ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Afrin'e pirince giderken İdlib'te bulgurdan olmak - Metin Botan

Kürtlerle ve YPG ile sınır komşusu olmayı kabullenemezken, en stratejik noktalardan birisinde El Nusra ile komşu olmak faşist sömürgeciliğin 'siyasi başarısı' olsa gerek. Suriye'nin geleceğini belirlemede birlikte hareket ettiği çeteleri muhataplaştırma hesapları yaparken, Ahrar'uş Şam İdlib'i terk etmek zorunda kaldı. Türk devleti Afrin'i düşürme planları yaparken İdlib'te saf dışı oldu.

Etkin Haber Ajansı / 27 Temmuz 2017 Perşembe, 10:18

METİN BOTAN - Suriye merkezli bölgesel siyasetin iki ana odak noktasından Rakka'da YPG'nin yürüttüğü özgürleştirme hamlesi, DAİŞ'in sonunu getirecek derinlik kazanarak devam ediyor. Suriye siyasetinde ikinci odak noktasını ise İdlib oluşturuyor. Rakka'da, tüm ısrarına ve şantajlarına karşın Türk sömürgeci devleti yer alamadı, sürecin dışında kaldı, dolayısıyla siyaseten de denklem dışı oldu. İdlib odaklı diplomasi ve siyasal ataklarda ise besleme çeteleri üzerinden tartışmalı da olsa bir konum elde edebilmişti. Ne var ki, son bir kaç hafta içinde ortaya çıkan gelişmeler sömürgeci Türk devletinin konumunu iyiden iyiye sarstı ve geriletti.

İşgal heveslisi ve yeni Osmanlı hayallerine kendini kaptıran Erdoğan ve AKP, küçük hesaplar ve esnaf kurnazlıkları ile emperyalist ve bölgesel kuvvetler arasındaki çelişkilere göre siyaset belirlemeye kalkınca kendisini yine denklem dışına itecek gelişmelerle yüz yüze kaldı. Her zaman tutacağını sandığı Kürtlere düşmanlık üzerinden siyaset kurmanın sonucu siyaseten sıfırı tüketmektir.

ABD-Rusya arasındaki çelişki ve gerilime oynayarak, Rusya'nın da göz yummasıyla Efrin'e saldırı hazırlığı ve İdlib'i merkez alarak Kuzey Batı Suriye'yi işgal planları adım adım akamete uğradı. Bu fiyaskonun, yerel ve emperyalistler arası olmak üzere bir dizi yeni gelişme ile dolaysız bağı var.

Astana görüşmelerinde masaya yatırılan İdlib'teki İslamcı çeteler meselesi, gelinen noktada çeteler arası bir savaş başlattı. Daha önce Halep'te Türk devleti tarafından pazarlık kozu yapılan ve satılan bazı İslamcı gruplar ile AKP-MİT destekli çeteler arasında başlayan savaş, TC'nin askeri ve diplomatik manevra zeminini zayıflattı. Eski ismi El Nusra olan Heyet Tahrir el Şam ile Türk devletinin beslediği ve desteklediği Ahrar'uş Şam arasındaki çatışmalar, Ahrar'ın yenilmesi ve denetimindeki bölgeleri Tahrir'e bırakmasıyla sonuçlandı. Halep'ten sonra Astana'da da satışa devam eden sömürgeci Türk devletine karşı İslamcı çeteler arasındaki saflaşmada Ahrar'uş Şam komutan ve savaşçılarının bir kısmını da El Nusracılara kaptırdı. Sonuçta Ahrar, Hatay-Reyhanlı'da Cilve Gözü sınır kapısının karşısındaki Bab el Heva sınır kapısını El Nusra'ya bırakmak zorunda kaldı. Ardından, kontra destek ve gizli ilişkilerin yürütüldüğü Hırbet el Cüz sınır kapısını da kaybetti. İdlib ve civarında kalan kuvvetlerini toplayarak güneye Hama kentine çekildi. Ahrar'ın bu yenilgisi, Türk devletinin İdlib operasyonlarının altını boşalttı. El Nusra ve etrafına topladığı diğer İslamcı gruplar ise Türk devletinin iki yüzlü siyasetine duydukları tepkiyle olası bir işgal girişimine karşı koyacaklarını açıkladılar. Dahası, İdlib kırsalında camilerde Erdoğan'ı kafir ilan eden hutbeler okuttular. Her defasında İslamcı örgütler içinden yenilerini devşirerek diğerlerine karşı savaştırma siyasetinin bir perdesi daha artık kapanmak üzeredir.

İslamcı çeteleri birlikte destekleyen ve cinayet şebekeleri haline getirenler birden bire aynı suçu işledikleri Katar'ı 'terörü destekliyor' diye hedef haline getirip kuşatınca, Suriye işlerine ve içlerine fazlasıyla dalmış olan Türk sömürgeciliği, Katar kuşatmasının varacağı noktayı ve bundan korkması gerektiğini çabuk kavradı. Zira 'terör destekçisi' ülke sırası kendisine geliyordu. En son ABD'nin ÖSO ve diğer çetelere uyguladığı eğit-donat politikasına resmen son vermesi bir diğer önemli gelişmeydi. Bundan böyle çetelerle ilişki sürdürmek zorlaşacak, hangi görüntü altında olursa olsun, CIA'nın koruyucu kalkanı kalkmış olacağı için 'terör destekçiliği' suçlaması özellikle Türk devletinin başında Demokles'in kılıcı gibi sallanıp duracak.

