ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Nisan'daki Haziran ruhu - Deniz Altun

Gezi'nin atıl durumdaki militan kesimleri sandıktan sokağa uzanan diyalektik ilişki temelinde ikna edilmeli, Nisan'ın içindeki Haziran umudu gösterilerek aktive edilmeli, 'Hayır' çizgisine çekilmelidir. Hayat Gezi/Haziran'ı tekrar sahneye çağırmaktadır. Ancak bu sefer bir başka yoldan. Haziran zayıflıklarını aşıp Nisanı bir sıçrama tahtasına dönüştürebilirse işte o zaman Sarayın sonu gelmiş demektir.

Etkin Haber Ajansı / 19 Mart 2017 Pazar, 08:15

DENİZ ALTUN- Diktatörlük referandumuna ilişkin yayınlanan anket sonuçlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Saray'a en yakın olan anket şirketlerin verileri bile 'Evet'in geride olduğunu gösteriyor. Anketlerin büyük bölümünde 'Hayır' küçük ya da büyük bir farkla önde.

Yapılan anketlerde en dikkat çekici noktalardan biri ise sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenin oranının yüzde 17-18'e çıkması. Kararsızların yaklaşık yüzde 55,6'sı, vereceği bir oy ile sonuçların değişmeyeceğine, yüzde 69,2'si sandıktan evet çıkacağına inanıyor.

Güçlerin böylesine eşitsiz olduğu, devletin tüm olanaklarının hem de göz çıkarırcasına 'Evet'in hizmetine sokulduğu, baskı, manipülasyon ve provokasyonlar dahil her türlü aracın devrede olduğu böylesi koşullarda 'hayır' eğiliminin bu kadar güçlü biçimde tutunması ve kararsız olarak tarif edilen kesimlerinde aslında siyasi olarak büyük oranda 'hayır' cephesiyle aynı bağlamda bulunmasının anlamı üzerine düşünmekte yarar var.

En genel anlamda bu tablonun siyasi görünümleri farklı olsa da devlet halk çelişkisinin toplumun fay hatlarında büyük bir gerilim-enerji yaratacak düzeye vardığını gösterdiğini belirtmek gerek. Saray'ın rejimi tek adam diktatörlüğü temelinde reorganize etme kararı rejim dışından ve içinden bir dizi itirazla karşılaşmakta ve düzen güçlerini parçalamakta, iç kararsızlığını derinleştiriyor. MHP, BBP ve SP'de taban ve merkezlerin 'Hayır' ve 'Evet' arasında bölünmesi ve AKP içinde azımsanmayacak bir kitlenin 'Hayır' lehine bir kararsızlık taşıdığının emarelerinin çoğalması bu gerçeğin dışavurumları. CHP 'Hayır' cephesinde, AKP ise 'Evet' cephesinde karşıdevrimci bir çekim alanı oluşturmaya çalışmakta, ortaya çıkan rejim krizinin devrimci bir yön kazanmaması için aynı aklı farklı cephelerden dışavuruyor. Ne var ki, iki karşıdevrimci odakta toplumsal dokuyla devletin yapısı arasındaki uyumsuzluktan doğan krize bir çözüm ekseni sunamıyor.

Düzen güçlerinin parçalandığı büyük kitlelerin farklı saiklerden hareket etse de, aynı siyasi bağlamda buluştuğu bu tarihsel anda ilerici-devrimci güçlerin ortak bir akıl etrafında buluşması, 'Hayır' cephesi ekseninde yoğunlaşan devlet halk çelişkisini devrimci bir sıçramanın zemini haline getirebilir. 'Hayır' seçeneği nesnel olarak karşıdevrimi parçalıyor ve ezilenlerin farklı kesimlerini aynı siyasi zeminde buluşturuyor.

Bu tabloya Gezi'nin özgün bir görünümü olarak bakabiliriz. Gezi'nin kitlesi içinde karşıdevrimci siyasi eğilimlerden etkilenen ya da düpedüz karşıdevrimci bir aklın yönlendirdiği azımsanmayacak bir kesim olsa da, hareketin kendi doğası devlet halk çelişkisinden beslendiği için harekete damgasını vuran şey devrimci niteliğiydi.

Devrimci güçlerin parçalı biçimde de olsa sürece etkin biçimde dahil olması bu niteliğe biçim veren ve pekiştiren bir rol oynadı. Gezi'yi tetikleyen temel dinamik devlet halk çelişkisi ve bunun dışavuruş biçimi otoriterlik-faşizm ile özgürlük karşıtlığıydı. Aradan geçen dört yılın ardından aynı saflaşma ama bu sefer bir başka bağlamda, seçim zemininde yine hayat buluyor. Saray darbesini takip eden ve savaş, katliamlar, askeri darbe girişimi ve OHAL biçimi alan faşist saldırganlık altında geri çekilen Gezi/Haziran şimdi 'Hayır/Nisan olarak güç toparlıyor, saflarını yeniden diziyor ve Saraya siyasi bir yenilgi tattırmak için bir araya geliyor.

Gezi'nin zayıf ve güçlü yanları hatırlansın.

Gezi farklılıkları özgürlük bayrağı altında bir araya getirmişti.

'Hayır' cephesinin temel itici güçlerinden biri de budur.

