ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

8 Mart'ın gücüyle 16 Nisan'ı kazanmaya - Fadime Çelebi

8 Mart'a doğru tüm çalışmalar referandum çalışmalarıyla iç içe geçti ve kadınlar her türlü yasağa, erkek egemen politikalara ‘Hayır' diyerek referandumda tercihini ilan etmiş oldu. Bu yılın 8 Mart mesajını "Kadınlar başkanlık istemiyor" olarak okumak son derece yerinde olacaktır.

Etkin Haber Ajansı / 10 Mart 2017 Cuma, 08:52

FADİME ÇELEBİ- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bu yıl da dünyada erkek egemen sermayeye karşı sokaklarda kadınların taleplerini haykırdığı mücadele günü oldu. 160 yıl önce New York'ta dokuma işçisi kadınların canı pahasına yarattığı isyan bayrağı bugün de direnen kadınların ellerinde dalgalanıyor.

Dünyanın her yerinde kadın özgürlük hareketi, bu yıl sokaklarda erkek egemen kapitalist sistemin emek, beden ve kimlik sömürüsüne karşı sokaklara çıktı. Kapitalist erkek egemen sisteme ve onun yasalarına karşı farklı farklı ülkelerden taleplerle kadınlara dayatılan toplumsal cinsiyetçi rolleri reddederek direnişi ve isyanı büyüttüler. Arjantinli kadınların çağrısıyla, 60 ülkede 8 Mart kadın grevi olarak kutlandı. Bu, aynı zamanda emperyalist küresel sermayeye karşı ortak bir mücadele hattının örülmesi için de önemli bir çağrı niteliğindeydi.

Türkiye ve Kürdistan'da ise 2017 Mart'ına kadınlar direnme ve kazanma ruhuyla girdiler. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne iki gün kala İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır'da OHAL gerekçesiyle eylemler yasaklanmak istendi. Ancak kadınların protestoları, devletin yasakçı tutumuna geri adım attırdı. Başta kadın mitinglerinin yasaklandığı iller olmak üzere birçok ilde yasaklar kadın iradesinin sokağa çıkma kararlığı sonucunda kalktı. Alanların yasaklandığı Urfa'da sokağa çıkan Kürt kadınları sömürgeci devletin saldırısına maruz kaldı. Kürdistan'da yasakçı zihniyete karşı sokakta, salonlarda 8 Mart etkinlikleri yapıldı. Diyarbakır ve Van'da kitlesel mitingler düzenlendi, özgürlüğü ve baharı 'Hayır'larla ve 'Na'larla getireceklerini haykırdı.
Yasakların kalkmasına rağmen özelikle İstanbul 8 Mart yürüyüşü ve mitingi yoğun güvenlik ablukası, alanın dört tarafının polis barikatıyla çevrilmesi, toplu taşıma araçlarının belli bir noktaya kadar gitmesi gibi fiili engellere sahne oldu. AKP, engelleyemediği mitinge kadınların katılamaması için elinden gelen her türlü olanak ve imkânı kullandı. Devletin tüm yasakçı uygulamalarına karşı kadınlar kararlılıkla ve rengârenk coşkuları ile Bakırköy mitinginde yerini aldı. 8 Mart yürüyüşleri ve mitingleri, aynı zamanda kitlelerin önümüzdeki süreçte sokağa çıkma iradesini göstermesi bakımından aşılan önemli bir eşik olarak bilincinde duracaktır.

Faşizmin meydanları yasaklaması, sokaklara çıkanlara karşı uyguladığı işkence ve gözaltı terörü bir kitle hareketindeki geri çekilişin bir etkisi olarak katılım sayısı düşük olması, ortaya konulan iradeyi ve kararlılığın üstünü örtmeye yetmedi. AKP/Saray iktidarının, kadın düşmanı politikalarını geri püskürtme konusunda gösterilen birleşik direniş, alanda da kendini gösterdi. Kadınlar, bir kez daha yasakları yıkmanın tüm coşkusunu yürüyüş koluna ve miting alanına taşıdı. Kadın devrimi ve kadın özgürlük mücadelesinin talepleri, diktatörlüğe ve erkek egemenliğine karşı 'Hayır' haykırışında görüldü.

8 Mart'a doğru tüm çalışmalar referandum çalışmalarıyla iç içe geçti ve kadınlar her türlü yasağa, erkek egemen politikalara ‘Hayır' diyerek referandumda tercihini ilan etmiş oldu.

Bu yılın 8 Mart mesajını "Kadınlar başkanlık istemiyor" olarak okumak son derece yerinde olacaktır. 8 Mart mitinglerinde 'Hayır'ın öne çıkması 16 Nisan'a kadar yapılacak politik mücadelenin temel gündemi olmaya devam edecek kuşkusuz. AKP'nin tüm saldırılarına karşı sokakta, meydanlarda direnerek kazandık ve bu kazanımı ileriye taşımanın yolu 16 Nisan'a kadar 'Hayır' çalışmasını büyütmekten geçiyor.

Sonuç olarak, biz kadınlar sadece 8 Mart'ı değil önümüzdeki süreci de kazanmak için iki temel görevi başarmak zorundayız. Birincisi, 8 Mart mücadelesinde ortaya çıkan direniş gücünü birleşik örgütlü bir güç haline getirmek. İkincisi ise diktatörlüğün 16 Nisan sonrası olası saldırılarına karşı her düzeyde yeni bir direniş çizgisini büyütmek.

Bugünden şekillenmeye başlayan "Hayır diyen kadınlar" gibi platformların geliştirilmesi ve büyütülmesini sağlayarak geniş bir demokratik kadın cephesinin oluşturulmasına çalışmak önümüzde temel bir görev olarak duruyor. Kadınları birleşik bir kadın mücadelesi etrafında özgün bir direniş perspektifi ile yan yana getirdiğimizde diktatörlüğe karşı örgütlü bir kadın gücü açığa çıkarabiliriz.