ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Suruç davasının kısa özeti bu soruda: ifadeni nerede vermek istersin?

Suruç davasının 3. duruşmasında da bir kez daha adalet oyunu sergilendi. Mahkeme heyeti 3. kez değişmişti, ancak duruşmada yaşanan oyun ise aynıydı. Duruşma öncesinde duyulan 'Suruç davası kapatılmak mı isteniyor' kaygısı mahkeme başkanının IŞİD üyesi sanık Şahin'e yönelttiği soruda kendini bir kez daha gösterdi: İfadeni nerede vermek istersin?

Etkin Haber Ajansı / 14 Kasım 2017 Salı, 09:09

HABER MERKEZİ - Katliam sanıklarının korunması, tanıklardan kaçırılması Türkiye'de artık bir gelenek haline geldi.

IŞİD'e karşı mücadele edenler yaka-paça gözaltına alınırken, bu eli kanlı örgütle savaşırken şehit düşenler "terörist" olarak ilan edilip, cenazelerine katılanlar tutuklanırken, IŞİD üyesi olduğunu açıkça ilan edenler devlet koruması altında. Tıpkı 3 yıl önce halklar arasında kurulmak istenen köprünün hedef alındığı ve 33 düş yolcusunun yaşamını yitirdiği 20 Temmuz Suruç katliamının faillerinin korunduğu gibi.

Suruç'ta evlatlarını, anne/babalarını, yakınlarını, kardeşlerini, yoldaşlarını kaybedenler kilometrelerce yol kat ettikten sonra bir kez daha sergilenen bir adalet oyunu izledi.

Karşılarında ne vicdanlı bir mahkeme ne de acılarını anlayacak bir kolluk görevlisi vardı. Üç duruşmadır gittikleri Urfa'nın Hilvan ilçesindeki bir hapishane kampüsünde bulunan kafeye "gövde gösterisi" yaparmışçasına doldurulan Jandarma Özel Harekat (JÖH), gün boyunca duruşmaya katılanların etrafında dolaştı, askerlerin bir kez daha psikolojik işkencesine maruz kaldı. Nereden bakılırsa bakılsın yürekleri yakan olaylar yaşandı bir kez daha Urfa'da.

Çantası aranmayan bir IŞİD üyesinin kendisini patlatmasıyla 33 canın hayatını kaybederken, duruşmaya katılmak için salona girmek isteyenler didik didik arandı. IŞİD sanıklarını koruyan bir devletin askerinin, polisinin yakınlarının acısını anlaması beklenmez elbette ama bu acı üzerinden aileleri kışkırtma vicdansızlığı bu duruşmada dikkat çeken olaylardan sadece biriydi.

Salona girmek için beklenirken ailelerin ve katliam tanıklarının yanına yaklaşan bir asker şöyle seslendi: "İsmini okuduklarım içeri önce girsin. Yakup Şahin, Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı."

Mimikleri gayet alaycı olan bu asker ailelerin "sen ne diyorsun ya, bizim acımızla nasıl dalga geçersin" demesi üzerine, "belki duruşmaya girmek için gelmiştir" diyebilecek kadar fütursuzlaştı. Askerin yüzü, katliamın hemen ardından yaralananları ambulanslara taşımak isteyen tanıkların, karşılarında gülen polisleri hatırlatmıştı…

Gerilim devam ederken aramada tartışma çıktı. Kadınlar yanlarına çantalarını almak istediklerini söyledi, jandarma itiraz etti her zamanki gibi. Üstelik çantalar önce dedektörden geçirilmiş, ardından da boşaltıp tek tek incelenmiş, telefonlar açık mı değil mi kontrol edilmişti. Bu işkence de yetmed, bir komutan parmağını Suruç gazilerine ve ailelerine sallayarak "jopluları getiririm" tehdidinde bulundu. Jopluları getirmek… Bir katliamdan sağ çıkan ya da o katliamda en sevdiklerini kaybeden insanları "joplularla" korkutmak ilginç bir yöntemdi. Nitekim çok da işe yaramadı.

MAHKEMEDEN SANIĞA: DURUŞMAYA GELMEK İSTİYOR MUSUN?

Son derece önemli olan Suruç davasında tam üç kez heyet değişti. Ancak değişen heyetin sadece isimleri farklı, davaya karşı tutumları aynıydı. Üçüncü duruşma da, ikincisinin tekrarıydı kimi farklılıklarıyla.

