ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

ESP Genel Başkanı Otlu: 17 Nisan'a aktif savunma halinde yürümeliyiz

ESP Genel Başkanı Otlu, Erdoğan'ın diktatörlük inşasına karşı giderek büyüyen 'Hayır' cephesinin sürece aktif savunma halinde hazırlanması gerektiğini belirtti, "Sadece 'Hayır' kampanyası değil aynı zamanda antifaşist örgütlülükler kurarak hareket etmeye çalışıyoruz. Bu bir özsavunma hakkıdır" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 19 Mart 2017 Pazar, 09:01

HABER MERKEZİ- Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Çiçek Otlu, AKP/Saray cuntasının diktatörlük inşasına karşı 'Hayır' cephesinin giderek güçlendiğini söyledi.

'Hayır' cephesinin güçlü ancak halen parçalı olduğunu belirten Otlu, AKP/Saray cuntasının 17 Nisan'da siyasi yenilgisini gizlemek için faşist devlet terörünü yoğunlaştırmaya yöneleceğini söyledi. Otlu, "Sokak siyasetiyle AKP'nin yaratmaya çalıştığı iç savaş ve kaosu yıkabileceğimize inanıyoruz. Süreci, aktif savunma halinde yürütmemiz gerekli. Aynı zamanda antifaşist örgütlülükleri kuran bir tarzda hareket etmeye çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

Otlu, yaklaşan Newroz'u bir direniş gününe çevirmeyi esas aldıklarını belirtti, "Hem 'Hayır'lı mitingler düşünüyoruz hem de antişovenist bu anlayışla hazırlanmayı uygun buluyoruz" dedi.

SURUÇ'TA DEMEDİK, BUGÜN 'BİRLİKTE HAYIR' DEMELİYİZ

ESP Genel Başkanı Çiçek Otlu'nun sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

Referanduma ilişkin ESP'nin yürüttüğü "Birlikte Hayır" kampanyasının çerçevesi nedir?

7 Haziran seçimleri sonrasında AKP/Erdoğan cuntası gerçekleşti. Suruç'ta 33 canımız katledildi. O günden başlayan bir süreç aslında bu savaş. 7 Haziran'dan sonra demokratik inisiyatif almak isteyen kesimlere savaş ilan edildi. Müzakere masasının devrilmesi ve yurtsever hareket başta olmak üzere sosyalist, devrimci, demokrat güçler için "Çökertme Planı" başlatıldı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında OHAL ve KHK'lar ile bütün toplumu susturma harekatı başlattılar.

7 Haziran'dan sonra halk iradesinin tanınmayacağını beyan ettiler. 1 Kasım seçimlerine gittiler. 15 Temmuz sonrasını politik islamcı faşist rejimin kendini restore süreci olarak görüyoruz. En belirgin özne Erdoğan, tek adamlık üzerine bir sistem kurmaya çalışıyor. Şimdi yasama, yürütme ve yargı ile ordu ve emniyetin tek yetkilisi Erdoğan olacak. Karşı çıkan kesimlerin tutuklandığını, ihraç edildiği ya da katledildiğini görüyoruz.

"Birlikte Hayır" dememizin başlıca nedenlerinden biri şudur: Eğer hep birlikte Suruç katliamından sonra "hayır" deseydik, bugün bu süreci yaşamıyor olacaktık. O zaman demediğimiz "Birlikte hayır"ı bugün dememiz gerektiğini düşünüyoruz.

'YAŞADIKLARIMIZ DİKTATÖRLÜĞÜN İNŞA SÜRECİYDİ'

Bütün bu süreci fiili bir diktatörlük süreci olarak görebilir miyiz?

Bugüne kadar yaşadıklarımız Erdoğan'ın diktatörlüğünün inşa süreciydi ve şimdi tamamlamak istiyor. 7 Haziran sonrasında fiili olarak başlattığı sisteme, referandumda yasal bir kılıf uydurmak, ve milleti iradesiyle diktatörlüğü onaylattığını söylemek istiyor.

Bugüne kadar en çok kadınlar "hayır" dedi. Tecavüzü meşrulaştıracak yasanın olduğu döneme bakalım. Kadınlar sokağa çıktılar ve "Bir diktatörün oluşturduğu yasaya 'hayır' diyoruz" dediler. Tepkiler çok büyüdü ve kadınların güçlü sesi Erdoğan'a geri adım attırdı. Bu güç kendini en son 8 Mart'ta göstermiş oldu. Kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze, dayağa ve kadın iradesini tanımayan siyasete, karşı "birlikte hayır" demenin gücünü gördük.

