ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Türkiye kadınlar için tehlikeli mi?- Yeliz Irmak

Türkiye kadınlar için tehlikeli, çünkü Türkiye'de kadınlar için güvenilir herhangi bir mekan, toplumsal alan yok. Kadın için en güvenilir mekan 'sevdiklerinin yanı' sözü ise tam bir yalan. Çünkü kadınlar en çok 'en sevdikleri' tarafından öldürülüyor, şiddete uğruyor.

Etkin Haber Ajansı / 07 Ağustos 2017 Pazartesi, 12:27

YELİZ IRMAK- Forbes dergisi geçtiğimiz günlerde kadınlar için en tehlikeli on ülke arasında Türkiye'nin de olduğunu yazdı. Dergide Mısır, Fas, Jamaika, Hindistan, Peru, Bahama Adaları, Kolombiya, Ekvador, Guatemala gibi ülkeler arasında 9. sırada sayılan Türkiye'nin kadınlar için neden tehlikeli olduğuna dair gazeteci Julia Pond'un görüşlerine yer verilmişti. Pond değerlendirmelerinde geçtiğimiz yıl 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'de çok sayıda siyasi istikrarsızlığın yaşandığına, gazeteciler ve muhaliflerin ortadan kaybolduğuna dikkat çekiyor ve Türkiye'ye yalnız seyahat edecek kadınlara da 'sık sık saldırıların olabileceği' uyarısında bulunarak güvenlikleri için tavsiyede bulunuyor. Pond değerlendirmesinde, kadınlara camilerde başlarını örtmeleri gerektiğini hatırlatılırken, hamam ziyaretlerini kadınlar gününde yapmaları, taksiye aydınlık ve kalabalık yerlerde binmeleri, alışveriş harcamalarında küçük banknotlar kullanmaları, kimi esnafın rahatsız edici hareketlerini görmezden gelmelerini de salık veriyor.

Saray medyası Forbes'in bu haberini 'Türkiye'ye alçak iftira' gibi başlıklarla verdi. Forbes'i yalanlama telaşıyla plajlarda güneşlenen kadın fotoğrafları öne çıkartıldı. Güneşlenen kadın fotoğrafları kullanılarak Forbes'teki veriler çürütülmeye çalışıldı.

Başlıktaki soruyu yanıtlayalım. Türkiye kadınlar için tehlikeli, çünkü Forbes'te makalenin yayınlandığı günlerde İstanbul Maçka'da bir kadın, özel güvenlikçiler tarafından kıyafeti gerekçe gösterilerek şiddete uğramıştı. Basına yansıyanlara göre, Temmuz ayında en az üç kadın kıyafetleri bahane edilerek tacize/şiddete maruz kaldı. Plajlarda, metrobüslerde, otobüslerde taciz ve şiddet vakalarında artış yaşandığı görülüyor. Ya da yaşamın içindeki şiddet, taciz daha fazla görünür hale geldi. Kadın örgütleri bu saldırılara parkta, sokakta 'kıyafetime dokunma' sloganıyla eylemsel biçimde yanıt verdi.

Basına çıkan haberlerden derlenerek oluşturulan verilere göre; 2017'nin ilk altı ayında erkekler, 170 kadın ve kız çocuğunu öldürdü, 50 kadına tecavüz etti, 126 kadını taciz etti, 215 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 237 kadına şiddet uyguladı.

Ve yine erkekler Temmuz'da 20 kadın, bir kız çocuğu, bir bebeği öldürdü; en az beş kadına tecavüz etti; 25 kadını taciz etti; 23 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 53 kadını yaraladı, 53 kadına şiddet uyguladı.

Türkiye kadınlar için tehlikeli, çünkü Türkiye'de kadınlar için güvenilir herhangi bir mekan, toplumsal alan yok. Kadın için en güvenilir mekan 'sevdiklerinin yanı' sözü ise tam bir yalan. Çünkü kadınlar en çok 'en sevdikleri' tarafından öldürülüyor, şiddete uğruyor.

Cinayetlerin, şiddetin yüzde 30'undan fazlası semt pazarı, sokak ortası, işyeri, plaj, otobüs, market, hastahane gibi kamusal alanlarda gerçekleşti. Geçmişte daha çok evlerin dört duvarı arasında yaşanan şiddet, herkesin gözü önünde uygulanmaya başladı, sıradanlaşma, normalleşme boyutuna yükseldi.

Kadınlar Türkiye'de güvende değil, çünkü kadın katilleri yasalarca, erkek egemenliğini kutsayan mahkemelerce korunmaya, düşük cezalarla ödüllendirilmeye devam ediyor. Şiddet uygulayan erkekler, verilen uzaklaştırma cezası bitiminde kadınları öldürmeye devam etti.

