ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Rosa'dan Ivana'ya: Varım, vardım, var olacağım - Arzu Demir

Ivana Hoffmann, Rojava'daki adıyla Avaşin Tekoşin Güneş. Bu 7 Mart, onun şehadetinin 2. yıl dönümüydü. Hayat, garip tesadüflerle dolu. Ivana, Rosa Luxemburg'un doğum gününde ölümsüzleşti. Afrika kökenli Alman vatandaşıydı Ivana. Kara yüzünde gözleri ışıl ışıl parlardı. Rosa da, kendi kararlarının bedelini en ağır bir biçimde ödeyen kadınlardan biri oldu.

Etkin Haber Ajansı / 09 Mart 2017 Perşembe, 14:56

ARZU DEMİR- Dünyayı kadınların isyanı yaşanabilir hale getiriyor. Bu bir temenni değil, nesnel bir durum.

Çünkü kadınların özgürleşmesi, kadın ve erkeğe öğretilen cinsiyetçi rolleri ortadan kaldırarak tüm toplumun özgürleşmesini beraberinde getiriyor. Bu özgürleşme erkeklerin de kurtuluşunu sağlayacak. Erkeklerin "ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel bir ayrıcalık" olarak gördükleri için kaybetmek istemedikleri toplumsal cinsiyetçi roller, erkeklerin insanlaşma evrimini sekteye uğraştı. Bu bir hakaret değil. "Erkekler hayvandır" diyerek türcü bir kafa ile hakaret etmiyorum. Diyorum ki, kadınların bedeninin, emeğinin, kimliğinin, erkek cinsi karşısında nesneleşmesi insanlığın özüne aykırıdır. Çünkü insanın özü, başka bir insan ve doğa üzerinde kurulan hegemonya ve özel mülkiyeti reddeder. Bu evrimin devam etmesi için kadınla birlikte erkek de değişmek zorundadır. İşte, kadınların özgürleşme eylemi, erkeğin de insanlaşma evriminin devam etmesini sağlayacak.

Kadınların sistemden kopuşları çok daha köklü oluyor. Çünkü, reddettiğimiz sadece "devlet baba" değil ki. Belki de "devlet baba"ya kafa tutmak en kolayı. En zoru "baba"ya, "koca"ya, "abi"ye kafa tutmak. Çünkü işin içine şiddet kadar, "sevgi", "bağlılık", "şefkat" gibi duygusal şiddet biçimleri de giriyor. "Biz sana çok güvendik. Sen bunu babana, bize nasıl yapabilirsin?" sorusunun altında kimbilir kaç kadın ezildi bugüne kadar! Bu nedenle kadınlar bir özgürleşme yoluna girdi mi geriye dönüşü zor oluyor. Zaten çok kaybettik, kaybedecek neyimiz kaldı ki başka.

Ivana Hoffmann'ı hatırlayın örneğin. Rojava'daki adıyla Avaşin Tekoşin Güneş. Bu 7 Mart, onun şehadetinin 2. yıl dönümüydü. Afrika kökenli Alman vatandaşıydı Ivana. Kara yüzünde gözleri ışıl ışıl parlardı. 2015 yılının Ocak ayında Rojava'nın Cizîre kantonuna bağlı Serekanîyê kentindeki mevzilerde gördüğümde, heyecanla neden orada olduğunu anlatmıştı bana. Derdi özcesi; Almanya'da başlattığı özgürleşme eylemini, bir adım öteye taşımaktı. Bir çok "öteki kimliği" kendinde toplamıştı Ivana; kadındı, lezbiyendi, öğrenciydi, emekçiydi ve Afrikalı bir göçmendi. MLKP Kadın Önderliği'nin açıklamasında belirttiği gibi, "Afrikalı kadınların acılarla yüklü yaşamını, Avrupalı genç kadınların cinsel saldırı, sömürü ve metalaşmayla kuşatılmış düşlerini, Anadolu ve Mezopotamyalı kadınların özgürlük özlemlerini birleştirdi. Afrika, Avrupa ve Mezopotamya kadınlarının kızkardeşlik köprüsü oldu."

