ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

CHP'yle nereye?- Umut Yücel

EMEP'ten ÖDP'ye sözü edilen emekçi sol parti ve örgütler, "bazı eksikliklerine rağmen" kurultaya övgüler dizmekte adeta birbirleriyle yarışa girdiler. Eski burjuva faşist siyasetçilerin laf cambazlıklarıyla geçen panelleri, AKP faşizmiyle milliyetçilik yarışına tutuşan gösterileri, kurultay sonuç bildirgesinin emekçiler ve ezilenler namına içeriksizliğini görmezden gelmeyi tercih ettiler. "Eksiklikler"den kasıt da, CHP'den kendilerine açık bir katılım çağrısı yapılmamış olmasıydı.

Etkin Haber Ajansı / 08 Eylül 2017 Cuma, 09:04

UMUT YÜCEL- EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ve partinin önceki genel başkanı Levent Tüzel, ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, CHP'nin adalet kurultayında sahne aldılar. Emekçi soldan bu parti ve örgütlerin çok sayıda yöneticisi, İnsan Hakları Derneği'nden Alevi Bektaşi Federasyonu'na değin çeşitli demokratik örgütlenmelerin başkanları ve yöneticileri de Çanakkale'de göründüler. Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti, kurultayda CHP Gençlik Kolları'yla ortak çalışmalar yaptılar.

Milliyetçilik bayrağını kimseye kaptırmayacağını göstermek için adalet kurultayını Çanakkale'de toplayan CHP, Çanakkale savaşını "Kurtuluş Savaşı"nın ön aşaması saydı, "Çanakkale ruhuna uygun" sergi ve tiyatro gibi etkinlikler gerçekleştirdi, "vatan savunmasında şehit düşenler" için anma ve yürüyüş düzenledi. O arada Mustafa Kemal'in Nutuk'u da bolca dağıtıldı tabii. Kurultayın bu simgesel arka planının önünde ise AKP, MHP, DYP ve ANAP eskisi burjuva ve faşist politikacılarının geçit töreni vardı.

CHP, Berberoğlu'nun tutuklanmasının ve genel başkan Kılıçdaroğlu'nun da tutuklanacağına dair sinyalleri almasının ardından, adalet yürüyüşü, mitingi ve kurultayı hattında, kendi siyasal varlığını savunmaya ve 2019 seçimlerine hazırlanmaya odaklı hamlelere girişti. Zaten bizzat Kılıçdaroğlu da adalet temalı bu çıkışlarla, CHP'nin 2019 planını adım adım uygulamakta olduğunu belirtti. Bu plana göre, eski "merkez sağ" siyasetçiler CHP etrafında toplanacak, 2019'da Tayyip Erdoğan'ın karşısına bu eğilimleri de temsil eden bir adayla -Kılıçdaroğlu olmazsa, belki de Abdullah Gül'le- çıkılacak, Erdoğan iktidarıyla çelişki halindeki Batılı emperyalist güçlerin ve Türk sermaye oligarşisinin aktif desteği arkalanacak, emekçi sol hareket de bu saflaşmanın dolgu malzemesi yapılacak.

Emekçi soldan bahse konu parti ve örgütler, işte bu plana gitgide bağlanan bir yolu adımlıyorlar. Köhnemiş CHP zihniyetinin faşist politik İslamcı rejime karşı antifaşist mücadelede saf tutacağı hayalini görenler, CHP'den HDP'ye uzanan bir demokratik ittifakın hesabını yapıyorlar. Levent Tüzel ve Alper Taş'ın CHP'nin adalet kurultayı kürsüsünden Selahattin Demirtaş'a selam göndermeleri, kurultayın hemen öncesinde hapishanede Demirtaş'ı ziyaret eden EMEP'li Kamil Tekin Sürek'in ise onun adına "tüm demokrasi güçlerini" kurultaya katılmaya çağırması, bu küçük burjuva reformist hesabın açıkça dile getirilişi oldu. Nitekim Alper Taş, kurultaydaki konuşmasında, "'biz' duygusunu yerel seçimlere taşıyacak", "AKP'nin bu sahte, çürümüş adaylarının karşısına tertemiz, dürüst, halktan yana, ortak adaylarla çıkacak" bir CHP beklentisini ifade etti.