Gezi'de sokaktan sandık kuşatıldı. 7 Haziran'da HDP, Gezi'nin enerjisini çekebildiği için AKP'yi krize sürükleyebildi. Şimdi denklem tersine dönmüş durumda. Şimdi halkın siyasi iradesi sandıktan sokağa uzanıyor. Faşist saldırganlık altında geri çekilen özgürlük güçleri sokağa tekrar çıkmak için sandık etrafında bir araya geliyor, güç topluyor.

Gezi'de Türkiye ve Kürdistan arasında yaşanan siyasi uyumsuzluk Sarayın güç toplaması için elverişli bir zemin yaratmıştı. Şimdi Türkiye ve Kürdistan aynı siyasi bağlamda ve 'Hayır' cephesinde yer alıyor. Ne var ki bu sefer Kürdistan ve Türkiye'yi bir araya getiren kesişme noktası olarak HDP'ye dönük siyasi soykırım operasyonları nedeniyle 'Hayır' hareketi içerisinde inisiyatif alma güçlüğü yaşanıyor.

Gezi'de sandığa eğilim duymayan ve görece geniş, kentli alışkanlıkları güçlü, AKP'nin toplumsal yaşamı baskı altına alan politikalarından rahatsız, genç, kadın ve eğitimli bir kitle oldukça etkili rol oynamıştı. Siyaseten nötr durumdaki bu kitle, sokak üzerinden siyasete dahil olmuştu. Yapılan anketlerde, bu kitlenin kararsızlar içinde belirgin bir pay sahibi olduğu ve tayin edici rol oynayabileceği anlaşılıyor. Bu kitle sonuç ne olursa olsun, Saray'ın bildiğini yapacağını ya da hile ve zorla da olsa bir biçimde 'Evet'i çıkaracağını, doğal olarak sandığa gitmenin anlamı olmadığını düşünüyor.

Gerçekçi bir çıkış noktasına sahip olsa da durumu değiştirecek bir siyasi plana sahip olmamaları ve umutsuzlukları nedeniyle pratikte Gezi'den farklı olarak atıl güç haline geliyorlar.

Kuşkusuz başka bazı birleşme ve ayrışma noktaları sayabiliriz. Ancak en genel hatlarıyla bunlar yeterli.

Soru şu: bu genel tablo üzerinden devrimci strateji nasıl bir hattan derinleşmelidir? Haziran'ı Nisan'da nasıl yeniden ayakları üzerine dikebilir ve Saray'ın gerici iç savaş planını püskürtecek bir devrimci savaş gücü haline getirebiliriz?

Birincisi; HDP/HDK'yi ortaya çıkaran akıl, 'Hayır' cephesinin içine tüm gövdesiyle dalmalı, 7 Haziran'ı ortaya çıkaran birleştirici ve yaratıcı enerji inisiyatif kazanmalıdır. Böyle bir yönelim hem Saray'ın siyasi soykırım operasyonlarını boşa çıkararak HDP'nin yeniden ve daha güçlü bir zeminde kendisini örgütlemesinin zeminini yaratacak, hem de 'Hayır' cephesi içindeki karşıdevrimci eğilimlerin alanını sınırlayarak, 17 Nisan'da rejimin derinleştirmeye kararlı olduğu saldırganlığı durduracak ve karşı hamleyi yapacak güçlerin derlenip toplanmasına hizmet edecektir.

İkincisi; referandum çarpışması sonucundan bağımsız olarak bir son değil dönemeçtir. 'Hayır' zaferi Gezi/Haziran'ın faşist saldırganlık altında geri çekilen kitlesine moral ve özgüven kazandıracak, Saray'a yaşattığı yenilgiyle egemenler arasındaki iç kararsızlığı ve çelişkileri derinleştirerek sokağın yolunu açacak, rejimin devrimci bir sıçrama yoluyla aşılması için gerekli potansiyeli ortaya çıkaracaktır. Ancak geriye doğru itilen potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla realize edilmesi birbirine karıştırılmamalıdır. Potansiyelin realize edilebilmesi için 'Hayır' hareketi içindeki antifaşist güçlerin bu potansiyeli kuvveden fiile çıkarabilmeye odaklı bir inisiyatif, hazırlık ve plana göre hareket etmesi gerekir. 'Hayır' zaferini korumak ve devrimci bir sıçramanın zemini haline getirmek için de Saray'ın silah zoru ve hileyle elde edeceği bir 'Evet'i püskürtmek içinde bu şarttır.

Üçüncüsü; çalışma 'Evet'i bölüp 'Hayır'ı genişletecek esneklik, 'Hayır'ı özsavunma çizgisine çekecek militanlık, kendisini sürdürebilecek bir kararlılık ve anı geleceğe bağlayacak bir görüş açısı yönünde itilmelidir.

Dördüncüsü; Gezi'nin atıl durumdaki militan kesimleri sandıktan sokağa uzanan diyalektik ilişki temelinde ikna edilmeli, Nisan'ın içindeki Haziran umudu gösterilerek aktive edilmeli, 'Hayır' çizgisine çekilmelidir.

Hayat, Gezi/Haziran'ı tekrar sahneye çağırmaktadır. Ancak bu sefer bir başka yoldan. Haziran zayıflıklarını aşıp Nisanı bir sıçrama tahtasına dönüştürebilirse işte o zaman Sarayın sonu gelmiş demektir.