ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Bağımsızlık referandumunun tarihsel sözü ve iradesi

Haftalık devrimci sosyalist gazete Atılım başyazısında, Güney Kürdistan'daki bağımsızlık referandumu ele aldı. Yazıda, "Güney Kürdistan'ın bağımsızlığı referandumunun sonucunun tarihsel bakımdan taşıdığı objektif anlam ve yaratacağı potansiyel olanaklar, sürecin ana karakterini belirleyecek asıl dinamiklere güç taşıyacaktır. Referandum nezdinde Kürt ulusal bilincinin ve iradesinin söylediği sözün asıl anlamı budur. Ve bu tarihseldir. Kürdistan'da ve Ortadoğu'da tarihsel zamanlardan geçiyoruz, kendinden menkul 'taktik'sel zamanlardan değil" değerlendirmesi yapıldı.

Etkin Haber Ajansı / 29 Eylül 2017 Cuma, 14:41

HABER MERKEZİ - Haftalık devrimci sosyalist gazete Atılım bu hafta yayımlanan başyasında, 25 Eylül'de Güney Kürdistan'da gerçekleşen "bağımsızlık referandumu"nu değerlendirdi.

"Bağımsızlık referandumunun tarihsel sözü ve iradesi" başlıklı yazı şöyle:

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı"nın tanınması, Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesine de girmiş evrensel demokratik bir ilke. Şimdiye kadar bu prensibi reddettiğini ilan eden bir devlete de rastlanmış değil. Buna, Türkiye de dahil.

Keza, halihazırda devletsel statü elde etmiş bütün sosyal-siyasal formasyonlar, kazanmış oldukları "bağımsızlık" haklarıyla övünmekte, gururlanmakta, ulusal bayramlar ve kutlamalar ilan ederek devletlerinin bekası için birlik ruhunu canlı tutmaya çalışmaktadırlar. Buna, Türkiye de dahil. Hatta fazlası var; Türkiye'de ayrı ayrı her şehrin bile "kurtuluş"u özel törenlerle kutlanır. O kadar düşkündürler yani, bağımsızlıklarına, egemenlik haklarına! Ne diyelim, haklarıdır, ulusturlar çünkü!

Ama bir de Kürtler var, dünyada ve tarihte. Bin yıllardır Mezopotamya topraklarını yurt bellemiş, diliyle, kültürü-gelenekleriyle kök salmış, ulusal ruh birliğinin mayasını oluşturmuş kırk milyonluk kadim bir halk var. Kürdistan diye tarihe kazınmış ve kayıtlanmış bir sosyal-siyasal coğrafya parçası var.

Lakin, BM sisteminde kayıtlı Kürdistan diye bir devletsel-yönetsel siyasi statü yok. Kürt ulusu diye kayıtlı bir sosyal formasyon yok. Türkiye'de, İran'da, Irak'ta, Suriye'de yaşayan Kürtler var! Yüzyıl önce oluşturulmuş emperyalist proje temelinde ve sömürgeci rejimlerin el birliğiyle kurulmuş ve sürdürülen anti-Kürt statü var. Acem'in ulusu ve İran'ı, Türk'ün ulusu ve Türkiye'si, Arap'ın ulusu Irak'ı ve Suriye'si var da, Kürt'ün ulusu ve Kürdistan'ı yok. Bunların hepsinin kendi kaderini belirleme hakları, bağımsızlıklarıyla övünme, gururlanma hakları var da, Kürtlerin yok. Türkiye'nin, Irak'ın, Suriye'nin, İran'ın Kürtlerinden ve onların partilerinden, örgütlerinden, şahsiyetlerinden olsa olsa, "hain", "bölücü", "terörist", "işbirlikçi", "düşman", "istikrar bozucu" vs. olur da, kimliğini, dilini, kültürünü onurluca taşımak ve özgürce yaşamak için mücadele eden bir ulusal dava güçleri ve yurttaşları olmaz. BM'nin ilkeleri, ulusların/ve halkların doğal ve meşru hakları onlar için geçersizdir, çünkü onlar "kader"sizdir.