Erdoğan'ın ruhunda Osmanlıcılık olduğunu görüyoruz. Osmanlı ruhunda sömürge, imha ve yağmacılık vardı, şimdi de aynısı. İstismar üzerine kurulmuş bir politikası var. Filistin davası ile birlikte yürüdüğünü iddia etti, bunu tüketti. Kürt sorununda barış masasına oturacağını ve müzakere edeceğini iddia etti, yine istismar etti. Kadınlarla ilgili yasalar çıkaracağını, iş alanı tanıyacağını iddia etti, kadın cinayetlerinin en çok arttığı dönem oldu.

'HAYIR' ÇIKINCA SİYASİ YENİLGİSİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞACAK'

Anketlerde "Hayır" hep önde. Referandum sonrası Türkiye'yi nasıl bir siyasi atmosfer bekliyor?

Tutsak edilen HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, Erdoğan'a bir soru sormuştu, "16 Nisan'da 'hayır' çıkarsa referandum sonucunu kabul edecek misiniz?" diye. Görünen tablo Erdoğan/Saray cuntasının 16 Nisan'da "Evet" çıkmadığı koşullarda saldırganlaşacağı yönünde. Erdoğan her şeyini bu rejimi inşası üzerine kurmuş, her şeyi göze almış durumda. Bunun için katliamdan geri durmadı. İç savaş tehditleri yapıldı, buna yönelik hazırlık yaptıkları ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe gecesinde AKP tabanında militaristleştirilmiş bir kitle olduğu ortaya çıktı. AKP kendi askeri gücünü inşaya yönelmiş durumda. Bu paramiliter güçleri sokağa salacaklar. DAİŞ çetelerini bir milis gücü gibi konumlandırdıklarını gördük.

"Hayır" çıktığında 7 Haziran'daki gibi alanlara çıkıp sevineceğimiz bir durum olmayacak gibi görünüyor. El Bab'ta askeri yenilgiyi kabul etmeyerek Minbic ve Rakka'dan bahseden Erdoğan, 16 Nisan'da "hayır" çıkınca siyasi yenilgisini gizlemeye çalışacaktır.

'ZAFERİN ERTESİ GÜNÜNÜ PLANLAMAK GEREK'

7 Haziran deneyimi ışığında ESP'nin bileşeni olduğu HDP'nin yol haritası nedir?

7 Haziran'dan geriye dönüp baktığımızda, aslında özgüvenli bir siyaset yürüttüğümüz görülüyor. Topluma yeni yaşam anlayışımızı çok iyi anlattık. Adil, demokratik bir ülkenin nasıl olabileceğini gösterdik. Ama hazırlık yapmadığımız noktanın seçimlerin tanınmadığı koşullar olduğu görüldü. Zaferin hemen ertesi günü düşünmediğimiz ortaya çıktı. 7 Haziran ve 1 Kasım deneyimlerini gözeterek, 16 Nisan gecesi ve 17 Nisan'ı planlayan bir noktada durmamız gerektiğine inanıyoruz.

1 Kasım sonrasındaki gibi sokakları terk eden bir siyaset izlememek gerektiğini düşünüyoruz. ESP başta olmak üzere, tüm bürolar açık tutularak çalışma yürütülmesi, Türkiye ve Kürdistan'ın bir çok noktasında "hayır" mitinglerinin örgütlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Yani sokak siyasetiyle birlikte AKP'nin yaratmaya çalıştığı iç savaş ve kaosu yıkabileceğimize inanıyoruz. Çıkardığımız derslerden bir tanesi bu.

İkincisi, süreci aktif savunma halinde yürütmemiz gerekli. Başarı hazırlıktadır. AKP/Saray cuntasının faşist terörüne karşı halkımızı aydınlatmak ve daha örgütlü, daha bilinçli şekilde konumlanmasını sağlamak gerek. Bu nedenle antifaşist bir mücadelenin örgütlenmesi için hazırlığın önemli olduğunu düşünüyoruz. 16 Nisan öncesinde sadece "hayır" kampanyasını örgütleyen değil, aynı zamanda antifaşist örgütlülükleri kuran bir tarzda hareket etmeye çalışıyoruz. Bu aynı zamanda bir özsavunma hakkıdır.

8 Mart'ta ve 12 Mart'ta özsavunma geliştirildi. Şimdi sırada 21 Mart Newroz eylemleri var. Kürt halkının direniş gününde, Batı'dan da Newroz'u bir direniş gününe çevirmeyi esas alıyoruz. Hem 'hayır'lı mitingler düşünüyoruz, hem de antifaşist ve antişovenist anlayışla hazırlanmayı uygun buluyoruz.

'HAYIR ÇOK GÜÇLÜ AMA AYNI ZAMANDA ÇOK PARÇALI'

İl ve ilçelerde hayır meclisleri, inisiyatifleri kuruluyor. Hazırlık çalışmaları ne durumda?

