olan HDK'nin kurulmasından sonra, HDP'ye HDK'nin yaşam alanlarında yaptıklarının parlamento düzeyinde yapılması, oraya taşınması görevi biçilmişti. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte Kürt olan olmayan, sosyalist olan olmayan herkesin takdirini topladı. Bunun sonuçlarını 7 Haziran seçimlerinde gördük. HDP, 7 Haziran seçimlerinde 80 milletvekili ile parlamentoya girmişti ama devletin bunu kolay kabul edeceği durumunu biraz atladık biz. Sadece Erdoğan, AKP değil sistemin kabul etmeyeceğini hemen seçimlerin ardından görmüş olduk. Kasım seçimlerine giden süreci biliyoruz. Bu süreçte HDP'ye yönelik çok ciddi saldırılar gerçekleşti. Kasım'da HDP'ye gönül vermiş olanlarda kısmi bir kırılma olsa da esas olarak geri durmadılar ve 60'dan fazla vekille parlamentoya taşıdılar. Ama bundan sonra tablo daha karanlık hale geldi. AKP'nin Kürdistan'daki saldırıları, o savaş ortamı HDP'nin genel etkinliğinde geriye düşüşü getirdi. Tüm bunlara rağmen HDP bütün olarak bir zaafa uğramadı, ayakta durmayı başardı. Şimdi yeni kongre ile kendisini kuruluş perspektifine uygun olarak yeni kurullarla örgütlemeye çalışıyor. Saldırı politikasından zerrece geri çekilme yok. Şimdi de Afrin ile savaşın ülkeyi bütünüyle sarması hedefleniyor. Bunlar HDP'nin kendisine alan açmasında önemli engeller teşkil ediyor. HDP bileşenleri olarak hep birlikte bu sürecin üstesinden gelebilecek bir kongre yapacağımıza inanıyoruz.

Yeni bir dönem başlıyor. Peki nasıl bir HDP? Yeni dönemde öncelikleri ne olmalı sizce?

Eşbaşkanlık tartışmalarının HDP'de belirli etkiler yaratacağını kestirmek gerekiyor. Bunların ötesine geçmenin bir tek yolu var, kolektif bir çalışmanın hayata geçirilmesi, önümüzdeki zor koşulların bilinci ile hareket edecek kurulların oluşturulması gerekiyor. Ve Kürdistani rengin zaman zaman öne çıkmış olması HDP'de Türkiyelileşme perspektifinin zayıflaması gibi algılanıyor. Böyle bir perspektif zayıflığı yok ancak HDP'nin ülkenin tüm sorunlarıyla; ekonominin kötüye gitmesi, işsizlik işçileri kendini meclis önünde yakma noktasına getirmiş, ekmek sorunu var, hak hukuk kalmamış, kadın haklarına yönelik saldırılar çok ciddi boyutlarda, vs bunlara yönelik mücadelenin öne çıkarılması gerekir. Yani ülkenin bütün sorunlarına parmak basan, bu sorunlara dair politikalarını hayata geçiren bir HDP olmalıdır.

İttifaklar, seçimler tartışma konusu oluyor sık sık ve HDP yöneticileri, "bizim önceliğimiz seçimler değil faşizme karşı mücadele" diyor. Faşizme karşı mücadelede nasıl bir hat izlenmeli?

Değişik tarifler yapabiliyoruz bileşenler olarak. Birilerimize göre faşizm var, geldi, zaten vardı, örtüktü, açıktı.

Sizin tarifiniz nedir?

Bize göre, ülkede faşist diktatörlüğün inşası yolunda çok büyük adımlar atılıyor. Erdoğan, sokağı da ele geçirmeye çalışıyor. İşte paramiliter güçlerle bunları yapmaya çalışıyor... Faşizme doğru hızla gidiş var. Henüz toplum bütünüyle teslim alınmamış, muhalefet odakları buldukları en küçük çatlaktan akma becerisi gösteriyorlar. Kürt özgürlük hareketi teslim alınmamış. Tüm bunların olduğu bir ortamda faşist diktatörlüğün bütünüyle inşa edildiğini söylemek mümkün değildir, ama bu konuda çok ciddi mesafeler alındı. Ve sadece AKP ve Erdoğan'ın değil, bu devlet politikası olarak sürdürülüyor. Ergenekon, sermayenin önemli bir kısmı da bu politikanın sürdürücüleri. Faşizmi durdurmanın yolu bütünüyle ortadan kalkmış değil, bunun önüne geçebiliriz. En önemli mücadele odaklarından birisi de HDP'dir. HDP'nin bu bilinçle hareket etmesi, faşist diktatörlüğe karşı kim varsa, kim bu zifiri karanlığa karşıysa, onlarla birlikte antifaşist bir demokrasi cephesinin oluşturulması şarttır. Birçok odak var bu gelişe karşı çıkan. Bunların dışında CHP olgusu var. CHP'yi bir kenara bırakarak bu demokrasi cephesinin bütünüyle oturduğunu söylemek mümkün değil, olamaz da.