Mesela bir önceki duruşmada bağıran, çağıran Yakup Şahin müşteki avukatlarına "yok ya bir de size cevap mı vereceğim" diyerek mahkemeye izan vermişti. Heyet bunu uygulamış olacak ki bugünkü duruşmada sükunet içinde mahkemenin onu nasıl koruduğunu izledi. 2. celsede Suruç tanıklarına "ne gibi bir zarara uğradınız" sorusunu yönelten mahkeme başkanının yerini bu duruşmada sanık Yakup Şahin'e, "İfadeni cezaevinde mi vermek istiyorsun, yoksa burada mı vermek istiyorsun" diye soran bir hakime bırakmıştı. Sanık Şahin'e şefkatini eksik etmeyen bu hakim ne müşteki taleplerinin itirazlarına ne de konuşmamızda "ruhumuz yaralandı" çığlığına kulak astı.

Adalet bir yana bu katliamın sanığı değil tanığı olduğuna ikna etmek zorunda kaldı birçok kişi. Baro tarafından Yakup Şahin ve Deniz Büyükçelebi'ye atanan avukatların vicdanı sızladı da mahkeme oralı bile olmadı. "Biz bu duruşmada vicdanen yer almak istemiyoruz" diyen avukatlara mahkeme başkanının defalarca neden bu kararı aldıklarını, yani gerçekten mi gitmek istediklerini sorması ise takdire şayan bir çabaydı. Müştekilerin bu tavrını neden aldığı sorusuna heyet başkanı 'duruşmanın bir hesap verme yeri olmadığı' yanıtı vermesi trajikomik bir hal verdi duruşmaya. "Peki biz bu hesabı hangi adli mercide soracağız! Üstelik karşımızda bizzat Adalet Bakanlığı ve devlet tarafından korunan bir sanık varken" diye tepki gösterdi aileler ve tanıklar.

KARAR ÖNCEDEN VERİLMİŞTİ

"Ben babamın ölüm haberini bir öğlen sıcağında aldım" diye başlayan Gamze Yıldız'ın, "Kızım 20 yaşındaydı" diyen Sunay Sadet'e, "Benim Murat'ım ne yaptı?" diye haykıran Nimet Yurtgül'den, "Kızım öldü adalet arıyorum" diyen Hasan Tuna'ya aileler gözyaşlarının akmasını dizginlemek için konuşmaların tamamlayamadı. Ortaktı ailelerin talebi, hepsi farklı cümlelerle tek bir şey istedi mahkeme heyetinden, "Elinizi vicdanınıza koyun. Orada ölen sizin çocuğunuz, babanız, anneniz olsaydı nasıl karar verirdiniz?".

Mahkeme heyetinin ifadesiz tavırlarla ailelerinin konuşmalarını dinlemeleri, kararın ne olacağını gösteriyordu. Ne avukatların talebi, ne de ailenin yakarışları yaşanan acıyı anlatmaya yetmedi. Kararını açıklayan mahkeme başkanı Yakup Şahin'in 4. duruşmaya SEGBİS'le katılmasını, sanık olması gerekirken Şengül Büyükçelebi ve Şehmus Sarı'nın ikametlerinin bulundukları yerde ifadelerinin alınmasına karar verdi. Üstelik bu kararı o katliamdan sağ çıkanların müdafilliklerini reddettiği aynı kararla birlikte verdi.

SURUÇ İÇİN ADALET ER YA DA GEÇ SAĞLANACAK

Mahkemenin üzüntüsü henüz atılmamıştı ki duruşmaya ilişkin bir basın açıklaması yapılmak istendi. Ailelerin karşısına barikat kuran jandarma, JÖH ve Özel TİM saldırmak için hazır bekledi. "Urfa Valiliği bir ay eylem yasağı koydu" diyen komutan tüm müzakereleri kapattı ve saldırı için hazırlık emri verdi. Oysaki yapılacak açıklama sadece birkaç dakika sürecekti. Açıklamanın önüne barikat kuran o askerler, 3 sene önce Amara Kültür Merkezi'nde yaralıları almaya gelen ambulansların önüne de aynı barikatı kurmuştu. Ve yine barikat arkasında gülen kolluk kuvvetleri vardı. Savcısından, hakimine, askerinden, polisine o günü bize yaşatmaya neredeyse and içenlere inat Suruç için adalet sağlanacak. Çünkü bu bir söylem değil o düşleriyle aramızdan alınan 33'lere verilen bir sözdür.