ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

İran: Ezilenlerin gürleyen sesi- Arif Çelebi

İran'daki ayaklanma İran'a özgü olduğu kadar çelişkilerin niteliği nedeniyle dünyasaldır da. Tıpkı Arap devrimci süreci gibi yeni ayaklanmaları tetikleyebilir.

Etkin Haber Ajansı / 10 Ocak 2018 Çarşamba, 14:29

ARİF ÇELEBİ- Ezilenlerin isyanı bulaşıcıdır. Güney Kürdistan'daki serhildanın hemen ardından İran halkları başkaldırdı. 2017 serhildanla bitti, 2018 perdesi ayaklanmayla açıldı. Halkların iradesi bir kez daha sahne aldı.

28 Aralık 2017'de Meşhed kentinde bankerlere karşı başlayan protestolara polisin vahşi saldırısı İran çapında bir isyanı tetikledi. Bugüne değin yaklaşık 30 isyancının öldürüldüğü, binlercesinin tutsak alındığı bildirildi. İsyan bastırılmak bir yana yayıldı ve şiddetlendi.

Ayaklanma Fars ve Kürtlerden Belucilere, Araplardan Azerilere kadar tüm halkları molla rejimine karşı ortak bir paydada birleştirdi. Gençlerin bilhassa genç kadınların isyanın en yaygın toplumsal tabanını oluşturduğu gözleniyor.

İsyanın pek çok bakımdan Gezi-Haziran ayaklanmasının İran baskısı olduğu söylenebilir. Elbette kendine özgü yanları var. Toplumsal hayatın dinsel kurallara göre belirlenmesine, yaşam tarzının devletin sıkı kontrolü altında tutulmasına itiraz gençliğin, genç kadınların ayaklanmanın en yaygın toplumsal tabanını oluşturmasında önemli etkiye sahiptir.

KESKİNLEŞEN EMEK-SERMAYE ÇELİŞKİSİ

Meşhed politik islam muhafazakarlığıyla tanınan bir kent. Rejimin ideolojik merkezlerinden biri. Ayaklanmanın fitili tam da burada ateşlendi. Parasını bankerlere kaptıran halk sokaklara döküldü. Bu her ülkede olabilecek bir hadisedir. Ne ki öyle hadiseler vardır ki kendi biçimsel varlık nedeninin çok ötesine geçerek bir bombayı ateşleyen fitil işlevi görür. Tıpkı seyyar tezgâhı elinden alınan bir emekçinin kendini yakması ile bütün Tunus'un tutuşması gibi; tıpkı Gezi Parkı'nda ağaçların kesilmesine karşı direnen bir grup çevreciye polisin vahşice saldırısının Türkiye'yi ayaklandırması gibi. Böyle durumlarda bir hareket gerilimi birikmiş diğer bütün çelişkileri açığa çıkarır.

İran'da kapitalizmi sınırlayan, hatta dışlayan bir "islam ekonomisi" uyguladığını iddia eden bir rejim yürürlükte. Gerçekte kapitalizmi sınırlama iddiası ve girişimi akamete uğradı. Zengin ve fakir arasındaki uçurum büyüdü. Yoksulluk ve sefalet arttı. İşsizlik aldı başını gitti. Genç nüfus içinde işsizlik oranı yüzde 30'ların üstünde. Emek-sermaye çelişkisi, kapitalizm-ezilenler çelişkisi keskinleştikçe keskinleşti.
Petrol fiyatları yüksekken İran Molla rejimi çelişkileri tolare edebiliyordu. Bütçenin önemli kısmı sübvansiyonlara ayrılabiliyordu. Ne var ki 2007/2008 dünya ekonomik bunalımından bu yana petrol fiyatları çok geriledi. Bunun üzerine bir de İran'a uygulanan ambargo binince ekonomi çarkları iyice yavaşladı. Kapitalizmin politik islamcı versiyonunun buna herhangi bir çözümü yoktu, nihayetinde kapitalizmin yasaları yürürlükteydi.

Bu duruma ilk isyan 2009'da patlamıştı. Bundan 8 yıl sonra isyanın ikinci perdesi açıldı. İran'da ezilenler kapitalizmin politik İslamcı uygulamasının sonuçlarına, yoksulluğa, işsizliğe, sefalete karşı başkaldırdı.

