ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Paramparça - Efe Dağlı

Kürt özgürlük hareketini siyaseten elimine ve örgütsel bakımdan marjinalleştirme hamleleri dikiş tutmadı. O konsept kendilerini çarptı. Kürtleri tecrit etmeyi umarlarken kendileri tecrit edilmekle kalmadılar, bir de üstüne herkesle kavgalı hale geldiler. Şu andaki bütün hareket planları, günü kurtarma ve gerginlik siyasetiyle başkanlık düzenine geçişi sağlama üzerine kurulu. Başaramazlarsa darmadağın edilecekleri paranoyasına kapılmış haldeler.

Etkin Haber Ajansı / 12 Ocak 2017 Perşembe, 08:40

EFE DAĞLI- Devletin gücünü kullanarak Türkiye sathını zapturapt altına almaya çalışan otoriter despotluğun dış politikadaki hezimetlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Daha bir kaç ay önce, Başika'yı terk etmeleri istendiğinde “Kusura bakma” diye karşılık vermişlerdi, son Irak gezisindeyse İran'ın istediği ve Rusya'nın desteklediği gibi Başika'yı terk edeceklerini mecburen açıkladılar.

Despotluğun ittifakları paramparça. Konjonktür fırsatçılığıyla yanaştıkları Rusya/Şangay blokuyla saadetin uzun sürmeyeceği ve bunun Rusya istediği sürece devam edeceği, her defasında kendisini tazeleyen bir gerçek olarak karşılarına dikiliyor.

Kürt özgürlük hareketini siyaseten elimine ve örgütsel bakımdan marjinalleştirme hamleleri dikiş tutmadı. O konsept kendilerine çarptı. Kürtleri tecrit etmeyi umarlarken kendileri tecrit edilmekle kalmadılar, bir de üstüne herkesle kavgalı hale geldiler. Şu andaki bütün hareket planları, günü kurtarma ve gerginlik siyasetiyle başkanlık düzenine geçişi sağlama üzerine kurulu. Başaramazlarsa darmadağın edilecekleri paranoyasına kapılmış haldeler.

Konjonktür fırsatçılığı, aynı zamanda kendilerine ait bir oyun planları ve felsefeleri olmadığının işaretlerinden. Milli Görüş'ün kendi çizgisi vardı. Orayı dağıttılar ve kuruluş aşamasında AB-ABD ekseninde aşırı batıcı bir görünümle yola koyuldular. İttifaklarını buna göre seçtiler, kendilerine her imkan sunuldu. Bir aşamadan sonra o ittifaklar terk edilirken neo-Osmanlıcı hülyalara kapıldılar. Bir tür siyasal halifelik ve İslam toplumu üzerinde Osmanlı usulü hamilik projesi de kendi ittifaklarını çağırdı ama plan kısa zamanda çökerken birinci dönemin uluslararası ittifakları iktidarı mahkum edici bir pozisyon aldılar. O heves, Mısır'da Mursi'nin devrilmesi ve en son İhvan sözcülerinin laiklik lehine o projeden vazgeçtiklerini açıklamalarıyla dağıldı.

Konjonktür fırsatçılığının yeni adı Rusya ile ittifak. Üç dönemde de birer taklit olmaktan öteye gidemeyen otoriter despotluğun bu defa kendisini gerçekleştirme biçimi, bir tür Rus çarlığı inşa etme hayali. Rus elçisinin öldürülmesi ardından iktidarın itiraz noktalarının tümüyle kırıldığını ve Suriye siyasetinde Rusya-İran-Esad oyun planına göre hareket ettiğini gördük.

Rusya-ABD çelişkilerinin aşırı ölçüde derinleşmesiyle işleyebilecek Rus-ABD çatlağından faydalanma planı da çabuk eskiyecektir. Putin'in Ortadoğu algısıyla azılı neo-concu bir ekip kuran Trump'ın İhvan'ı da terör hareketi sayan yaklaşımları arasında darmadağın olmaları kuvvetle muhtemel. İki emperyalist kuvvetle ne gelecek planları uyumlu ne güncel yönelimleri.