Rojava'ya giderken Avrupa'daki yoldaşlarına ve ailesine bıraktığı mektup da özgürleşme eyleminin somut göstergesiydi. "Kapitalist barbarlığa karşı özgürlük mücadelesi karşımda dururken ben daha fazla eylemsiz duramam" diyordu. Üyesi olduğu MLKP'nin çağrısına kulak vererek devrim yoluna düşerken, "Partimizin enternasyonal yönünü temsil edecek ve örgütümüzün silahlı mücadelesinin bir parçası olacağım. Eğer bir gün dönersem, yoldaşlarıma ve çevreme mücadele ruhu ve çelikten irade taşıyacağım. En güzel şarkılar olup herkesi büyüleyeceğim. Sevgi ve umut dolu bir gerilla olacağım" diye yazmıştı.

Ivana, dediği gibi oldu. Rojava'da onu tanıyanlar, enerjisini, gülümsemesini, umutlu halini anlatıyor sürekli.

Hayat, garip tesadüflerle dolu. Ivana, Rosa Luxemburg'un doğum gününde ölümsüzleşti.

Rosa da, kendi kararlarının bedelini en ağır bir biçimde ödeyen kadınlardan biri oldu. Almanya ile AKP/Saray iktidarı arasındaki krizi takip ederken, O'nun aldığı kararları hatırlamak daha da önem kazanıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Alman sosyal demokratların neredeyse tamamı, savaş bütçesine onay vererek, işçi sınıfının uluslararası çıkarlarına ihanet etmiş ve kendi burjuva hükümetlerini desteklemişlerdi. 1914 yılının Ağustos ayında Alman parlamentosunda iki çekimser dışında diğer vekillerin oylarıyla savaş bütçesi onaylanmıştı. Alman Sosyal Demokratların etkisi altındaki sendikalar da, işçi sınıfının enternasyonal çıkarlarını, burjuvazinin çıkarları için heba etmişlerdi. Olası bir savaş sırasında grev yapmama, maaş artışı talebinde bulunmama kararı almışlardı.

Rosa Luxemburg 1907 Ağustos'unda Stuttgart'taki Enternasyonal Sosyalistler Kongresi'nde de gelen savaşa karşı tutumunu çok net açıklamıştı: "Savaşın çıkması söz konusu ise, o zaman ilgili ülkelerdeki işçiler ve parlamenter temsilcileri, savaşın çıkmasını uygun araçlarla engellemek için ellerinden geleni yapmakla yükümlüdürler. Bu araçlar, sınıf mücadelesinin ve genel ve politik durumun sertleşmesiyle doğal olarak değişecek ve artırılacaktır. Buna rağmen savaş çıkarsa, savaşın en kısa zamanda bitirilmesi için mücadele etmekle ve savaş sonucunda ortaya çıkan iktisadi ve politik krizi halk tabakalarının politik açıdan uyandırılması ve kapitalist sınıf egemenliğinin alaşağı edilmesi için kullanmakla yükümlüdürler."

Alman Sosyal Demokratları, "Alman İmparatorluğu'nu saldırgan savaşlara karşı en az diğer partiler kadar savunma" kararı alırken, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht bu karara karşı çıkmışlardı. İki komünist önce parti içinde "radikal" oldukları gerekçesiyle dışlandılar, ardından 1919 yılının 15 Ocak günü katledildiler.

Rosa'nın öldürülmeden bir gün önce, 14 Ocak 1919 tarihli Die Rote Fahne'de yayınlanan son yazısının son bölümü, bu yazının da sonu olsun: "Berlin'de düzen hüküm sürüyor. Siz budala zaptiyeler! Sizin 'düzeniniz' kum üzerine kuruludur. Devrim, daha yarın 'zincir şakırtıları içinde' ayağa kalkacak ve boru sesleri ile size dehşet salacak ve şu mesajı verecektir: Vardım, varım, var olacağım."