DEVLET-HALK ÇELİŞKİSİ

İran'da görünüşte politik islamcı demokrasi yürürlüktedir. Gerçekte ise bu bir demokrasi değildir. Son karar merci her durumda İran Dini Lideridir. Ordu ona bağlıdır, radyo televizyon ağının başkanıdır, yüksek devlet görevlilerini azletmek onun sorumluluğundadır, seçime katılanları veto etme yetkisine sahiptir. Parlamentonun belirleyiciliği yoktur. İran'da politik islamcı oligarşik Molla diktatörlüğü yürürlüktedir. Politik özgürlük yoktur.

Devlet, eğitim ve sağlık hizmetlerinde halk yararına düzenlemeler yaptığı, halkın ekonomik sorunlarını hafifleten önlemler alabildiği ölçüde faşist devlet terörü geniş halk yığınları nezdinde "doğal" görülebilir. Ya da halkın büyük bölümü faşist devlet terörüne karşı "umursamaz" olabilir. Devletle halk arasındaki sosyal bağ gevşediğinde ve giderek koptuğunda geniş halk yığınları ile devletin şiddet aygıtları karşı karşıya kalır. Devlet sosyal niteliğini kaybetmiş bir avuç hegemonun çıplak şiddet aygıtı olarak halkın karşısına dikilir. Bir kez devlet bu hale geldiğinde en küçük muhalefeti yoğun şiddetle ezmeye kalkışır. Çünkü halka taviz vererek onu yatıştırma olanaklarından yoksundur. Devlet şiddeti karşı şiddeti doğurur. Çünkü halkın da duruma razı olma sınırı aşılmıştır. İran'da olmakta olan tam da budur.

EGEMEN İDEOLOJİNİN ÇÖKÜŞÜ VE ARAYIŞLAR

Devletle halk arasında sosyal bağ kopmaya başladığında egemen ideoloji eski etkinliğini kaybetmeye başlar. Politika ekonomik çıkarların, ideoloji de politik çıkarların soyutlanmış halidir. Sömürücü bir toplumda egemen ideolojinin başlıca görevi sömürülenleri sömürücü düzene ikna etmek, inandırmaktır. Bir başka deyişle egemen ideolojinin hedefinde rıza üretimi vardır. Bu ideoloji din, laiklik, liberalizm, demokrasi ya da faşizm biçiminde olabilir ama hepsinin amacı ezilenleri düzene biat ettirmektir. Gel gör ki bu rıza üretiminin kaynağında politik çıkarlar daha da derininde ekonomik ilişkiler yatar. Devlet ideolojik üretimin ana karargahıdır. Ekonomik çelişkiler keskinleştiğinde, halk artık eskisi gibi yaşamak istemediğinde, devlet sömürücülerin çıplak egemenlik aygıtı olarak halkın karşısına çıktığında ideolojik hegemonyası sarsılır ve giderek etkisini yitirir, egemen bilinç biçimleri dağılmaya başlar. Bu birikim devrimsel sıçramalarla kendini açığa vurur. Şimdi yeni arayışlar zamanıdır. Bu arayışlar en çok da gençler arasında görülür. İsyancılar genellikle gençtir. İran'da isyana duranların yüzde 90'ının genç olmasına şaşırmamak gerekir. Politik islamın Şia versiyonu hegemonik niteliğini kaybetmektedir. İsyanının politik islamın en güçlü olduğu Meşhed ve Kum gibi kentlerde başlaması bunun sembolik kanıtı olsa gerek. Bugünkü isyanın 2009'dan en belirgin farklarından biri budur. O dönem isyancılar muhafazakarlara karşı reformcu politik islamcıları destekliyordu, bugünün isyancıları politik islamcı hegemonyayı hedef alıyorlar. Buna karşın yerine ne koyacaklarına dair henüz bir ortak programa sahip değiller. Bu, ayaklanmaya katılan kuvvetlerin politik etkisine ve halkın deneyimine göre oluşacaktır. Kuşkusuz bu henüz başlangıç.