Dünyanın ve tarihin çok bilinen bütün bu ikiyüzlü gerçekliğini tekrar özetlemek ve hatırlatmak istedik. Çünkü Kürtler, dünyaya ve tarihe bunları yeniden ve yeniden sorgulatan bir gündem yaratma sürecinin öznesi olma haline gelmiş durumdalar. Bu özneleşmenin her dört parçada süren ve 30-40 yıl öncesine varan mücadele serüvenini bir yana bırakırsak, yakın tarih bakımından Rojava'da filizlenen devrim ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu olarak biçimlenen eşitlikçi, kadın özgürlükçü halk iktidarı, dünyaya ve tarihe Kürtlerin müdahalesinin en radikal iradesi olarak gerçekleşmiş bulunuyor. Radikal diyoruz çünkü, bu devrim ve inşa edilmeye çalışılan yönetsel-siyasi statü ve toplumsal yapı Kürt uluslaşması ve birliği yönündeki tarihsel çabanın yeni ve ileri bir aşamasını temsil etmekle kalmıyor. Kürtlerle diğer haklar arasındaki gönüllü ve eşitlikçi birliği kuran ilişkilerin de temelini sağlıyor, devrimde ortaklaşma, yaşamda ortaklaşma ve "kader"de ortaklaşmanın mayasını kuruyor. Emperyalist tahakküm ve sömürgeci, despotik rejimlerin zorbalığı kıskacı altındaki Ortadoğu halklarının geleceğine, dünyaya ve tarihe yeni bir kapı açıyor. Ve tabii böyle olduğu için de, "eski dünya"nın bütün ezberlerin bozan ve yeni dengeleri koşullayan sonuçlara yol açıyor. "Eski dünya"nın küresel, bölgesel ve yerel irili ufaklı bütün muktedirlerinin ortak korkusu haline geliyor. Tabir-i caizse "eski dünya" artık Kürdistan'sız bir dünya ve tarihin düşünülemeyeceğinin farkındadır farkında olmasına da, bu haliyle ve yönelimiyle onu nereye ve nasıl koyabileceğini bilen "yeni dünya" da henüz yok. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi "eski dünya"nın elindeki tek "uzlaşma çözümü" olarak kabul edilebilir belki ama bunun için de BM'nin ikiyüzlülük köprüsünün altından belli ki daha epey sular akması gerekecek.

İşte, son olarak Güney Kürdistan'da gündemleşen "bağımsızlık" referandumu sorunu etrafında olup bitenler, bunu apaçık gözler önüne sermedi mi? Ya da şöyle soralım, bu referandum neden "dünya meselesi" haline geldi? Lafın gelişi değil, gerçek bir durum olarak dünyanın bütün emperyalist güç merkezleri ve devletleri, bölgesel sömürge rejimleri ve yerel despotlar topluca referandum karşıtı pozisyon aldılar. Bunların her düzeyinde birbirinin rakibi olanlar, birbirlerinin altını oyanlar, kedi-köpek hali içinde bulunanlar, vs. referandum karşıtlığında hızla sağduyu ortaklıkları kurdular, ortak akıl birliğine vardılar, bölgenin ve dünyanın selameti için ortak kaygılara düştüler! Hepsi kendi pozisyonu ve meşrebi gereğince "ikna" yöntem ve araçlarını devreye soktular. Yüz yüze görüşmelerde, diplomatik resmi beyanatlarda tehditler, şantajlar... Ambargo ilanları ve girişimleri... Sınır kapılarını kapatmalar... Sınırda askeri tatbikat gösterileri, saldırgan tacizler... Savaş dayatmaları... Uçuş yasakları vb...

Ve ama olanlar oldu, referandum gerçekleşti. %72'leri aşan yüksek bir katılımla, %93'lere varan bir çoğunlukla Başur halkı "evet" dedi. Böylece bağımsızlık talebinin meşruluğunu dosta düşmana göstermiş, tarihe sözünü söylemiş ve iradesini dünyaya ilan etmiş oldu. Güney Kürdistan referandumu göstermiştir ki, bağımsızlık ve özgürlük isteği Kürt halkının kolektif ulusal bilincinde derin köklere sahip bir arzu olarak yerleşmiş bulunmaktadır ve bunu gayri meşru gören her tutum ve saldırganlık ulusal birlik duygusu ve eğilimini daha da güçlendirmektedir. Bu anlamda, referandum ve ortaya çıkan sonucu, yalnızca Barzani yönetiminin dayatmasının ya da onun iktidarcı, partisel-aşiretsel çıkarlarının, dar ulusalcı ufkunun onaylanması olarak okuyanlar fena halde yanılmaktadırlar. Evet, taktiksel bakımdan Barzani'nin referandumu tam da bu türden saiklerle gündeme taşıdığı bir gerçektir. Keza, bunun dört parçadaki Kürt ulusal birliğinin sağlanması ve bu temelde bağımsızlığın güvenceye alınması koşullarını riske ettiği, bir dizi konjonktürel olanağı heba etme potansiyeli taşıyacağı aşikardır. Ancak, referandumun sonucunun tarihsel bakımdan taşıdığı objektif anlam ve yaratacağı potansiyel olanaklar, sürecin ana karakterini belirleyecek asıl dinamiklere güç taşıyacaktır. Referandum nezdinde Kürt ulusal bilincinin ve iradesinin söylediği sözün asıl anlamı budur. Ve bu tarihseldir. Kürdistan'da ve Ortadoğu'da tarihsel zamanlardan geçiyoruz, kendinden menkul "taktik"sel zamanlardan değil.

Üstelik, Barzani yönetiminin bu taktiğin içinde iyiden iyiye sıkışıp kalacağı zamanlar da uzak değildir. Ve eğer, olur da ulusal birlik adına o çemberden çıkmak isterse ve buna hazır olursa, elinden tutmak isteyenlerin başında hiç kuşkusuz ki, Kürt halkının tarihsel sözünün ve iradesinin arkasında kararlıca, cüretlice duranlar olacaktır. Başur'dan Rojilat'a, Rojava'dan Bakur'a devrimciler üzerine düşen tarihsel rolü oynayacaktır.