ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

HDP'nin varoluşsal çizgileri

Figen Yüksekdağ, Kürt devrim dinamiklerinde 'YPG'ye sırtını dayayan' Türk olarak, Selahattin Demirtaş ise Türkiye halk dinamiklerinde 'Seni başkan yaptırmayacağız!' diyen Kürt olarak kodlanmıştır.

Etkin Haber Ajansı / 12 Ocak 2018 Cuma, 10:08

HABER MERKEZİ- Atılım gazetesi, bu haftaki başyazısında kongreye hazırlanan HDP'yi ele aldı.

Atılım'ın "HDP'nin varoluşsal çizgileri" başlıkları başyazısı şöyle:

"Bir taraftan, düzen güçlerinin kendi iç gerilim ve çelişkilerinin derinleştiği, bu gerilim ve çelişkilerin emperyalist ve bölgesel güçlerin hegemonya mücadelesiyle iç içe geçerek yeni çelişki ve gerilim alanları yaratarak bir krizler zincirine yol açtığı; diğer taraftan ise gerek içte gerekse de bölgesel düzeyde ezilenlerle egemenler arasındaki mücadele ve gerilimlerin sınıfsal, cinsel, ulusal vb. biçimler alarak yeni toplumsal dinamikleri ortaya çıkarıp harekete geçirdiği çoklu bir kriz haliyle karşı karşıyayız. Yeni saflaşma ve arayışların şekillendiği; geçmiş, bugün ve geleceğin iç içe ve mücadele halinde olduğu bu kaos hali bölgesel düzeyde bir devrimci duruma işaret ediyor. Niyetimiz bu sürecin genel analizini yapmak değil. Bunu, çeşitli vesilelerle defaatle yaptık. Burada odaklanmak istediğimiz nokta bu bölgesel devrimci durumun devrimci bir sıçramaya dönüşebilmesi bakımından olmazsa olmaz hale gelen öznel dinamikleri ve bu bakımdan somut unsurlardan biri olarak HDP'nin tarihsel rolüne, yarattığı dinamizm ve olanaklara dair bir tartışma ve muhasebe yapmak.

Bilindiği gibi Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyası bakımından devrim ve karşı devrim arasındaki kırılma noktalarından biri bölgesel bağlamdan geldi. Suriye savaşının yıkıntıları arasından doğan Rojava devrimi, bölge devrimine somut bir biçim ve enerji katarak faşist rejimin yapısal krizini derinleştirmekle kalmadı, Türkiye ve Kürdistan devrim dinamiklerinin birleşmesi için yeni imkanlar da yarattı. Devlet-halk çelişkisi derinleşti. Türkiye halk dinamikleri barış sürecinin yarattığı zemine basarak patlamalı biçimde dışa vurdu. Dahası, bu dinamikler Rojava'dan Türkiye'ye doğru yayılan bölgesel devrimci durumla etkileşime girdi. Gezi ayaklanması bunun en somut göstergelerinden biriydi. Bölgesel devrimci durum ve çıkış arayışlarının ürünü olarak ortaya çıkan HDK-HDP, bu dinamiklerin ortaklaştığı çekim merkezlerinden biri olma yönünde ilerledi. Gezi ayaklanmasındaki geri tutumun özeleştirisini pratikte vererek emekçi sol politik öznelerin bileşkesini aşan ve Gezi'de ortaya çıkan halk dinamiklerini çeken bir politik odak haline geldi.

Bu bakımdan iki kritik olaya dikkat çekmek gerekir. Birincisi, Kobanê direnişinin yönünü belirleyen olaylardan biri olarak Kobanê serhildanının önünü açan öncü politik duruştu. İkincisi ise 7 Haziran seçim zaferiydi. Bu iki süreç, HDP'nin kendini var edişinde belirleyici tarihsel anlamlar taşıyor. Birincisinde Türkiye cephesindeki halk dinamikleri Rojava devriminin geleceğinin belirlenmesinde harekete geçerek rol üstlendi. Saray-IŞİD faşizminin bölgede yarattığı kabus ortamının tüm halkları tehdit eden bir düzey kazanması ve Kürt direnişinin bu tehdidin bertaraf edilmesi için taşıdığı önem HDP tarafından Gezi halk dinamiklerine taşınarak somut bir çıktıya dönüştürüldü. Kobanê serhildanı Kürdistan sınırlarını aşıp Türkiye metropollerini içine alarak isyan-serhildan ittifakını somut bir biçime büründürdü ve rejime geri adım attırdı. Dahası, Kürt halk dinamiklerinin Türk halk dinamikleriyle birleşme isteği ve yönelimini kamçıladı.

İkincisi, HDP'nin 'Seni başkan yaptırmayacağız!' sloganı ile yürüttüğü seçim kampanyası Türkiye halk dinamiklerindeki Saray karşıtı saflaşma eğilimini somutlaştırma gücüne ulaşarak Saray stratejisini akamete uğratacak bir çıktıya yol açtı. Türkiye halk dinamikleri bu süreçte yüzünü Kürt devrim dinamiklerine döndü.

Böylece HDP, birleşik devrimimizin kitle dinamiklerini toplayan bir birleşik cephe olarak öne çıktı. Rejim krizi derinleşti. Buna karşı düzenin kendini savunma refleksi olarak Saray darbesi ve devamında faşist saldırganlık ve savaş sürecine girildi.