YENİ BİR DEVRİMCİ DALGANIN AYAK SESLERİ

İran'da ayaklanmanın nedenini keskinleşen başlıca iki çelişki ve bunun sonucunda ideolojik hegemonyanın çöküşü ile açıkladık. Buradan bakınca bu çelişkilerin İran'a özgü olmadığı, örneğin, Türkiye ya da Ürdün'de de benzeri bir durumun yaşandığını söyleyebiliriz. Dahası yalnızca Ortadoğu'da değil dünyanın her yanında bu iki çelişkinin ve ideolojik hegemonya krizinin belirleyici hale geldiği, emperyalist küreselleşmenin aynı zamanda çelişkileri de küreselleştirdiği açıktır. Kuşkusuz her ülkenin kendine özgü tarihsel şekillenmesi, politik rejimi, ekonomi örgütlenmesi olabilir. Yine de bu belirleyici çelişkiler özgün formlar içinde de olsa kendini açığa vurmaktadır. Örneğin İran'da yaşam tarzına devlet müdahalesi ayaklanmanın başlıca konularından biridir ve bir politik özgürlük sorunudur. Ya da Kürt ulusal sorunun yakıcı önemi nedeniyle Rojhilat ayaklanmanın en etkili bölgelerinden biri oldu.

İran'ın politik sistemi bir ayaklanmayı bastırmak için gerekli donanım ve örgütlenmeye ne kadar sahipse, sistemin halktan kopuşması ölçüsünde dağılması da o kadar süratli olacaktır.

İran'daki ayaklanma İran'a özgü olduğu kadar çelişkilerin niteliği nedeniyle dünyasaldır da. Tıpkı Arap devrimci süreci gibi yeni ayaklanmaları tetikleyebilir.

Emperyalist küreselleşme sürecinde, varoluşsal krize saplanan kapitalizm koşullarında bir yerde başlayan ayaklanma hızla bir başka yere sıçrayarak bölgesel nitelik kazanmakta, oradan da dünyanın çeşitli ülkelerindeki kitlesel protestoları tetiklemektedir. Arap devrimci süreci tam da böyleydi. Emperyalistler Suriye devrimine müdahale ederek onu yolundan ve amacından saptırdılar.

Rojava Devrimi emperyalistlerin ve bölge gericilerinin planlarını boşa çıkardı. Başûr'dan sonra İran ve Rojhilat'daki ayaklanmalar yeni bir dalganın ayak sesleri olabilir.

İşte Tunus yeniden ayakta. Halk sokaklarda. Ezilenlerin gürleyen sesi yeniden Tunus semalarında. İsyan bulaşıcıdır...

EMPERYALİSTLERİN AVUÇ OVUŞTURMASI

İran'la, başta ABD olmak üzere, batılı emperyalist devletler arasındaki çelişkilerin karakteri nedir? İran, emperyalist küreselleşmeye emperyalist tekellerin ve devletlerin istediği düzeyde entegrasyona ayak diremektedir. Onların bütün derdi İran'ı tam olarak entegre etmektir. Emperyalist tekellerin şiddetli pazar ihtiyacı entegrasyon iştahını azdırmaktadır. İran'daki ayaklanmaya hevesle sarılmalarının nedeni budur. Buradan yola çıkarak ayaklanmayı emperyalizmin oyunu, İran'ın politik islamcı faşist egemenlerini de anti emperyalist saymak politik felç, ideolojik inme yaşamaktan başka bir anlama gelmez. Çünkü bu, varoluşsal kriz içindeki kapitalist emperyalizme olmadık güçler vehmederken, halkların iradesine derin bir inançsızlık beslemektir. İran'daki politik islamcı oligarşik molla rejiminin yıkılması ayaklanmacıların, onun içindeki devrimcilerin olduğu kadar emperyalistlerin de arzusu olabilir. Salt emperyalistlerin de böyle bir arzusu var diye İran halklarını ayaklanmadan vaz mı geçirmeliyiz? Onlara ayaklanarak emperyalizme hizmet ettiklerini mi söylemeliyiz?

Böyle düşünenler sıra Türkiye'ye geldiğinde ne yapacaklar? Emperyalistlerle diktatör arasındaki konjonktürel çelişkilerden yola çıkarak olası bir isyanda ayaklanmacıların karşısında, diktatörün yanında mı saf tutacaklar?