Hayır çalışmaları başta kesim kesim gerçekleşti. "Kadınlar Hayır Diyor" ve "Gençlik Var" gibi birliklerle, coşkulu ve dinamik bir start verildi. Şimdi il ve ilçelere yayılmış durumda.

ESP olarak yerellerdeki tüm meclis ve platformlarda yer almaya çalışıyoruz. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere çok sayıda kentte çalışmalar sürüyor. Karadeniz illerindeki çalışmalar da öne çıkıyor bizim bakımımızdan. Karadeniz kentlerinde Hayır Meclislerinin oluşturulması için büyük emek harcadığımızı söyleyebilirim. Ancak yine de kimi eksiklikler var. Güçlü birlikteliklerin oluşmadığı gözüküyor. Hayır çok güçlü, ama aynı zamanda çok parçalı durumda şu an. ESP olarak bu durumu değiştirmeye yönelik çabalarımız var.

EŞİK AŞILDI, ARTIK DAHA GÖRÜNÜR OLMAMIZ GEREK

Bu nasıl yeni bir enerjiye dönüştürülebilir?

Partimizin Merkez Yürütme Kurulu'nda 8 Mart'a kadar yapılan çalışmaları birinci aşama olarak düşünmüştük. Sokakları tutmak, meydanlarda bildiriler dağıtmak, pankart asmak, evlere gitmek ve sokak etkinlikleri yapmayı esas aldık. Bu bir hazırlıktı. Belli bir düzeye geldi. Bir eşiğin geçildiğini düşünüyoruz. Şimdi artık daha görünür olmamız gerek. AKP hegemonya kurmaya çalışıyor. Demek ki hayır cephesinin de buna ihtiyacı var. Tüm kent merkezlerini, meydanları tutmamız gerekiyor. Buna öncülük etmesi gereken HDP ise, ESP ise çadırlar açılmalı, stantlar kurulmalı. Bu bir mücadeleye dönüşmeli.

Hayır'ın ne kadar güçlü olduğunu emekçi halk kitlelerine, kadınlara ve gençlere göstermeye ihtiyacımız var.

Aynı zamanda kararsız kesimlere gitmemiz gerek. Geçmişte AKP'ye oy vermiş emekçilere giderek neden "Hayır" demeleri gerektiğini etkin biçimde anlatmalıyız. Örgütlenme çerçevemizi ikinci aşamada değiştirmeyi düşünüyoruz. Örneğin İstanbul'da Sultanbeyli'ye gitmemiz, Ankara'da Tuzluçayır'dan çıkmamız gerek.

'ÖNLEM ALMALIYIZ, SOKAKTA ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRMELİYİZ'

Yerellerde hayır çalışmaları engellemelerle karşılaşıyor. Hayır cephesi bunu nasıl aşacak?

Yakın zamanda İstanbul Avcılar ve Esenler'de yaşandı. Avcılar'da silah çekip, ateş açtılar. Mesaj verdiler, bir dahaki kurşun size değer demek istediler.

HDP ve HDK olarak Hayır çalışmalarını 10 kişiyle değil 100-200 kişinin katıldığı çalışmalara dönüştürme yönünde planlamalarımız var. Meydanlara kitlesel gruplarla çıktığımızda hem "Hayır"ın sesini yükseltmiş olacağız hem de "faaliyetlerimizi sürdüreceğiz" demiş olacağız. AKP bizi sokaklara çıkartmamaya çalışacak. Belki saldırılar gerçekleştirecek, biz önlemlerimizi almalıyız, sokakta çalışmalarımızı sürdürmeliyiz.

'HALKIN OYLARINA SAHİP ÇIKMASI GEREKLİ'

Şuana kadar yürütülen çalışma kararsızlar kesimini ikna edebiliyor mu?

AKP'li yazarlar "kapsayıcı olmak gerek, tabanımızdan kaybetmeye başlıyoruz" içerikli yazılar kaleme aldılar. Bu önemli bir veri. HDP Eş Genel Başkanlarımız, vekillerimizin tutuklanması, Dolar ve Euro'nun yükselmesiyle hissedilen ekonomik kriz kararsız kesimde önemli bir etki de bulundu.

AKP 'istikrar' üzerine propaganda yaptı bugüne kadar. Ama ne siyasette ne de ekonomi istikrar sağlayamadı. Araştırmalar gösteriyor kararsız kesim, daha çok istikrara oy veren kesimdi. Yüzde 12 düzeyinde olduğu söyleniyor. Bu kesimin gözüken tabloda "Evet" oyu vermeyeceği gözüküyor.