Ne var ki, genel politik süreçte yaşanan kırılmanın HDP tarafından aynı kararlılık ve açıklıkla okunabildiğini söylemek zor görünüyor. Saray darbesine yasal temel sağlayan geçiş hükümetinde rol alınması, 1 Kasım'ın yolunu döşeyen kitle katliamlarına karşı etkin ve sokağı savunan hattan ilerleme konusunda gösterilen kararsızlık, 1 Kasım seçimlerinde halk dinamiklerini kucaklama çizgisinden Kürt mütedeyyinlerini kazanmaya odaklanan bir çizgiye gerilemesi ve nihayetinde özsavunma direnişinin Sarayın 'tek adam diktatörlüğü' stratejisine, dönemin tabiriyle 'başkanlık' dayatmasına karşı bir direniş olarak Türkiye halk dinamiklerine taşınması rolünün üstlenilememesi gibi kritik hatalar, HDP'yi bir birleşik cephe gücü olarak ortaya çıkaran siyasi çizgiden sapmaları gösteren örnekler olarak vurgulanabilir.

Bu dönem boyunca, HDP yaşadığı kararsızlıklara ve sapmalara karşın belli bir eşiğin altına düşmedi. Zayıflıklarına karşın isyan-serhildan birliğinin kitlesel zemini olarak varlığını sürdürme başarısını gösterdi. Ne var ki, bu süreçte yaşanan politik atalet faşist saldırganlığın yarattığı korku iklimiyle birleştiği oranda HDP rejimin saldırısını püskürtemediği gibi Saray rejiminin tasfiye konsepti karşısında da savunmasız hale geldi. Belediyelere el konularak eşbaşkanların tutuklanması, eşbaşkan ve vekillerinden il ve ilçe yöneticilerine kadar uzanan tasfiye operasyonlarına karşı gerçek bir direnişin örgütlenememesi bu arka planla birlikte düşünülmelidir. Yine 15 Temmuz darbe girişiminin Saray darbesinin 'tek adam diktatörlüğünün' inşası için bir manivelaya dönüştürülmesine karşı direnişçi bir hattın oluşturulamaması ve 16 Nisan'da ortaya çıkan hayır hareketinden doğan olanakların 'seni başkan yaptırmayacağız!' çizgisinin sokakta yeniden canlanması olarak okunup öncü bir rol üstlenilememesi de, çizgi kırılmasının görünümleri olarak bu tabloya eklenmelidir.

Tüm bu negatif tabloya karşın ezilen kitlelerin HDP'ye olan bağlılığının belli bir düzeyin altına düşmemesi ve HDP'nin rejimin tutuklama saldırılarına karşın tekrar tekrar kendini örgütleme ısrarı, atılan umut ve direnç tohumlarının ne kadar güçlü tuttuğunu göstermesi bakımından dikkate değerdir. Ezilenler tüm salınımlarına rağmen HDP'de somutlaşan isyan-serhildan ittifakına ve yeni yaşam umuduna güçlü biçimde sarılmaktadır.

Faşist saldırganlık siyasetinin zincirlerinden boşaldığı, iç savaş alametlerinin çoğaldığı mevcut politik koşullarda isyan serhıldan ittifakının ve yeni yaşam umudunun somutlaşmış biçimi olarak HDP'ye olan ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. Ancak bunun için hem genel olarak HDP'nin hem de tek tek bileşenlerin muhasebe yapması ve sonuçlar çıkarması büyük önem taşıyor. HDP'yi var eden çizginin daha güçlü biçimde ayağa kaldırılarak yeniden hakim hale getirilmesi, Kürt devrim dinamikleri ile Türkiye halk dinamiklerini birbirine bağlayan bir çekim merkezi olarak eski canlılığına kavuşturulması herkesin ortak sorumluluğudur. Kongre süreci bu bakımdan bir olanaktır. Ve bu bilinçle yaklaşılmalıdır.
Rehin eşbaşkanlar Figen Yüksekdağ'ın ceza alması sonrası yeterince güçlü biçimde sahiplenilememesi ve şimdi de Selahattin Demirtaş'ın eşbaşkanlık için aday olmayacağını açıklaması sonrasında tabanda gelişen tepki ve tartışmalar bu bakımdan doğru okunmalıdır. Kimin eşbaşkan olacağı tartışmasını kişilerle HDP'nin geleceğini eşitleyen bir zemine çekmek isteyenlerin avuçlarını ovalayarak yasaklı ekran ve basın sayfalarını bu bağlamda birdenbire HDP'ye açması manidardır. Sorunu bu zemine çeken, tartışmayı kişiye endeksleyen tasfiye tartışması sığlığından bu nedenle özenle uzak durulmalıdır.

Bu sorunlu anlayışın dışta olduğu kadar içte de yansımalarının olduğu görülmektedir. Yine de bu durum tabandaki tepkinin esasta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile özdeş kabul edilen HDP çizgisinin savunulması ve sahiplenilmesinden kaynaklı bir boyutunun da olduğunu görmeye engel olmamalıdır. Figen Yüksekdağ, Kürt devrim dinamiklerinin 'YPG'ye sırtını dayayan' Türk olarak, Selahattin Demirtaş ise Türkiye halk dinamiklerinin bilinçlerinde 'Seni başkan yaptırmayacağız' diyen Kürt olarak kodlanmıştır. HDP'nin Türkiye ve Kürdistan halk dinamiklerini birleştiren ve onun varoluşunu ete kemiğe büründüren bu çizgidir. Ve halkın tepkisi bu çizgiye ve umuda duyulan özlem olarak okunmalıdır. Tartışma kişi tartışmasından HDP'yi var eden çizginin canlandırılması ve güçlendirilmesi biçimine evrildiği oranda, bu çizginin en güçlü ve kapsayıcı temsilini yapabilecek kişinin kim ya da kimler olabileceği sorunu daha önemsiz bir hal alacaktır. Bu, hem ilkesel yaklaşımlar ve çizgi hem güncel ihtiyaçlara karşılık verebilecek bir sonuca ulaşılması hem de HDP'nin birliği ve kitleler nezdinde umut olma vasfının canlandırılması bakımından en doğru yoldur."