CHP ile ittifaktan mı bahsediyorsunuz?

CHP konusunda şöyle yaklaşımlar var, bazıları yanlış. CHP'yi değerlendirirken bir takım yapılar şöyle diyor; 'CHP bu durumlara niye karşı olmuyor, faşizme, AKP'ye niye karşı durmuyor, yaptığı işler hep göstermelik, niye yapmıyor.' Bir beklenti içerisindeler. Sorunu böyle aldığımız zaman zaten CHP ile yapacağımız bir iş yoktur. CHP'nin bu düzenin, sermayenin partisi olduğunun atlanılması CHP'den uçuk bir beklenti içerisine sokar. Biz hem bunu bileceğiz hem de CHP'de örneğin laiklik temelinde de olsa AKP'nin inşa etmeye çalıştığı düzene karşı duruş var. CHP kitlesinin bir kısmının bizimle hiçbir zaman hareket etmeyeceğini söyleyebiliriz ama bir kısmı da söylediğim gibidir. CHP olgusunu böyle değerlendirmek lazım, birlikte nasıl yapılabiliyorsa, ne oluyorsa ya da başka odaklarla da... Kim bu faşist diktatörlüğün inşasına karşıysa bir cephenin oluşturulması gerekiyor. HDP'ye bu konuda çok önemli görev düşüyor çünkü bu toplumun en örgütlü güçlerinden bir tanesi, belki de en önde geleni HDP'dir. HDP, bu konuda üzerine düşeni yapmalı, kongrede de bu yönde bir karar çıkarmalıdır. Ama CHP'nin bir düzen partisi, sermayenin partisi olduğunu atlamadan böyle yapmalıdır.

CHP içindeki bazı kesimlerle ortak hareket edilebilir mi diyorsunuz?

Örgütler şöyle hareket etmez, merkezi örgütü bir bütün olarak atlayacaksınız, tabandakilere hadi bizimle beraber olacaksınız diyeceksiniz, böyle olmaz. Bu, CHP ile iletişimle olur. CHP'nin içindeki sistem savunuculuğunda MHP'yi bile geçen, savaş taraftarı olan kesimlerle diğer kesimleri ayrıştırmak ancak böyle mümkün olabilir. Şimdi önümüzde çok iyi bir örnek var; Canan Kaftancıoğlu... Ona karşı duruş CHP içindeki bizlere daha yakın kesimlere verilen gözdağıdır. Ahmet Hakan, 'CHP'ye zarar verir ya istifa etmeli ya görevden alınmalı' dedi. Tüm bunlar CHP ile kurulacak ilişkiyi, CHP'nin nasıl bir parti olduğunu bize göstermelidir. Yani CHP içindeki bir grupla gelin ittifak yapalım demek şu an için hiçbir biçimde iş yapmayalım anlamına geliyor. CHP'yi atlayarak bir antifaşist demokrasi cephesinin kurulması çok olanaklı görülmüyor, yani bizler yetmiyoruz. HDP de dahil olmak üzere solun hepsini alsak da yetmiyoruz. Yüzde 50'nin üzerinde bir kesime hitap etmemiz gerektiği çok açık. HDP de bu perspektifle soruna yaklaşmalı. Ama CHP'nin de ne olduğunun bilinciyle iletişim kurulmalı.

Demokrasi cephesi çok tartışılıyor, herkes dile getiriyor ancak olmuyor. Neden?

Birincisi başımıza örülmek istenen çorabın ne olduğu konusunda tam anlaşamıyoruz. Bazılarımız şöyle diyor; 'Erdoğan, AKP gitti gidiyor, sıkıştı, onun için böyle çabalar içinde.' Bu şu anlama geliyor. Maden sıkıştı, gidecekse kendimizi ezdirmemizin anlamı yok.

Yani elini taşın altına koymuyor...