ABD ve Rusya arasındaki çelişki ve hegemonya kavgası sürüyor olsa da gerilimi azaltan bazı anlaşmalar Türk devletinin fırsattan yararlanma hevesini kırdı. Astana-5 toplantısında bir karar çıkmaması, Efrin ve İdlib konusunda Rusya'nın fren yapmasına yol açtı. Ardından G-20 toplantısında Erdoğan'ın Putin ve Trump ile baş başa görüşerek izin koparma niyeti de sonuçsuz kaldı. Türk tarafı açık açık ABD ve Rusya'nın kendilerini engellediğinden yakınmaya başladı.

Türk sömürgeciliğinin Efrin'e saldırı hazırlığı ve İdlib'i işgal anlamına gelecek askeri birlik yerleştirme yönelimi DAİŞ sonrasına dair konum tutma planının bir parçasıydı. Öncelikli hedefi Efrin'di. Doğrudan savaş açarak girmek mevcut güç ilişkileri açısından olası görünmeyince, dolaylı yollardan taktik saldırılarla koşullarını hazırlamaya girişti. Bir yandan, obüslerle sivil asker ayrımı yapmadan Efrin ve köylerini bombaladı. Bazı YPG noktalarını vurdu. Diğer yandan, beslediği çeteleri YPG bölgesine saldırttı. Çetelerin bu saldırıları etkili olmadı. YPG şiddetli cevaplar verdi ve çeteleri adeta ezdi. Belli noktalara yönelik obüs, tank ve diğer bombardımanlar ise alınan tedbirlerle savuşturuldu. YPG soğukkanlı davrandı. Yer yer etkili misillemelerle Türk ordusunu vurdu. Bir yandan halkı seferber etti, bir yandan yerel güçleri Türk işgalci saldırısına karşı cepheleştirdi. Diploması alanında da yürüttüğü başarılı politikalarla TC'yi yalnızlaştırdı.

Hatay sınırında Cilve Gözü sınır kapısı dururken Öncüpınar sınır kapısından geçerek Azez-Mare üzerinden İdlib'e ilerleme planı esas itibariyle Efrin'i kuşatma ve Kürt yönetimini bloke etme amacına dönüktü. Zira, İdlib'e güç aktarırken yol üzerinde YPG ve onunla hareket eden yerel özsavunma güçlerinin alan tuttuğu Tel Rıfat bölgesinden geçecek. Yani, İdlib'te çatışmasızlığı sağlama iddiası boş. İdlib'e giden Türk savaş gücünün doğu yönünden girip, güneyinden dolaşarak ilerleyecekleri hat Efrin sınırları içindedir. İdlib'e yerleşirken Efrin'i de doğu ve güneyden yarım ay biçiminde saracak, kuzeyde de zaten Türkiye sınırı yer alıyor. Böylece tam olarak kuşatacak. Dolayısıyla, hedefin Kürtler, YPG ve Efrin olduğu tartışmasızdır. Kağıt üzerinde iyi hesaplanmış gibi görünse de bu planın bölge gerçekliklerini hesaba katmayan tek yanlılığı onun en zayıf yönünü oluşturuyor. YPG ve Kürt halk gerçekliğini küçümsüyor, yerel güçlerin politika yapma kapasitesini hesaba katmıyor. ABD ve Rusya'nın hegemonya kavgasından nemalanma olanağının kısa vadeli hevesine kendisini kaptırıyor. Suriye ve İran'ın bölge politikalarındaki esneklik ve kıvraklıklarından tek bir sonuç çıkarma basireti gösteremiyor... Başkaca, eklenebilecek yeteneksizlikler ve körlüklerle faşist sömürgecilik şimdi kendisini başladığı yerin gerisine düşürmüş olmanın tahammülsüzlüğü ve hırsı ile kıvranıyor.

Kürtlerle ve YPG ile sınır komşusu olmayı kabullenemezken, en stratejik noktalardan birisi de El Nusra ile komşu olmak faşist sömürgeciliğin 'siyasi başarısı' olsa gerek. Suriye'nin geleceğini belirlemede birlikte hareket ettiği çeteleri muhataplaştırma hesapları yaparken, Ahrar'uş Şam İdlib'i terk etmek zorunda kaldı. El Bab ve Azez'deki çete grupları arasında ise bitmek bilmeyen iç çatışmalar ilk bakışta çıkar kavgaları gibi görünse de derinlerde yeni saflaşma, ayrışma ve kopuşların işaretlerini veriyor. Türk devleti, Efrin'i düşürme planları yaparken İdlib'te saf dışı oldu. Rusya kısa bir mola niyetine sömürgeciliğe göz kırpmışken, şimdi Kürtlerin Suriye'nin geleceğinde söz hakları olduğu söylemine geri döndü. ABD, Pentagon ile CIA arasındaki çelişik görüntüyü eğit-donat planını resmen kaldırarak giderdi, siyasetini tekleştirdi. 'Terör destekçiliği' mengenesini biraz daha sıktı. Kürt düşmanlığından gözü kör olan sömürgeci faşizm hala tüm bu gelişmeleri görmezden gelerek Rusya ile S-400 pazarlıkları üzerinden ABD'ye nispet yapıyor. Eskiden Osmanlıya 'zulmün artsın' derlerdi yıkılışını hızlandırsın diye. Yeni Osmanlı heveslisi faşist Erdoğan bir şey söylemeye gerek bırakmıyor. Kendi zemininin kendi eliyle oyarak yıkımının koşullarını hazırlamak için elinden geleni yapıyor. Ötesi, devrimci siyasetin maharet alanına giriyor.