ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

İlke kan kustu - Arzu Demir

Gardiyanların saldırısına maruz kalan İlke kan kusuyor. Aygün görüştükten sonra geçen süre içinde cezaevinde neler yaşandığını bilmiyoruz. Örneğin, İlke hala işkence görüyor mu? Hastaneye kaldırıldı mı? Tıpkı tutsaklara işkenceyle kan kusturdukları 12 Eylül günleri gibi. Zaten bu günler de Saray darbesi günleri değil mi?

Etkin Haber Ajansı / 14 Kasım 2017 Salı, 12:56

ARZU DEMİR- İlke Başak Baydar, kadınların can yoldaşıdır. Bir konuştu mu gümbür gümbürdür. Açık sözlüdür, çoğu zaman sonda söylemesi gerekeni en başta söyler. Bir de dik başlıdır, hiçbir konuda nedamet getirmez. Öyle didaktik olduğunu sanmayın. Gülmeyi de eğlenmeyi de sever. Bolca da güler.
İlke, 33 insanın canını alan Suruç katliamdan tesadüfen sağ çıkanlardan. Ancak yaralandı. Bir kulağı duyma yetisini kaybetti. Elbette ki en büyük yara yüreğinde açıldı; hiç kapanmayacak bir yara; zamanın eksiltemeyeceği bir acı.

İlke, Suruç'ta yoldaşlarını, arkadaşlarını, kız kardeşlerini kaybetti. Büşra vardı örneğin. Sonra, Ece, Hatice Ezgi, Polen vardı. Cebrail vardı. Artık yoklar!

20 Temmuz 2015'de Amara Kültür Merkezi'nin önünde gerçekleşen patlamadan sonra önce yaralı yoldaşlarını hastaneye taşıdı, ayakta kalan diğer yoldaşları ile birlikte. O sırada kendisi de yaralıydı. Ancak ayaktaydı, son kalan gücünü yoldaşlarını kurtarmak için harcadı. Dayanılması zordu. Bir yandan yaralıların hastaneye taşınmasına engel olan polisin gaz bombalı saldırısı, diğer yanda yerde yardım bekleyen yoldaşları. İlke gibi yaralı olan Oğuz Yüzgeç'in sözleriyle aktarırsam; "Tarifi zor bir andı. Yerden kaldırmak için elimizi uzattığımız yoldaşımızın bir parçası elimizde kalıyordu." Dinlemesi, yazması bile ağırken bir de bunu yaşamak, tanık olmak!

Sonrası daha da ağır; cenazeleri tek tek teşhis etmek, onları üzerlerindeki kıyafetlerden, ayakkabılarından tanımaya çalışmak. Ardından yoldaşlarının tabutlarını omuzladı. Sonrasında ailelerin yasına ortak olmak, hastanede tedavi gören yoldaşlara derman olmak. İlke de diğer SGDF'liler gibi yasını tutacak vakit bulamayanlardan. Yarasını sarmak mı? O yara kapanmaz ancak kabuk bağlar. Bunu da yoldaşlarının anılarına bağlılık ile her güne hesap sorma isteği ile uyanarak yaptı.

AKP/Saray iktidarının ise İlke ve Suruç'tan sağ çıkanlar ile hesabı bitmedi. O gün orada DAİŞ'in bitiremediği "işi", devletin resmi kolluk kuvvetleri ve mahkemeleri devraldı. İlke, katliamdan 5 ay sonra diğer Suruç gazileri ile birlikte gözaltına alındı. Kamuoyunun da baskısı ile birkaç günlük gözaltının ardından serbest bırakıldı.

İlke, en son başkanlık referandumundan kısa bir süre önce gözaltına alındı, tutuklandı. Şu anda Elazığ Cezaevi'nde. Avukat Hüseyin Aygün'ün twitter hesabından verdiği bilgiye göre, İlke diğer kadın tutsaklar ile birlikte cezaevinde işkence görüyor. Gardiyanların saldırısına maruz kalan İlke, kan kusuyor. Aygün görüştükten sonra geçen süre içinde cezaevinde neler yaşandığını ise bilmiyoruz. Örneğin, İlke hala işkence görüyor mu? Hastaneye kaldırıldı mı?

Tıpkı tutsaklara işkenceyle kan kusturdukları 12 Eylül günleri gibi. Zaten bu günler de Saray darbesi günleri değil mi?

Sadece İlke de değil şu anda cezaevinde 4 Suruç gazisi var. Örneğin Zindan Dorudemir. O'nun da kulağında hasar kaldı, bir kulağı duymuyor. Havva Cuştan, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde. Katliamda kolundan yaralanan Mazlum Demirtaş ile bacağından yaralanan Volkan Uyar da cezaevinde. Suruç'ta kardeşi Hatice Ezgi'yi kaybeden ve o günlerde SGDF'nin Eşbaşkanı olan Özgen Sadet de tutsak. Özgen üstelik cezaevinden kısa bir süre önce çıkmıştı. Liste yazmakla bitmiyor ki! Suruç gazilerine, ailelere şimdi de avukatları eklendi. Suruç katliamında müvekkillerini, arkadaşlarını kaybeden, onların tabutlarını omuzlayan avukatlardan Sezin Uçar ile Özlem Gümüştaş da hapsedildi. Üstelik tutuklanmaları, dün görülen Suruç katliamı davasının öngününe geldi. Tesadüf mü dersiniz? Olmadığını dünya alem biliyor. Özlem ve Sezin, Suruç katliamı davasında şehit aileleri ile gazilerinin avukatlığını üstlenmişti.

SGDF'liler, Kobanê savunmasının ardından "Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz" sloganıyla örgütledikleri kampanyayla, halklar arasında bir kardeşlik köprüsü kurarken aynı zamanda bir devrime tanık etmek ve halkların kaderine ortak olmak istemişlerdi. Yaptıkları, Che'nin "Yapılması gereken direnişçilere şans dilemek değil, onların kaderine iştirak etmektir. Onlara ya ölüme ya da en iyisi zafere dek eşlik etmektir" sözünün pratik haliydi. AKP/Saray iktidarı ile tetikçisi DAİŞ'in hedefi haline getiren de Rojava devrimi ile yaptıkları "kader birliği" oldu.

Ancak ne Saray destekli DAİŞ bombaları ne de Saray yargısının gözaltı ve tutuklama terörü sosyalist gençlere geri adım attırabildi. Ekim devriminin 100. yılını sokaklarda kutlamaktan Suruç, Ankara, Cizre için adalet aramaya mücadelenin her alanında yer aldılar.

Onlar üzerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Şimdi sıra sizde, bizde! Suruç'un emaneti olan İlke, Havva, Mazlum, Volkan ve Zindan ile Özgen ve avukatları Sezin ve Özlem'in özgürlüğü için dayanışmayı büyütme zamanı!