Tabi bir geri duruş oluyor. Bazılarımıza göre faşist diktatörlük var, eskiden de vardı, biraz önce söylediğim gibi demokratik kamuoyunun bulduğu çatlaklar var, akma becerisi gösteriyor, işte kadınların direnişi var, işçi sınıfında yer yer direnişler oluyor, faşizmde bunlar oluyorsa demek ki böyle sürdürülebilir algısı oluşuyor. Bazılarımız da bizim tarif etiğimiz gibi, ülkede bir faşist devlet biçimi inşa ediliyor, bu bir kader değildir, buna karşı mücadele demokrasi cephesi ile mümkün olabilir diyor. Bu anlaşamamazlık demokrasi cephesinin oluşmasını geciktiriyor. Gerçekleşmemesinin nedeni bu. Burada önemli bir nokta daha var; bazılarına göre Kürtlerin bu cephenin içinde olması nirengi noktası oluyor, uzak durmak daha yeğ oluyor. Tarihte de Kürt sorunu sosyalistler, demokratlar açısından hep turnosal kağıdı olmuştur. Kürtlerin yanında duranlar bedel ödemeye devam ediyor. Haziran Hareketi, Halkevleri, TKP'ye bakın tüm bunların yaklaşımları Kürtlerin yanında durmakla ilgilidir. Zaman zaman doğru tavır koymalarına rağmen, 'hadi birlikte hareket edelim' dediğimiz zaman Kürtlerin yanında durup durmamak ölçü oluyor. Ama bizler açısından böyle bir sorun yok. Kürtlerin yanında durmak, mazlumun yanında durmaktır ve mazlumun yanında durmanın bedelleri olacaktır. Bu bedeli ödemeye herkes razı, ödüyor da.

HDP'nin içinde barındırdığı riskler var mı?

HDP kurullarının işletilmesi bir bütün olarak oturtulursa bir riskten söz etmek mümkün değil. Ama oturtulamazsa HDP'nin baskın güçlerinin tutum ve davranışları öne çıkacaktır. Bu da HDP'nin kuruluş amaçlarını gerçekleştirme ve Türkiyelileşme doğrultusunda onu hep geriye çeken bir durumu ortaya çıkaracaktır. Risk buradadır. HDP bileşenler partisi ama bu konfederal bir parti olmak durumundadır. Zaman zaman bu konfederal parti olma anlayışı geriye düşüyor, birey hukuku öne çıkabiliyor. Perspektifte bir problem yok ama zaman zaman işleyişte ortaya çıkabiliyor. Bunun önüne geçmenin yolu bileşen hukukunun korunması, kolektif çalışmanın hayata geçirilmesidir. HDP'nin 7 Haziran'da 80 milletvekiliyle, Kasım'da 61 milletvekili ile parlamentoya girmesi ciddi kazanımlar. Kazanımlarımız var ama bu kazanımları devlet geri alabiliyor. İşte mesela vekillikleri düşürüyor, milletvekillerini, belediye eşbaşkanlarını tutukluyor, belediyelere kayyum atıyor. Bu şu demek, devlet bu kazanımları kolay geri alıyor. Bu kazanımları korumanın yolu HDP-HDK ilişkisinden geçiyor. Bu ilişkiyi doğru kurup meclisler üzerinden yereller örgütlenmiş olsaydı bu kazanımlar böyle kolayca geri alınamazdı. HDP böyle bir hedefi önüne koymalıdır. Aksi halde parlamento çerçevesinde elde etmiş olduğu kazanımları bir biçimde kaybediliyor. Tüm alanların harekete geçip sokakları tutması bu meclisler üzerinden olabilir. HDK-HDP ilişkisinin doğru kurulması, meclisler temelinde alanların örgütlenmesi, HDP'nin buna katkı yapması gerekiyor.

Partinizin bu sorumlulukları üstlenmesi konusunda söylemek istedikleriniz var mı?

Bu söylediklerimizi parti olarak hep dile getiriyoruz. Hem HDK-HDP'ye hem Kürt özgürlük hareketine stratejik ittifak olarak bakıyoruz. Bu stratejik ortaklığımız devam edecek. Şöyle bir kapris içinde olmamamız gerekiyor; HDP'ye dönük eleştirilerimiz var, yapamadıklarımız var ama sonuçta bir ortaklık hareketi var. Bizim dediğimiz olmadı, o zaman HDP-HDK ile ilişkilerimizi buna göre dizayn etmeliyiz gibi bir davranış içine girmiyoruz. Gücümüz oranında, uygun biçimlerle yapma devam ediyoruz.

*Yarın SODAP Eşsözcüsü Kezban Konukçu