ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Efrîn'e kalkan kılıç kimin boynuna iner – Metin Botan

Efrin'de Türk ordusunu, YPG ve ona bağlı diğer savaş güçlerinden önce güçlü bir halk direnişi karşılayacak. Düzenli birlikler halinde profesyonel tarzda örgütlenmiş YPG, YPJ, QSD, Hêzên Parastin a Cevherî vd. olası Türk işgal saldırısına karşı nasıl büyük savaş verecek kabiliyete sahip olduklarını göstereceklerdir.

Etkin Haber Ajansı / 11 Temmuz 2017 Salı, 10:29

METİN BOTAN - DAİŞ sonrası Suriye denkleminde taraflar yön ve saf değiştiriyor, yığınak ve güç merkezlerini daha esnek ve hareketli konuma getiriyor. YPG'nin Rakka hamlesi ve Deyr Zor yönelimi Suriye iç dengeleri açısından, ABD'nin Katar üzerinden yürüttüğü sıkıştırma girişimleri ise dış dengeler açısından Ortadoğu ve Suriye bağlamında pek çok kesimi konumlanma biçimini gözden geçirmeye sevk etti. Esad-BAAS rejimi esas itibariyle iradesini Rus-İran ikilisine teslim etmiş durumda olduğu için bağımsız hareket etme kabiliyetine sahip değil. Bu nedenle, sahada en fazla zorlanan güç konumundadır. YPG, Tabka barajından sonra Rakka hamlesi ile ilerlerken, rejimin ve Rusya'nın Tabka'ya beraber operasyon talebini geri çevirdi. Rakka'nın güney bölgelerinde mevzi tutma girişimlerinin de önünü kesti. İran ve Rusya, Esad rejiminin, YPG'nin bir sonraki hamlesi olarak Deyr Zor'da da devre dışında kalacağını gördü. Amerika'nın Ürdün ve Katar çevresindeki hareket tarzının, Deyz Zor'a kadar uzanacağını sezen İran-Rusya ve Esad rejimi, şimdi bu planları engelleme çabasında bulunuyor. Haşdi Şabi güçlerinin, Irak'tan Suriye sınırına dayanması İran ve Rusya ikilisinin bu kapsamdaki hamlelerindendir. Aynı amaçla, Rojava devrimini sıkıştırmak isteyen rejim ve destekçileri, Türk devleti ve çetelerince Efrîn'i kuşatma planlarını devreye soktular. Bunun için, hem Halep hem de Minbic hattındaki bağlantı yollarını kestiler. Şimdi de, Türk devletini ve çetelerini Şehba üzerinden Efrîn'e saldırtıyorlar.

Türk sömürgeciliği, DAİŞ'le birlikte kaybeden taraftadır. Başından itibaren kendisine kaybettiren politikalar izleyen burjuva Türk devleti, mevcut kuvvetler arasında en tutarsız, en ilkesiz ve en güvenilmez ülkedir. Her an taraf değiştiren, bir gün dost ve müttefik dediği ile ertesi gün rakip durumuna gelen TC, bu özellikleri nedeniyle aynı zamanda en tehlikeli kuvvet durumundadır. Suriye iç savaşında İran ile karşı karşıyadır, Katar gerilimi çıktığında İran'la aynı saftadır. Esad'ı devirmek için DAİŞ'i destekler, Kürtleri zayıflatmak için Esad'la anlaşır. En tutarlı olduğu konu Kürt'e düşmanlıktır. Kürt'e düşmanlık adına 70 yıllık efendisi ABD ile karşı karşıya, yıllarca düşmanlaştığı Rusya ile yan yana gelir. Kendi başına oyun kurma, strateji geliştirme, etrafına kuvvet toplama imkânlarına sahip değildir. Rusya'nın planlarına bağlı, onların taktiklerinin aparatı olmuş durumda, oradan pay kapma derdindedir. Rusya-ABD rekabetinden doğan boşluklarda çerçevesi belirlenmiş alanda çok sınırlı hareket serbestisine sahiptir.

YPG'nin Tabka, Rakka, Deyr Zor hattında kalıcı biçimde ilerleyişinin Rusya'nın Suriye üzerindeki egemenliğini zayıflatacağı, yeni süreçte hedef ülke pozisyonuna getirilen İran'ı da zora sokacağı bir gerçektir. Dahası, bu ilerleyişten ABD'nin kendi konumunu güçlendirecek şekilde yararlanabilecek olması Rusya ve İran için kabul edilmezdir.

Artık, yenilen güç konumundaki DAİŞ'in ardından, kartlar yeniden karılıyor ve masada söz sahibi olmak tümüyle güç dengelerine bağlı bulunuyor.

YPG'nin Kuzey Suriye bölgesinde federatif sistemini pekiştirmesi ve YPG-ABD taktiksel ilişkisinin derinleşmesi karşısında Rusya Kürt karşıtlığı kozuna sarılarak, ikiyüzlü bir siyasete girişti. Sömürgeci faşist Türk devletinin önünü açarak, Kürt fobisini Efrîn üzerinden harekete geçirmesine fırsat sundu. Bu iklimden yararlanan TC de uzun zamandır aradığı fırsatı Rusya sayesinde elde ettiğini düşünerek merkezinde Şahba ve Efrîn'in durduğu işgal ve saldırı planını yeniden devreye soktu.