AKP/Saray rejimi toplumsal cinsiyetçi rollerin güçlendirilmesi üzerine kurgulanmış durumda. Tekçiliği üreten eğitim merkezleri de kız çocukları, kadınlar için tehlikeli hale geliyor. Okulların kapanmasıyla çocuk istismarı vakaları okullardan, kuran kurslarına taşındı. Tacize, istismara uğrayan kız çocuklarının yüzde 43'ü kuran kursundaki imamlar tarafından istismar edildi. Bunlar yaşanırken AKP/Saray diktatörlüğü tarafından müftülere resmi nikah yetkisi veren yasa taslağını gündemleştirerek çocuk yaşta evliliklerin, birden fazla evliliklerin de önü açılmış oldu.

Türkiye'de kadına dönük şiddetin ulusu yok. Türkiyeli kadınlar kadar mülteci, göçmen ya da turistik amaçla gelen kadınlar da şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Temmuz ayında öldürülen 20 kadından üçü Suriyeli, Faslı, Ukraynalı'ydı. Devletin gözetimindeki AFAD kamplarında kalan kadın ve çocuk bedenleri pazarlanıyor, sınır kapılarında yakalanan mülteciler ise cinsel şiddet de dahil olmak üzere her türlü saldırıya maruz kalıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye girmeye çalışan Suriyeli mültecilere askerlerce yapılan işkence sosyal medyada yayınlandı. Mültecilere kadın iç çamaşırı giydirildiği bir başka görüntüde ise kadınları aşağılamanın geldiği boyutlara tanık olduk.

Son bir yılda OHAL adı altında toplumun bütün kesimlerine devlet terörü, şiddeti uygulandı. Kadınlar da bu baskının yakıcı sonuçlarını yaşadı. İşten atıldı, ekonomik özgürlükleri gasp edildi, eve mahkum edildi, susmayıp direnişi tercih edenler sokakta, gözaltında, hapishanelerde işkenceye maruz kaldı. Kadın gerilla bedenlerine işkence edilip sokaklarda çıplak olarak teşhir edilirken, özyönetim direnişi sırasında kadınlar, çocuklar birer birer, onar onar katledildiler. Katil sürülerinden oluşan JÖH, PÖH tarafından Sur'da, Nusaybin'de evlerde yatak odalarına, duvarlara yazılan cinsiyetçi küfürlerle kadının iradesi, direnci kırmaya çalışıldı.

Türkiye, siyaset yapan kadınlar için de güvenli değil. Son bir yıl içinde binlerce siyasetçi kadın gözaltına alındı, tutuklandı, hapis cezalarıyla siyaset yapma hakları gasp edildi. Hala HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın da içinde olduğu 5 HDP milletvekili, seçilmiş 29 belediye eşbaşkanı tutuklu. Onlarca kadın kurumu kapatıldı, mal varlıklarına devlet eliyle el konuldu.

İşte bu nedenlerle Türkiye kadınlar için güvenli değil.

Bu karanlık tablo içinde yüzümüzü gülümseten ise kadına dönük şiddet artarken kadınların kendini savunma mekanizmalarını uygulamaları oldu. Temmuz ayında dört kadın şiddet gördükleri erkeklere karşı özsavunma hakkını kullandı.

Kadınlar erkek egemen cinsiyetçi politikalarla, yaşamları kuşatılıp gasp edilirken yaşam hakkı başta olmak üzere var olma, eşit haklarını savunmak için sokakta mücadele içinde olmaya devam ediyorlar. Şiddet uygulayan erkeğin 'sevgisine köle' olmayı kaderi olarak görmeyip yaşam hakkı için özsavunma hakkını kullanıyorlar. Kıyafeti bahane edilerek taciz edilen, şiddete maruz kalan kadınlarla dayanışmayı yükseltiyorlar. Sokakları kadın rengiyle güzelleştiriyorlar. Kadınlar kendilerine çizilen sınırlarda siyaset yapmayı reddediyor. Sınırlandırılmış hayat, sınırlandırılmış siyaset çizgisine isyanını, öfkesini haykırarak yasaklı ilan edilen sokakları özgürleştiriyorlar. Erkek egemenliğine biat etmeyi reddediyorlar. Kadın direnci yaşama renk vermeye devam ediyor. Eğer Türkiye kadınlar için güvenilir olacaksa, kadınların inatla, emekle, iradeyle büyüyen mücadelesiyle mümkün olacaktır.