ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Baydemir: Kürtleri tehdit etmek kimsenin haddi değil

HDP Sözcüsü Osman Baydemir Meclis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Demirtaş'ın 295 gündür tutuklu olduğunu hatırlatan Baydemir, "Demirtaş'ın mahkemeye çıkmasından korkuluyor" dedi. Baydemir, Erdoğan ve Bahçeli'nin Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bağımsızlık referandumuyla ilgili açıklamalarına yanıt verdi, "40 milyonluk Kürt halkını tehdit etmek kimsenin haddi değildir" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 25 Ağustos 2017 Cuma, 12:52

ANKARA - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Osman Baydemir, Meclis'te basın toplantısı düzenledi. Baydemir, atanan kayyumlardan 9'unun görevden alınması, Diyarbakır merkez Sur ilçesinde devam eden yıkım ile Demirtaş'ın durumuna ilişkin konuştu. Baydemir, bugün yayımlanan iki KHK ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi referandumu hakkındaki açıklamasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

'KAYYUM POLİTİKASI İFLAS ETMİŞTİR'

Baydemir, 9 kayyumun görevden alınmasını kayyum politikasının iflası olarak değerlendirdi. Baydemir, "Dokuz kayyum görevden alındı. Bu görevden almalar kayyum politikasını iflas ettiğinin göstergesidir. Bu görevden almalar HDP'nin kayyum atamalarına yönelttiği eleştirilerin tümünün haklı olduğunun ispatıdır. Cami avlusunda rüşvet pazarlığı yapanların, bir ev aramasında hırsızlık yapan bir anlayışın savaş ganimeti olarak görülen belediyelerde hırsızlık yapmayacaklarının hiçbir garantisi yoktur. Halkımıza söz veriyoruz. Kayyum atanan tüm belediyelerde halk bir kez daha rızasıyla seçeceği temsilcisini o belediyelere gönderdiğinde, yasa dışı her kuruş her zaman kamuoyunun vicdanına sunulacaktır. Sorumlular hakkında işlem yapılması için de var gücümüzle çalışacağız" dedi.

SUR TALAN EDİLİYOR

Sur'daki yıkımlara tepki gösteren Baydemir, "Ali Paşa Mahallesi'nde sular kesilmiş, elektrikler kesilmiş, insanlar göçe zorlanıyor. 7 bin yıllık tarih yok ediliyor. Sur'a uygulanan bir tecrit politikasıdır. Bir el koyma ve talan politikasıdır. Binlerce yıllık bir hafıza ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu politika, Kürt düşmanlığıdır. Kürde dair ne varsa zor aygıtlarıyla yok edilmesi politikasının dışa vurumudur" diye konuştu.

'DEMİRTAŞ NİYE TUTUKLU?'

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun tutuklanacağı yönlü haberlere ilişkin kullandığı "Milletvekilliğinin dokunulmazlığı vardır" sözlerine dikkat çeken Baydemir, "Bekir Bozdağ belki de ilk kez doğru bir şey söyledi. 'Milletvekilinin dokunulmazlığı vardır, dokunulmazlığı kalkmadan savcının işlem yapması, hakimin tutuklaması mümkün değildir.' Doğru. Peki Selahattin Demirtaş milletvekili değil mi? Milletvekili. Dokunulmazlığı yok mu? Var. Peki niye tutuklu?" diye sordu.

Baydemir şöyle devam etti:

"Anayasanın 83. maddesi, 'Milletvekili sorguya çekilemez tutuklanamaz, yargılanamaz' diyor. Peki milletvekillerimiz neden tutuklanıyor? Bunun bir cevabı var, o da Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Benim gündemimde tutuklama yok' demesi. Olan tam da budur. Çünkü milletvekillerimizin tutuklanması, konunun AKP Genel Başkanı'nın gündeminde olmasının sonucudur. Bu, yargının kişinin denetiminde olduğunun göstergesidir. Bundan sonra ceza kanununa AKP Genel Başkanı'nın gündemi diye bir madde koymak gerekiyor. Erdoğan'ın gündemi tüm yasalardan üstündür diye bir KHK de olur.