Rusya, Suriye ve İran destekli Hizbullah güçleri, DAİŞ unsurları ve Türk destekli çetelerin son kalıntılarının Halep'ten çıkıp İdlib çevresine yerleşmeleri konusunda anlaştılar. Henüz kullanım süreleri dolmayan bu çete artıklarını imha operasyonunu ertelediler. Şimdi Türk devleti, yerel unsurları savunma gerekçesiyle bu çete artıklarını dayanak yapıyor ve İdlib'e askeri güç konumlandırmaya hazırlanıyor. Yine Azaz tarafında beslediği çeteleri ayrım yapmaksızın Kürt ve Arap köylerine saldırtıyor, halkı savunmak için YPG devreye girdiğinde “egemenlik sahamı ihlal etti, angajman kuralları çerçevesinde hareket ediyorum” diyerek, Efrîn çevresini bombalıyor. İşgal amaçlı bir saldırının koşullarını kolluyor.

Sömürgeci Türk faşizminin Efrîn'i işgal gerekçesi sadece Kürt karşıtlığı ile sınırlı değil. Osmanlı özentili Tayyip Erdoğan ve hükümetinin Esad'ı devirerek, Suriye'de bir egemenlik sahası elde etmek istediği sır değil. Şimdi, saf ve hedef sahayı değiştirerek ve Kürt karşıtlığı kozu ile yeniden rol almak istiyorlar. Onların bu planının gerçekleştirmesine ne yurtsever Kürt halkı ve öncüleri izin verirler ne de Suriye Esad rejimi, İran ve Rusya başta olmak üzere emperyalistler. Onlar bugün YPG'yi zayıflatır, geriletir niyeti ile Efrîn üzerine Türkiye'nin saldırılarına göz yumsa bile çerçevesini çizdiğimiz bu bölgede kalıcı bir işgali kabullenmezler. Kaldı ki, Kürt halkı ve öncüleri, bütün bu işgal planlarını boşa çıkartacak güçtedir.

Böyle bir savaşı başlattığı andan itibaren Türk devleti, Rusya-İran ikilisinin senaryosunda figüran konumunda olduğundan, kontrolü kaybedecek, inisiyatifin kendi ellerinde olmadığı bir savaşın sorumlusu olacak. Dahası, savaşı durdurma koşulları da olmayacak. Kısa vadede taktik kazanç elde eder gibi görünse de sonuçta Türk devleti bu savaşta büyük kaybedecek. Azaz ve Şehba bölgesinde YPG ile birlikte hareket eden yerel kuvvetler işgalci bir gücü asla kabul etmeyeceklerini ilan ettiler. Keza, Efrîn ve İdlib arasındaki geniş bölgede de gerek YPG ile hareket eden yerel güçler, gerekse özsavunma amaçlı silahlanmış gruplar Türk askerini istemediklerini, işgale kalkışırsa karşı koyacaklarını açıkladılar. Bu nedenle, işgal heveslisi Türk ordusunu YPG ve ona bağlı diğer savaş güçlerinden önce güçlü bir halk direnişi karşılayacak. YPG, YPJ, QSD, Hêzên Parastin a Cevherî vd. olası Türk işgal saldırısına karşı nasıl büyük savaş verecek kabiliyete sahip olduklarını göstereceklerdir.

Türk devleti, birlikte hareket ettiği Rusya, İran, Suriye üçlüsünün kendisini kesin olarak kaybedeceği bir savaşın içine çekmekte olduklarını anlamaktan uzak, Osmanlının diriliş rüyasına kaptırmış ahmakça bir hevesin peşinden koşuyor. Ne yazık ki, bu ahmaklığın faturası bölge halklarına çıkartılacak, ağır yıkımlar ve kitlesel ölümlerle büyük acılara mal olacak. Kuşkusuz Türk sömürgecilerinin ve işbirlikçi Türk burjuvazisinin umurunda olmayacak çekilecek acılar. Türk halkı ve emekçileri eğer şoven duygularla sömürgeci, işgalci, ilhakçı bir savaşa karşı sesini yükseltmez, işgale karşı sokakları kuşatmazsa, bu acılardan kurtulamayacaktır.

Görüldüğü gibi, TC'nin Efrîn'e saldırma ve Kuzey Batı Suriye işgal planının birden çok sebebi var. Keza Türk sömürgeciliğini cesaretlendiren Rusya, İran, Suriye üçlüsünün hesapları da ortada. ABD'nin ''dikkatlerimizi Rakka'dan uzaklaştıracak hareketlere sıcak bakmayız'' mealinde gevelemelerinin Efrîn'e saldırı hazırlıklarını durdurmayacağının göstergesidir.

YPG ve Kürt halkı, bugüne kadar bir emperyalist ya da bölge devletine sırtını dayayarak hareket etmedi. Kendi iradesi ve gücüne güvenerek ilerledi. Yer yer geçici ittifaklar gündeme geldiyse de bağımsız iradesini daima gözetti, korudu, bundan taviz vermedi. Bağımsız hareket edebilme kapasitesi olduğu için zaten Rojava'da devrimi başardı. DAİŞ belasına karşı direndi, onunla birlikte hamileri olan Suudi, Katar ve Türk gericiliklerine de güç kaybettirdi. Sonuç olarak, Kürtler kendi iradeleriyle örgütlenmiş ve öncüsü etrafında sıkıca kenetlenmiş bir halktır. Barışı ilke edinmiştir, ama bir savaş dayatılırsa nasıl savaşılacağını da dosta düşmana göstermiştir.