ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

'ETHA kriminalize edilmeye çalışılıyor'

Tutuklu muhabirimiz Tolu ile birlikte yargılananların ifadesiyle duruşma devam ediyor. İfade veren tutuklular, cenazelere ve demokratik eylemlere katılmanın suç olamayacağını vurguladı. Tolu'nun avukatları "suç yaratılmaya çalışıldığını kaydederken, ETHA'nın kriminalize edilmeye çalışıldığına dikkat çekti.

Etkin Haber Ajansı / 11 Ekim 2017 Çarşamba, 18:43

İSTANBUL- Ajansımızın tutuklu çalışanı Meşale Tolu'nun da içinde bulunduğu 18 kişinin yargılandığı davanın duruşması devam ediyor.

Silivri Cezaevi Kampüsü'nde bulunan İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasında, serbest fotomuhabir Ulaş Ömer Sezgin de savunma yaparak, suçlamaları kabul etmedi. İktidarın basına dönük saldırılarına dikkat çeken Sezgin, gazeteciliğin suç sayılamayacağını ifade etti.

Belediye işçisi Serkan Okatan, evine yapılan baskında kalp hastası olan basası dahil ailesi ve kendisinin zorla yere yatırıldığını, "kafana sıkarız" diye tehdit edildiklerini söyledi. Okatan, cenaze törenleri ile Suruç katliamında yaşamını yitirenleri anma etkinliğine katılmanın suç olamayacağını kaydetti.

SGDF üyesi ve Marmara Üniversitesi öğrencisi Sinan Aktaş, 2015 yılında SGDF'nin Kürt halkına yönelik saldırıları protesto etmek için Kadıköy'de yaptığı basın açıklamasına barış istediği için katıldığını söyledi. Tutuklandıkları operasyonun 1 Mayıs eylemlerini engellemek için yapıldığına dikkat çeken Aktaş, Aziz Güler'in cenazesine de birçok katliam yapan IŞİD'e karşı savaştığı için katıldığını anlattı. Aktaş, 12 Mart Gazi katliamının yıl dönümünde yapılan yürüyüş ve Berfu Canbay anmasına da katıldığını belirterek, bunların demokratik hak kapsamında olduğunu ifade etti.

KADINLAR EVLERDE KATLEDİLİYOR

Mimar Sinan Üniversitesi Öğrencisi Yağmur Emekdar ise Yeliz Erbay ve Şirin Öter'in cenaze törenlerine kendi iradesi ile katıldığını belirtti, "O dönem Yeliz ve Şirin'in yanı sıra Dilan, Dilek ve Günay da evde infaz edilmişti. Erkek şiddetiyle onlarca kadın sokak ortasında katledilirken bu şiddet evlere kadar taşınmıştı. Yeliz ve Şirin'in memelerine ve vajinalarına kurşunlar sıkılarak katledildi. Cenazede elimde tuttuğum bayrak ise sosyalizmin evrensel simgesi olan kızıl bayraktır. Suç olamaz, cenazeye katılmak ise vicdan ile alakalıdır" dedi.

İddianameye konu olan Kürt illerinde yıkımın protesto edilmesinin "suç" olarak yer almasına da tepki gösteren Emekdar, şunları söyledi: "Kürt illerinde sokağa çıkma yasakları sırasında birçok sivil hayatını kaybetmiş, birçoğu ise göçe zorlanmıştı. Bu durumu protesto etmek istedim. OHAL koşulları ve tutukluluğum eğitimime devam etmeme engel oluşturuyor. Tahliyemi talep ediyorum."

BURADA BİR DÜNYA GÖRÜŞÜ YARGILANIYOR

SGDF MYK Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Başak Sıla Kaymak, birçok demokratik eyleme katıldığını ifade etti. Katıldıkları eylemden dolayı yargılanmasının "suç" sayılamayacağına dikkat çeken Kaymak, sözlerine şöyle devam etti: "Burada bir dünya görüşü yargılanıyor. İfade özgürlüğümüz yok sayılıyor. IŞİD tüm dünyada kanlı katliamlara imza atmış bir terör örgütü, IŞİD'e karşı mücadele edenlere saygı duyarım. Bu yüzden anmaların katıldım. İddianamede suç olarak gösterilen Berfu Dilan Canbay'ın anması da suç teşkil edemez. Berfu İstanbul Üniversitesi öğrencisiydi. Ayrıca kim olduğundan bağımsız hayatını kaybeden insanları tanıyanlar onu anmak isterler. Kürt illerinde sivil katliamların yaşandığı BM raporlarında bile mevcut. Bir Kürt olarak bu durumu protesto etmem de çok normaldir."

SGDF üyesi olduğunu aktaran Kaymak, "SGDF Suruç'ta birçok üyesini kaybetti, hayatını kaybedenlerin anmasına da bu yüzden katıldım. Üniversite öğrencisiyim, eğitimime devam etmek istiyorum. Tutukluluk orantısız bir karar, tahliyemi istiyorum" dedi.

1 MAYIS'A ÇAĞRI YAPAN SENDİKACILAR BERAAT ETTİ

Deniz Havuç ise 2015 1 Mayıs'ına katılmakla suçlandığını, ancak bu eyleme çağrı yapan DİSK yöneticilerinin beraat ettiğini hatırlattı.