AYM'ye yaptığımız bir başvuru vardı. Buna ilişkin Adalet Bakanlığı AYM'ye görüş vermişti. Görüşte, Selahattin Demirtaş'ın cezaevinde olmasının yasama faaliyetine katılmasına bir engel teşkil etmediğini ifade etmişti. Selahattin Demirtaş, madem benim yasama faaliyetinde bulunmam önünde bir engel yok o halde SEGBİS'i kurun, grup toplantısı yapayım dedi. Meclis Başkanı'nın yanıtı trajikomik. Haberleşme hakkından söz ediyor. Bu da 'talep reddedildi' diye haberleştirildi, hayır. Biz talebimizde SEGBİS ile katılım diyoruz. Biz senden haberleşme hakkı talep etmedik ki. Yasama faaliyetine katılma talebimizi istedik. Biz elma diyoruz o armut diyor.

İsmail Kahraman'ın işaret ettiği Anayasanın 138. maddesi ağır saldırı altındadır. Hiçbir organ, makam ve merci mahkemelere emir ve talimat veremez diyor o maddede. Tam da bizim istediğimiz bu. Kimse yargıya talimat vermesin diyoruz. Bugün milletvekillerimizin cezaevinde olmalarını tek bir nedeni vardır, yargıya talimat verilmesi.

TBMM Başkanı'na çağrıda bulunuyorum. 83. madde de çok açık ve nettir: Milletvekili tutuklanamaz. 20 Mayıs 2016'daki değişiklik bile milletvekili tutuklattıramaz."

DEMİRTAŞ'IN MAHKEMEYE ÇIKMASINDAN KORKUYORLAR

4 Kasım 2016'tan bu yana 295 gün geçti. Selahattin Demirtaş'ın halen cezaevinde oluşu bir rehin alma politikasıdır. Selahattin Demirtaş'ın tutuklanması, 16 Nisan referandumuna giderken ülkeyi muhalefetsiz bırakma girişimiydi ve halen tutuklu olması da olası bir baskın seçim nedeniyledir.

Selahattin Demirtaş yargı önüne çıkarılmıyor. Yargılayacağız diyordunuz değil mi? Tutukladın, 295 gündür tutuklu olduğu dosyadan halen yargı önüne çıkarmış değilsin. Neden? Demek ki yargılama konusunda bir acelen yoktu. Demek ki amacın başka.

Her tutuklunun, en az ayda bir tutukluluğunun mahkeme tarafından gözden geçirilmesi gerekiyor. Mahkeme en son 22 Haziran'da tutukluluğunun devamına karar verdi. Üç aydır tutukluluk halinin incelenmesine dair herhangi bir mahkeme kararı yok. Yani Demirtaş'ın cezaevinde olması tamamen yasa dışı duruma dönüşmüş durumda. Selahattin Demirtaş'ın cezaevinde tutulması hükümsüzdür.

Korkuyorlar. Demirtaş'ın mahkemede yapacağı savunmadan korkuyorlar. HDP'nin, eşitlik, özgürlük isteyenlerin iradesinden korkuyorlar. Diz çökmesini istiyorlar. Asla diz çökmeyeceğiz. Onurlu bir barış inşa edilinceye kadar asla durmayacağız, susmayacağız, faşizmin gerilemesi için var gücümüzle çaba sarf etmeye devam edeceğiz.

Abdullah Zeydan rahatsızlandı, hastaneye gitti. Kelepçe takılmadı. Daha sonra hastaneye gitmesi gerektiğinde, 'yukarıdan talimat var' denilerek kelepçe takılmak istendi. Kabul edilemez. IŞİD militanları ellerini kollarını sallayarak kamu görevlisini katlediyor, dokunulmazlığı olan milletvekilleri kelepçe gerekçesiyle tedavi hakkı engelleniyor. İşte faşizm dediğimiz budur."

'PARTİ DEVLETİ İNŞA EDİLİYOR'

Baydemir, açıklama sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yeni yayımlanan KHK'da yer alan milletvekillerine soruşturma açılabileceğine ilişkin düzenlemeyle ilgili soruya yanıt veren Baydemir, "21. yüzyılda bu ülkenin KHK'lerle yönetilmeye çalışılması en büyük yönetememe krizidir. 16 Nisan referandumundan sonra Meclis işlevsizleştirildi. Bu son KHK, Meclis'i tümden devre dışı bırakma KHK'sidir.

Örneğin, milletvekillerinin Anayasa 83. maddedeki dokunulmazlıklarına ilişkin hüküm ortadan kaldırılıyor. Savcıya, dilediği zaman milletvekilini soruşturma ve onu yargılama kapısı açıyor. Artık Meclis'teki prosedürü işletilmesine gerek bırakmayacak yasa dışı bir madde. KHK Anayasa maddesini ortadan kaldırabilir mi?

MİT müsteşarı direkt Cumhurbaşkanına bağlanıyor. Onun soruşturulma izni Cumhurbaşkanına veriliyor. Bir MİT mensubunun yargılanması da MİT Başkanına bağlanıyor. Öte yandan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması için ilgili mülki idare amirinin soruşturma izni vermesi gerekiyor ama milletvekili soruşturulabiliyor.

Bu kararname milletin iradesine bir savaş ilanıdır. Kurulmak istenen AKP-MHP rejiminin en belirgin hukuk ve yasa dışı kararnamesidir.

4 bin yeni hakim ve savcının alımının kapısı aralanıyor. Bir parti yargısı inşa ediliyor. Parti polis teşkilatı inşa ediliyor. Parti devleti inşa ediliyor. Kabul edilemez. Yasaya aykırıdır. Anayasa' ya aykırıdır, ahlaka aykırı."

'KÜRDÜ TEHDİT KİMSENİN HADDİ DEĞİL'

Baydemir, "Bahçeli'nin Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bağımsızlık referandumu için 'Savaş nedeni sayılmalıdır' açıklamasını nasıl yorumlarsınız?" sorusuna ise "Bahçeli'nin çıkışı Erdoğan'dan bağımsız değildir, Erdoğan'ın politikası Bahçeli'den bağımsız değildir" sözleriyle yanıtladı. Baydemir şöyle devam etti:

"Özeti 'Kürt anasını görmesin'dir. 2 yıllık bu politikanın bu ülkeye faturası çok ağır olmuştur. 40 milyonluk Kürt halkını tehdit etmek kimsenin hakkı değildir, haddi değildir. Güney Kürdistan'da Kürt halkı kendi kaderini tayin hakkı en meşru hakkıdır. Bu tehdidi savurmak gayri meşrudur, kimsenin de haddi değildir. Aynı durum Rojava Kürdistanı için de geçerlidir. Erdoğan 'Kürt halkına hakarettir' diyor. Madem öyle niye sürekli devleti kutsuyorsun? Senin için hak olan niye kardeşim diye hitap ettiğin Kürt için hak olmasın?

Bu tehdit Efrîn için de savuruluyor. Saddam rejiminin Kuveyt işgali nasıl bir sonuç doğurduysa, Efrîn işgali de benzer yıkımlar doğurmayla yüz yüzedir. Kürt halkı, etkisi bin yıl sürecek bir ittifak önerisinde bulunuyor, 2013'te Diyarbakır Newrozunda. Bu öyle bir ittifaktı ki, herkesi kapsayan bir ittifak, birlikte yaşam çağrısıydı. AKP-MHP koalisyonu bu kardeşlik ittifakını elinin tersiyle itti ve düşmanlık hukuku üzerinden bir politika yürütüyor. Şimdiye kadar, Kürt düşmanlığından dolayı kazanan hiçbir rejim olmadı."