ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Sosyal medya ve cinsiyetçilik - Ceren Tekin

Kadın katliamlarının, tacizin, tecavüzün cezasız kalması, çocuk istismarının iktidarla bağlantılı kurumlar içinde çok yaygın olması, sosyal medya kullanıcılarının da bir kısmını etkisi altına alıyor. Buradan aldıkları cesaretle de direkt kadın bedenine saldırmak hem sosyal medyada hem de fiziki koşullarda ilk akıllarına gelen durum oluyor.

Etkin Haber Ajansı / 16 Şubat 2017 Perşembe, 13:34

CEREN TEKİN- Neredeyse herkesin çok yoğun olarak kullandığı sosyal medya kanallarında çok fazla cinsiyetçi küfür, hakaret, saldırılarla karşı karşıya kalıyoruz.

Takdir edersiniz ki, yeniden üretmemek için burada paylaşmadığımız, üstelik söylemeye de dilimizin varmadığı binlerce tweet var. Yanı sıra troll hesaplardan tarafımıza ya da kurumsal hesaplara da sıkça en uç düşmanlık cümlelerini içeren twetler geliyor.

Muhalif siyasetin propaganda için oldukça yaygın kullandığı sosyal medya, OHAL ve referandum ile beraber geniş kampanyaların örgütlendiği, sokaktan bir miktar çekilenlerin eylemlilik gücünü sosyal medya üzerinden daha yoğun gösterdiği ve bu yoğunluğun karşısında aynı yoğunlukla saldırıya uğradığı bir alan haline geldi. Hükümet söylemlerinin de etkisiyle, tabiri caizse savaş alanına dönüşmüş durumda. Hükümetin sıkça kullandığı cinsiyetçi dil ve nefret söylemleri üzerinden hem kişisel hhem de kurumsal hesaplar sürekli saldırı altında kalıyor. Saldırıların bu denli yoğunlaşması ve şiddetlenmesi ile güncel siyasal politik durum arasında çok yakından bir bağ var. Biraz daha iyi anlamak adına önce sosyal medya kavramlarına kısaca bir göz atalım.

Tabi kullanım alanı ve içerdiği yazılımlar oldukça geniş olan twitter ve bir kısım kullanıcıları sadece troller üzerinden değil botlar ve astroturfingler ile tamamen provoke edilmeye, tartışma yaratmaya uygun hale getiriliyor. Kısaca tanımlayacak olursak botlar, otomatik olarak içerik üreten yazılımlara dayalı hayali kişiler, yani kodlardan oluşan sanal kişilerdir. Araştırmalara göre web trafiğinin yarısından fazlası botlardan oluşuyor, yani gerçek olmayan kullanıcılardan. Botlara en büyük talep gösterenlerin sanatçılar ve politikacılar olduğu biliniyor. Astroturfing ise "yapay olarak yaratılan bir merkezden finanse ve kontrol edilen ve kendisine kitlesel taban hareketi süsü veren kampanyalar için" kullanılıyor. Troller, sosyal medyada düşmanca tavırlarla insanları provoke eden kişiler olarak tanımlanıyor. Maaşlı ya da gönüllü de olabiliyorlar.

Biz diğer iki grupla çok ilişkili olmasak da Gezi isyanından sonra trollerle fazlasıyla yüz göz olduk. Sosyal medyada geniş bir alana sahip olan ve yaygın eylemlilikler örgütleyen Gezi kitlesine karşılık, Gezi isyanını şiddetle bastırmaya çalışan AKP Hükümeti'nin 6 bin kişilik AK-trolleri iş başına getirdiği söyleniyordu. Bu iddia önceleri reddedilse de sonraki günlerde hükümet yetkilileri "AK-troll gerçeği"ni yanlışlıkla ağızlarından kaçırdı. AK-troll sayısının iddia edildiği gibi binlerce değil onlar-yüzler olduğu ortaya çıktı.

Tüm bunlar dahilinde değerlendirirsek, karşı karşıya kaldığımız saldırının son derece örgütlü olduğu aşikardır. OHAL'e, referanduma, antidemokratik bir uygulamaya, bir tecavüze ya da kadın katliamına dair sosyal medyada yaymaya çalıştığımız her şeyin hemen saldırı altına alınarak sönümlendirme çabaları bundandır. Bunların büyük kısmının sorumluluğu maaşlı AK-trollerde, onların botlarında... Tabii bunu gönüllü yapanlar da yok değil.

Tweetlerdeki dilin ne denli AKP-Saray dili olduğu hemen fark ediliyor. İktidarda oldukları süre boyunca kadınların kıyafetini, kahkahasını, hamileliğini ağızlarından düşürmeyen iktidar, dolaylı yollardan hem sokaktaki hem de sosyal medyadaki dili de belirlemiş oluyor. Keza atılan saldırı tweetlerinin kadın bedenine düşmanlık ya da cinsiyetçi küfür içermediği görülmüş şey değil.

Mesela HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş gözaltına alındıktan sonra atılan tweetlere bakarsak, Selahattin Demirtaş'tan daha çok Başak Demirtaş'a yönelik cinsiyetçi saldırılar oldu. Figen Yüksekdağ tecavüzle tehdit edildi. Zira sosyal medyada aynı tehditlere maruz kalan kadın siyasetçi yoktur herhalde. Çünkü onlar da biliyorlar ki özellikle '80 sonrası Türkiye'sinde cezaevlerinde, sokaklarda tecavüze uğrayan bir çok kadın ve LGBTİ+ var. Yaptıkları yapacaklarının göstergesi olduğu için bu tehdit sözcükleri klavyelerinden kolaylıkla çıkabiliyor. Erkek egemen sistemin tüm kurumlarının bu tehditlere karşı sessiz kalacaklarının da farkındalar. Herhangi bir HDP çalışanının HDP bayrağıyla çektirdiği bir fotoğraf suç sayılabiliyorken, tehdit ve cinsel saldırı içerikli paylaşımlar yargı tarafından görülmüyor.

Herkesin bildiğini çok tekrarlamamak da gerek fakat kadın katliamlarının, tacizin, tecavüzün cezasız kalması, çocuk istismarının iktidarla bağlantılı kurumlar içinde çok yaygın olması ya da kendi ihmallerinden kaynaklandığı durumlar da dahil meşrulaştırılmaya çalışılması sosyal medya kullanıcılarının bir kısmını da etkisi altına alabiliyor ve alenen bu durumları savunur hale geliyorlar. Buradan aldıkları cesaretle hem sosyal medyada hem de fiziki koşullarda rahatça kadın bedenine saldırıyorlar.

Peki biz ne yapacağız?

Özellikle kadınlar cephesinden tüm cinsiyetçi paylaşımlara yönelik özel bir topluluk oluşturulması ya da var olan en geniş toplamlar üzerinden bir sosyal medya çalışması yapılabilir. Ya da kişisel olarak karşılaştığımız, tanık olduğumuz bu paylaşımları geniş sosyal medya ağlarında teşhir etmek ve bireysel şikayetleri yaygınlaştırmak da işe yarayacaktır. Yine eril cinsiyetçi dil ve nefret söylemlerine karşı hukuki yollara da başvurulabilir.