Ardından, EMEP'ten ÖDP'ye sözü edilen emekçi sol parti ve örgütler, "bazı eksikliklerine rağmen" kurultaya övgüler dizmekte adeta birbirleriyle yarışa girdiler. Eski burjuva faşist siyasetçilerin laf cambazlıklarıyla geçen panelleri, AKP faşizmiyle milliyetçilik yarışına tutuşan gösterileri, kurultay sonuç bildirgesinin emekçiler ve ezilenler namına içeriksizliğini görmezden gelmeyi tercih ettiler. "Eksiklikler"den kasıt da, CHP'den kendilerine açık bir katılım çağrısı yapılmamış olmasıydı. Ki böyle bir açık çağrıyı, partilerinin CHP tarafından potansiyel birer ittifak gücü olarak muhatap alınması diye okuyacaklar, CHP'yle beraber cepheleşme beklentilerine sevinç uyandıran bir karşılık sayacaklardı.
Peki ama, CHP'nin adalet kurultayından ne kaldı geriye? Devlette adalet adına burjuva liyakat ölçütünü güncelleme ve "halkın devlete güven duymasını sağlama" çözümü, geçimde adalet adına sermayeye "girişim özgürlüğü teminatı" verme çözümü, eğitimde adalet adına "Atatürk ve cumhuriyet gibi ortak değerleri canlandırma" çözümü, yaşamda adalet adına "terör ve kutuplaşma siyasetinden uzak durma" çözümü... Irkçı ve inkarcı katliamın hedefinde tutulan Kürtler için adalet, inancı zincire vurulan Aleviler için adalet, grev hakkı gasp edilen işçiler için adalet, erkek şiddetine can veren kadınlar için adalet, cinsel kimliğinden dolayı yok sayılan LGBTİ+'lar için adalet, tek tip elbise dayatılan politik tutsaklar için adalet sesi çıkmadı, CHP'nin adalet kurultayı sonuç bildirgesinde.

Zenginin daha zengin ve yoksulun daha yoksul olduğu bir düzenin adaletsizliğini sözde eleştiren CHP, çok geçmeden, İstanbul belediye başkan adaylığı için TÜSİAD'ın ağır toplarından Ümit Boyner ve Ali Koç'un isimlerini telaffuz etmeye başladı. CHP'nin politik planında emekçi sol hareketin ve yoksul halkın tuttuğu yer ile burjuva geleneksel siyasetin ve sermayedarların tuttuğu yer arasındaki farkı bu denli çarpıcı biçimde ortaya koymakta hiç zaman kaybetmemesi, Alper Taş ve Levent Tüzel'i ne derece hayal kırıklığına uğratmıştır, bilinmez. Ancak kesin olan şu ki, emekçi sol adına Erdoğan diktatörlüğünün karşısına 2019 seçimlerine ve CHP'yle ittifaka odaklanan bir politik taktikle çıkmak demek, Erdoğancı faşist başkanlık rejiminin meşruluğunu tanıyan bir zemine sürüklenmek, emekçilerin ve ezilenlerin antifaşist mücadele dinamiklerini burjuva kamplaşmalar cenderesinde kötürümleştirmek demektir.

HDP ve HDK'yle yan yana durup halkçı demokratik cepheleşmeyi genişletmektense, CHP şemsiyesi altında toplanıp burjuva düzlemde siyasal meşruiyet ve faşist saldırganlıktan fiziksel korunma aramanın, işçi sınıfı ve ezilenlerin Saray diktatörlüğüne karşı mücadelesine öncülük etmekle ne alakası var? Silahlı devrimci direnişe, Kürt özgürlük hareketine, dişe diş sokak mücadelelerine siyasal ve fiziksel mesafe alıp faşizme karşı birleşmekten söz etmekle hangi demokratik mevzi kazanılabilir? CHP ile HDP arasında seçim ittifakı köprüsü olma rolüne soyunmuş DİB'e (Demokrasi İçin Birlik) bel bağlamak, faşizme karşı mücadeleyi dibe vurdurmaktan başka hangi sonuca yol açabilir?

Emekçilerin ve ezilenlerin faşist politik İslamcı diktatöre karşı direnişini büyütmek, bugün apaçık ki, fiili meşru kitle mücadelesi ve antifaşist kitle şiddeti hattında konumlanmayı, halkçı demokratik cepheleşmede saf tutmayı gerektiriyor. Öncü tarzda mücadelelere girişmek, antifaşist eylemsellikte süreklilik ısrarı ortaya koymak, bunun bedellerini göğüsleme kararlılığı sergilemek, ancak ve yalnızca böyle bir politika tarzı, işçi sınıfı ve ezilenlere daha fazla cesaret ve güven aşılamayı mümkün kılıyor. Özgürlük ve adalet özlemlerini henüz burjuva solun politik etkisi altında dile getiren geniş kitleleri faşizme karşı mücadelede devrimci temelde mevzilendirmenin yolu da CHP'yle politik flört etmekten değil, buradan geçiyor.

Burjuva faşist siyaset esnafına, emperyalist devletlere, sermaye oligarklarına mesaj veren, tüm bu gerici politik unsurlarla cepheleşmeye oynayan CHP'nin, Saray faşizmine karşı halklarımızın demokratik cepheleşmesinin ekseni olabileceği ham hayalini yaymak, en hafif deyişle, emekçi sol içindeki küçük burjuva reformist gaflet uykusudur.

Emekçi sol kulvardaki parti ve örgütler, ezilenlerden yükselen özgürlük ve adalet istemlerine öncülük iddiasında bulunanlar, eğer halklarımızın faşizme karşı direnişini büyütmeyi gerçekten istiyorlarsa, sefil bir sözde adalet kurultayından antifaşist solcu sonuçlar çıkarma çabasını ve CHP'yle beyhude bir antifaşist ittifak hevesini artık bir yana bırakma sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçınamazlar.