ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Onlar ki gülerek çıktılar son yolculuklarına

Arzu Demir, "Suruç'ta Kalanların Dilinden; Kobanê'ye Gitmek" kitabıyla, yeni bir tanıklığı kaleme aldı. Suruç'ta katliam saldırısına uğrayan 300 gencin, 33 düş yolcusunun tek tek izini sürdü. Zor bir tanıklık onunkisi, 33 düş yolcusunun heybesini tek tek açıp "Kobanê'ye niçin gittiler?" sorusuna yanıt vermek için oldukça geniş bir coğrafyada iz sürüşü yaptı. Düş yolcularının ille de bir ortak noktalarından daha bahsedeceksek; hepsi de çok güzel gülüyordu. Zaten, devrime giderken insan kahkahalarla gülmekten başka ne yapar ki?

Etkin Haber Ajansı / 16 Ağustos 2017 Çarşamba, 10:57

HABER MERKEZİ (Fuat Uygur)- "Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Nerde beklenirse ordaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu
Neydi onları ordan oraya
savurup duran şey…"
(Ahmet Telli)

Neydi gerçekten Gezi'nin çocuklarını Kobanê yollarına savurup duran şey? Kim bilir, belki de ölümle alay edercesine kendilerinden bekleneni yerine getirdiler. Kim bilir, sırtlarında en acemisinden yaşam heybesiyle dünyanın son umudu olmanın ağırlığını taşıdılar. Ya da hercai bir aşkla daldılar serüvenin orta yerine. Kim bilir?

NEDEN GİTTİLER?

Arzu Demir, "Suruç'ta Kalanların Dilinden; Kobanê'ye Gitmek" kitabıyla, yeni bir tanıklığı kaleme aldı. Daha önce Ceylan Yayınları'ndan çıkan "Medrese'den 5 No'luya Nuri Yoldaş", "Dağın Kadın Hali", "Devrimin Rojava Hali" kitapları ile tanıklıklarını ve görüşlerini kaleme alan Demir, bu kez Suruç'ta katliam saldırısına uğrayan 300 gencin, 33 düş yolcusunun tek tek izini sürdü. Zor bir tanıklık onunkisi, 33 düş yolcusunun heybesini tek tek açıp "Kobanê'ye niçin gittiler?" sorusuna yanıt vermek için oldukça geniş bir coğrafyada iz sürüşü yaptı. Belgesel çekimleri için hazırlanan görüntüleri, tanıklıkları bir bir kitaba aktararak, sorusuna yanıt aramaya koyuldu.

Arzu Demir, sorduğu soruya kendisi şöyle yanıt veriyor:

"Bu belgesel çalışması kapsamında yaklaşık iki yıldır, yanıtını aradığımız soru; 'Neden gittiler?' oldu.

Karadeniz'den, İstanbul'dan, İzmir'den, Çukurova'dan, Ankara'dan ve çeşitli Kürt kentlerinden hangi duygu ve düşünce ile yola çıkmışlardı?

SGDF'nin 'Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz' çağrısına yanıt verirken, kendi devrimcilikleri bakımından neler düşünüyorlardı?

Eğer sınırı geçip, devrimin topraklarına ulaşmış olsalardı, döndüklerinde kim olacaklardı ve ne yapacaklardı?

Bu sorulara verilen yanıtlar, her birinin portresinde yer alıyor. Her birinin kişisel hikâyesi bakımından ayırt edici özellikleri var ancak ortak nokta ise bir devrime tanıklık ederken, kendi devrimlerini de gerçekleştirme arzusu.

Hepsinin ortak noktası; vakit kaybetmeden bir devrime tanıklık etmek."

ÇOK GÜZEL GÜLÜYORLARDI

Elbette ki kendilerinden önce gidenler vardı ve onların izini sürmek istemiş olmaları da muhtemel. Kadınlar açısından, Rojava devriminin aynı zamanda kadın devrimi olmasının getirmiş olduğu bilinçle, devrimin bu yanını hücrelerine kadar hissetmek istemiş olmaları da…

Her birinin gündelik yaşamları, sevinçleri, beklentileri, umutları farklıydı. Kobanê'ye giderken akıllarındaki sorular/sorunlar da…

Ama, ille de bir ortak noktalarından daha bahsedeceksek; hepsi de çok güzel gülüyordu. Resimlerinden, tanıkların anlatımından; ağız dolusu gülüşleriyle öyle derince bir iz bırakarak geçtiler. Zaten, devrime giderken insan kahkahalarla gülmekten başka ne yapar ki?

Kitapta 33'lerin her birinin hikâyesini, kendi devrimlerini göreceksiniz. Mücahit'in nasıl Evrim Deniz olduğunu, Polen'in nasıl ayağa kalkıp öne fırladığını, Cebo'nun bir serüvenci gibi devrimin hangi alanında ihtiyaç varsa orada olduğunu, Serhat'ın sokaklarda yatarak sorularına yanıtlar aradığını. Hiçbir dış müdahale olmadan kendi kendine enternasyonalist olan Mert'in insanlık yolculuğunu. Duygu'nun bu dünyada var olma savaşını, Aydan Ezgi'nin kadın ve LGBTİ mücadelesini…

GERİ DÖNECEKLER MİYDİ?

Arzu Demir, kitabında "Kobanê'ye geçselerdi geri dönerler miydi?" diye de soruyor. Her biri için farklı gerekçeler ve yanıtlar bulmaya çalışıyor tanıkların anlatımlarından. Ancak kesin bir yanıtı daha var. Geri döndüklerinde hiçbiri eskisi gibi olmayacaktı. Devrime tanıklık etmiş, onun havasını solumuş yepyeni birer insan olarak geri döneceklerdi. Zaten katliam emrini verenlerin bir nedeni de, devrime tanıklığın Türkiye/Kuzey Kürdistan coğrafyasına taşınmasını engellemekti.

'BİRAZ EKSİK AMA DAHA FAZLAYIM'

Kitap, sadece 33 düş yolcusunu anlatmıyor. Gözleri önünde yoldaşlarını, sevdiklerini yitiren katliam gazilerine de sayfalarını açıyor. İnatla bir kez daha tanıklık etmemizi sağlıyor: Hiçbir karanlık güç umudu teslim alamaz.

Güneş'ten dinleyelim:

"İlk zamanlarda çok ağladım. 'Keşke gitmeseydim, siyasetiniz batsın, Suruç'unuz batsın' dedim. Olgun karşılamayı denedim ama yapamadım. Çünkü, 19 yaşındaydım. Uçarı, zıplayan, yerinde duramayan biriydim. Ne kadar olgun karşılayabilirdim ki. Ama o ilk günlerin tepkiselliği geçti. Anlamaya başladım. Bugün ise ‘Şimdi olsa Suruç'a yine giderim' diyorum. Bunu, çok net söylüyorum. Bu süre içinde çok düşündüm. Yaşadıklarım hayatıma çok şey kattı, çok insan kattı. Biliyorum, hiçbir şey kaybettiklerimin yerini asla dolduramayacak. Ama bilinç kattı ve büyümemi sağladı. Çocukça üç maymunu oynadığım günleri geride bıraktım. Artık beş duyumdan daha fazla duyum var gibi her şeyle daha çok ilgiliyim. Hayata nasıl bakmam gerektiğini öğrendim. Çok zor bir süreç geçirdim ve zor günler benim için hala bitmiş değil. Biraz eksik ama o zamankinden daha fazlayım. 20 Temmuz'da belki bir beden bütünlüğüm vardı ama ruh ve bilinç bütünlüğümün olmadığını anladım. Şimdi ise daha fazlayım. Daha bir Güneş'im. Daha bir ayaktayım."

Çağla da aynı şeyleri söylüyor, kelimelerin yerlerini değiştirerek:

"Benim ufak bir gülümseyişimin, ayakta duruşumun bile insanlara gerçekten umut verdiğini gördüm. Ben ne kadar umutsuz olsam da, bundan bağımsız olarak bizim ayakta durmamız insanlara umut veriyor. Bunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu halimle insanlara umut verebiliyorsam, bunu asla sakınmam kimseden. Bu açıkçası beni biraz motive etti. Şarkı söylemeyi severim. Patlamayla her iki kulak zarımda da yırtık oldu. Çok sonraları şarkı mırıldanmaya başladım. Şarkı söylemek de küstüğüm şeylerden biriydi. Sonra Ankara katliamında kaybettiğimiz Dicle için söyledim."

Evet, sevdiklerimizin, 33'lerin sevdikleri şarkıları mırıldanma zamanı…

"Her dilden bir adları vardı onların
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar
Sarışındılar belki de esmer
ani birçok yüzün bileşkesi
Ne altın arayıcısıydılar
ne de aylak bir gezgin
Vurulup düşseler de her kuşatmada
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler…"