Diğer tutuklular da cenazelere dini, vicdani duyguları ve komşuluk ilişkileri ile katıldıklarını, yine eylemlere katılmanın da demokratik hak olduğunu belirtti.

Duruşmada mütaalasını veren savcı, tüm tutukluların tutukluluk halinin devamını istedi.

HATUN TUĞLUK'UN CENAZESİNE SALDIRAN ZİHNİYET İLE AYNI

Ardından avukatlar söz aldı. Meşale Tolu'nun avukatı Kader Tonç, mahkeme heyeti başkanına "Kanuna aykırı davrandınız ve davadan çekilmediniz" diyerek eleştirisini yöneltti. Soruşturma sürecinin hukuksuzluğuna dikkat çeken Tonç, şuç işlendiği şüphesiyle soruşturma başlatılması gerekirken, savcının "1 Mayıs'ta silah, molotof vs ile sansasyonel eylem yapılacak" diyerek soruşturmayı başlattığını ve 30 Nisan'da ev baskınları yapıldığını hatırlattı. Ancak 1 Mayıs günü silahlı, molotoflu hiçbir olay olmadığını, o gün gözaltına alınanların da aynı gün serbest bırakıldığını belirten Tonç, bunun üzerine savcının müvekkilleri hakkında geriye dönük soruşturma yaptığını, suçtan kişiye gidilmesi gerekirken, savcının önce şüpheli bulup sonra "delil"lere gitmeye çalıştığını ifade etti. 2-3 yıl öncesine ait cenaze törenlerine katılmanın suç sayıldığını kaydeden Tonç, "Hatun Tuğluk'un cenazesine saldıran zihniyet ile bu cenazelere katılmayı kriminalize eden zihniyet aynıdır" dedi.

Soruşturma aşamasındaki gizlilik kararının da hukuksuz olduğunu ifade eden Av. Tonç, aslında polisin hazırladığı fezlekenin bugün iddianame olarak karşılarında olduğunu, tek farkın başındaki fezleke yerine iddianame yazılmış olması olduğunu belirtti. Tonç, "Üstelik savcı bunun için aylarca beklemiştir" derken, iddianamede "müdürlüğümüzce" gibi polislerin yazdığı ifadelerin dahi değiştirilmediğini söyledi.

Tonç, mahkeme heyeti başkanının da duruşmanın başında hatırlattığı susma hakkının dahi iddianamede "örgüt üyeliğine delil" olarak gösterildiğini kaydederken, gizli tanık ifadesini de eleştirdi. Tonç, söz konusu gizli tanık ifadesine Gaziosmanpaşa savcılığının başlattığı bir soruşturmada itibar edilmediğini aktardı. Lehte delil toplanmadığını da söyleyen Av. Tonç, Meşale'nin ETHA çalışanı olduğunu hatırlatarak, kaçma ya da delil karartma gibi bir durumun olmadığını belirtti, tahliyesini istedi.

ETHA KRİMİNALİZE EDİLİYOR

Meşale'nin avukatı Ezgi Güngördü de iddianamede ETHA'nın illegal örgütün yayın organı olduğu iddiasıyla kriminalize edilmesini eleştirdi. ETHA'nın politikadan kültür sanata, işçi haberlerinden kadın haberlerine kadar pek çok konuda güncel haberler yayınladığını söyleyen Güngördü, Basın Kanunu'na göre kamuoyunu ilgilendiren haberleri yapan basın kuruluşlarının kanunun güvencesinde olduğunu kaydetti. Güngördü, mahkemeye ETHA'nın yayınladığı bazı haberlerden örnekler sundu. Meşale'nin de ETHA'da gönüllü olarak çalıştığını ifade eden Güngördü, Meşale'ye propaganda suçlaması yöneltildiği, ancak bu iddianın somutlanamadığını söyledi.

TEKNİK TAKİP İPTAL EDİLEN YÖNETMELİĞE DAHİ AYKIRI

Av. Ekin Baltaş, iddianamedeki hukuka aykırı delilleri eleştirdi. Binlerce kişinin katıldığı Aziz Güler'in cenazesinden bir fotoğrafı mahkemeye sunan Baltaş, 18 kişinin özel bir çalışma ile tespit edildiğinin anlaşıldığını söyledi. "Teşhis neye göre yapılmış?" diye soran Baltaş, iptal edilen bir yönetmeliğe dahi aykırı bir şekilde teknik takip yapıldığının anlaşıldığına dikkat çekti. Av. Baltaş, "Her bir kişi teknik takiple görüntülenmiş, fişlenmiş, yıllarca bekletilmiş ve birden soruşturmanın konusu yapılmış" dedi. Baltaş, teknik takip konusundaki Yargıtay kararlarını da hatırlatarak, iddianamedeki fotoğrafların hukuka aykırı toplanmış deliller olduğunu söyledi. Baltaş, "Hukuka aykırı delil inisiyatife bağlı değildir, mutlaktır" diye ekledi.

Soruşturmanın başlatılmasının "makul şüphe"ye dahi girmediğini söyleyen Av. Baltaş, silah, molotof, illegal pankart için yapılan aramalarda sadece toz maskesi, dergi ve kitap bulunduğunu vurguladı. Arama kararında "suç aracı olabilecek eşyalar" denildiğini, bunun sonucu olarak kitap ve dergilerin "delil" olarak iddianameye girdiğini aktaran Baltaş, tüm delillerin usul ve yasaya aykırı olduğunu vurguladı.

GİZLİ TANIK İFADESİ HUKUK FACİASI

Baltaş, gizli tanık ifadesinde de "Bu şahsı tanımam" dediğini, fotoğraftan teşhis yaptırıldığının anlaşıldığını, ancak bu teşhisin de yasaya uygun olmadığını söyledi. Baltaş, gizli tanık ifadesi için "Dosyaya girmesi hukuk faciası" dedi.

Propaganda suçlaması konusunda da "hangi sloganı attığı, slogan atıp atmadığı, hangi grupla hareket ettiği -fotoğraflarda bir sanık yüzü açık, yanında çocuğu olan başörtülü bir kadının yanında görülüyor gibi soruların yanıtlarının olmadığına dikkat çeken Baltaş, Şirin Öter ve Yeliz Erbay cenazeleri konusuna da değindi. Baltaş, aynı dönemde ev baskınlarında infaz edilen diğer kadınları da hatırlatarak, bu haberleri görmüş insanların "yaşam hakkı mı ihlal edildi" diye düşünmesinin normal olduğunu, ancak iddianamede polis tarafından öldürülmelerin kanıksatılmaya çalışıldığını söyledi. Baltaş, İstanbul'da öldürülen iki IŞİD militanı için cenaze namazı kılındığını, bunlarla ilgili soruşturma olup olmadığını sordu.

'ESAS OLAN KİŞİNİN HÜRRİYETİDİR'

Av. Berdan Demir, tutuklamanın istisnai bir uygulama olmadığı, esas olanın kişinin hürriyeti olması gerektiğini söyledi. İddianamede legal etkinlikler dışında illegal bir etkinliğin delili oluşturabilecek hiçbir şeyin olmadığına dikkat çeken Demir, "2 yıl önce gerçekleşmiş eylemleri o dönemin koşulları tartışılmadan basma kalıp bir şekilde bugünden tartışılıyor" diye konuştu.

Av. Akçay Taşça, "İddianamede terör örgütü üyesi bir kişinin cenazesine katıldığı için terör örgütü üyeliği ile suçlanıyor müvekillerimiz ama cenazesi olan kişilerin bile terör örgütü olduğuna dair bir mahkeme kararı yok. Mahkeme kayıtlarına göre Aziz Güler, Suphi Nejat Ağırnaslı ve Yeliz Erbay terörist değil. Yeliz Erbay ve Şirin Öter'in öldürülme şekilleri ne insanlığa ne de hukuk sığar. Bunu protesto etmek de asla suç olamaz. ESP ve MLKP arasında bir ilişki kurulmaya çalışılıyor ve buradan ESP kriminalize ediliyor. Diğer 'suç' sayılan ve örgüt üyesi delili olarask gösterilen kızıl bayrak ise evrenseldir, MLKP simgesi olamaz. Serkan Tosun'un cenazesine katılmak ise daha önce soruşturulmuş ve takipsizlik kararı verilmiş" ifadelerini kullandı.

Av. Mustafa Taylan Savran, örgüt üyeliği suçlamasının yöneltilemeyeceğini belirterek, organik bağ, hiyerarşik ilişki, talimat, eylemlerin yoğunluğu gibi kriterlerin hiçbirinin iddianamede bulunmadığını söyledi.

'YARGI İKTİDARIN SİLAHI HALİNE DÖNÜŞTÜ'

Av. Gülhan Kaya ise yargıya güvenin kalmadığını belirterek, "Yargı siyasi iktidarın neredeyse silahı haline dönüşmüştür" dedi. Hapishanelerin dolup taşdığını kaydeden Kaya, yargı üyelerinin de baskı altında olduğunu, rahat kararlar veremediklerini ifade etti. Mahkeme heyeti başkanının davadan çekilmemesini eleştiren Kaya, "Bu kadarını beklemiyorduk. Yasa savunma olarak bizi bağladığı kadar sizi de bağlıyor" dedi.

İddianamede tanık olarak ifadesi olan Göksel Kesici ve Mesut Turhan'ın Gülsuyu Mahallesi'nde Hasan Ferit Gedik'i de öldüren uyuşturucu çetesinin elemanları olduğunu, ESP binasını silahla tarayarak ESP üyelerini yaraladıklarını hatırlatan Kaya, bu iki kişinin ESP aleyhine verdiği ifadeye itibar edilemeyeceğine işaret etti.

Ulaş Ömer Sezgin'in avukatı Selin Yıldırım da müvekkilinin gazeteci olduğunu belirterek, iddianamede geçen eylemlere gazetecilik faaliyetleri itibariyle katıldığını söyledi.

Savunmaların ardından mahkeme heyeti ara karar için duruşmaya ara verdi.