Referanduma giderken sandık görevlilerinin belirlemesi süreci 17 Mart'ta tamamlandı. Biz sadece sandığı değil, aynı zamanda oyları da güvencelemek istiyoruz. O yüzden kapı kapı, ev ev dolaşarak kesinlikle herkesi "hayır" oyu kullanmayı örgütlemeliyiz. Bu tüm Türkiye ve Kürdistan kentleri bakımından önemli. Halklarımızın oylarına sahip çıkması gerekli.

Referanduma işsizliğin son 10 yılın zirvesinde olduğu ve krizin derinleştiği bir dönemde gidiyoruz. Ne söylemek istersiniz?

Ekonomik krizin ve işten atmaların önümüzdeki dönemde de süreceği açık. Yoksulluğun ve açlığın artacağı bir dönemi yaşıyoruz. Ekonomiye dair bir istikrar beklemek çok zor.

'HDP GERİ ADIM ATMAYACAK'

Peki "Hayır" bu ülkenin tüm sorunlarını çözecek mi?

"Hayır" bütün sorunları çözmeyecek. Şu aşamada önemli olan diktatörlüğe 'dur' demiş olacağız. 'Hayır' çıkması Gezi'deki gibi özgürlük ve onur için demokratik bilincin yükselmesi anlamına geliyor. Referandumda kazanmamız, rejimi değiştirmediği ve demokratik bir devrim gerçekleşmediği sürece tüm sorunların çözümü anlamına gelmiyor. "hayır" faşist terörü durduracak, OHAL ve KHK'ları geriletmiş olacak.

Gezi, halk kitlelerinde demokratik bilincin gelişmesi, direnişçi ruhun güçlenmesine etkide bulunmuştu. 17 Nisan'da da bunu görebiliriz. Şu an havada bir Gezi esintisi var. "Hayır"ın zaferi devrimci bir bilinçle atılmış adımlarının büyütülmesi olacak.

İktidar siyasi soykırım operasyonlarıyla HDP'yi güçsüzleştirmeye yöneldi. Milletvekilleri tutuklandı, Yüksekdağ'ın önce vekilliği sonra parti üyeliği düşürüldü. Ne söylemek istersiniz?

AKP karşısında değiştirme gücü olan tek kesimin HDP olduğu görüyor. 7 Haziran'da yeni yaşam söylemiyle 6 milyon oy almış bir HDP var. Bu seçim öncesinde HDP'yi geriletmek, iç örgütlülüğünü yok etmeye için 10 bine HDP yöneticisi gözaltına alındı, 5 binden fazlası tutuklandı. HDP'nin alternatif olamamasını sağlamaya çalışıyorlar. HDP, sadece Kürt halkına değil, farklı halklar ve inançlardan işçi ve emekçi kesimlere, Alevi hareketine, kadınlara sözünü söyledi ve bu kesimleri birleştirdi.

HDP Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ'ın vekilliğini de parti üyeliğini de hukuksuz biçimde düşürdüler. Figen başkanımız 6 milyonun iradesidir, oylarını aldığı insanlar "Başkanımız ve vekilimiz Figen Yüksekdağ'dır" diyor. Yüksekdağ şahsında HDP'deki direnişçi çizgiyi kırmaya çalıştıkları, kadın iradesini geriletmeye çalıştıklarını düşünüyoruz. Eğer yasa ise herkese eşit düzeyde uygulanması gerek. Eş Genel Başkanlarımız esir olarak tutuluyor. Buna rağmen HDP'nin geri adım atmayacağının altını çizmeliyiz.

'ERDOĞAN'IN SÖZÜNÜN HÜKMÜ KALMADI'

AKP ile Avrupa arasındaki gerilimi nasıl yorumluyorsunuz?

AKP/Saray iktidarı ile Avrupa arasındaki kriz mülteci sorununda başlamıştı. Erdoğan "Eğer isteklerimi yapmazsanız kapıları açarım" demişti. AKP'nin Rusya'ya yaklaşması ve yapılan kimi anlaşmaların, NATO üyesi ülkeler tarafından olumlu karşılanmadığı bir gerçek

Son olarak füze anlaşması da gerilime neden oldu. Merkel'in Türkiye'ye gelmesi ve HDP ile görüşmesi AB'nin politikasını değiştirdiğini göstermişti. Verilen mesaj "Sen bir NATO ülkesisin, Rusya ile ittifak kuramazsın" oldu.

Almanya ve Hollanda'nın restleşme tutumu, önümüzdeki dönem aynı zamanda ekonomi bakımdan da yaptırım olarak görülecektir. Erdoğan'ın "kapıları açarım" sözünün artık hükmünün kalmadığı görülüyor. ABD de sessizliğini bozarak, Avrupa'nın tutumunu onayladığını gösterdi.