Bunlar şunun için önemli: Bütün yöntemlerle özgürlük hareketini kendisi olmaktan çıkarmaya ve özgücüne yaslanma politikasını kırmaya odaklanan otoriter despotluk olduğu kadarıyla dahi kendisi olmayı sürdüremiyor ve şu Ortadoğu denkleminde bir bağımlı değişkenine dönüşüyor.

Kısacası, AKP'nin üç tarz-ı siyaseti ironik içimde batıcılık, Osmanlıcılık ve Rusyacılık oldu. Belki de zaten aslında hiçbir şeydi ve bir şey olmak, sonra da iktidarını sürdürebilmek için her şey olmaya teşne bir ilkesizliğin ardından buralara sürüklendi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, 20 Temmuz'da OHAL ilanıyla karşı darbeye girişen iktidar partisinin MHP ve Ergenekon stepneleriyle yol alabildiği ancak o ittifakın da çatırdadığı görülüyor. AKP tam da o projeden vazgeçtiğini yüksek sesle söylemeye başlamışken, MHP'nin aniden cesaretlendirmesiyle başkanlık hedefini güncelleyerek dönemsel istikamet belirledi. Çatırdama buradan başladı. Ergenekoncuların büyük çoğunluğu ve bu arada Milli Seferberlik hükümeti çığlıkları atan faşist Perinçek, başkanlık ısrarı sürdürürlerse AKP'yı yıkmakla tehdit ediverdi. Şunu diyorlar: Kitle gücü sizde, tamam oyun planında olacaksınız ancak devlette güçsüzsünüz ve başkanlıkta ısrar ederseniz darbeyle devrilirsiniz.

Otoriter despotluğa ne kalıyor? Politik paranoya, kontrol edilebilir gerginlik siyaseti ve tasfiyelerle boşaltılan devletin biçimsel de olsa süregelen liyakat kriterleri bir yana bırakılarak mülakat adı verilen torpil-kayırma yoluyla doldurulması.

Bu tür tedbirlerle kendilerini garantiye alacaklarına inanmaları sığlıklarını gösteriyor. Bir yandan hızla meşruiyet kaybı yaşıyor, diğer yandan muhalefeti terör sözcüğüyle aynılaştırarak kendilerini gereksizleştiriyorlar. İktidarları tehdit altında evet ancak bu kendi aralarında süren ve meşru tarafı olmayan dalaşmayı topluma yöneltilmiş tehdit gibi göstererek güvenlik endişesini depreştirmek faşist reorganizasyonun katalizörüne dönüştürülüyor.

İç siyasette bir tür paramiliter ordu oluşturdular. Çoğu güncel meselede sokağı tutmaya çalışan onlar. Ne var ki, olayların kontrol edilebilir sınırların dışına taşma olasılığının güçlendiğini görünce, bir komutanın askerlerine emir verişini hatırlatan biçimde bu denli ileri gitmenin gereksizliğini anlatmaya başladılar. Açık ki, özellikle yaşam tarzları üzerinden patlayacak bir gerici iç savaşın altında kalmaları mukadderdir. Gördüler ve bu çelişkiyi köpürtme taktiğini yumuşattılar.

Birikim var, öfke var, başarısızlık var; peki bu yıkıcı enerji nereye yönlendirilecek? Hemen her zaman olduğu gibi yine özgürlük hareketine ve Türkiye'deki belli başlı devrimci siyasal aktörlere. MGK'da alınan ve diğer ülkelerde yasadışı operasyonlar yoluyla devrimcilerin öldürülmesi veya derdest edilmesi içerikli karar bu kapsamdadır. Vaktiyle, Çillerli ve Demirelli MGK toplantılarında alınan kararların nasıl hayata geçirildiği hafızalarda.

Ancak bu planı işlemez hale getiren hayati bir ayrıntı var: Son iki yılda tahmin edemeyeceği ölçüde ağır saldırılara maruz kalan özgürlük hareketi, kendi sürecinden kimi sonuçlar çıkarıp tazelenerek katı bir direniş hareketi kimliğini giyinmiş görünüyor. Misillemelerin başlaması ve misliyle sürdürülmesi ihtimalinden daha önce bahsettik. Kontrollü biçimlerle de olsa başladığı görülüyor. Doğrudan silahlı ve silahsız bürokrasiyi hedefleyen, üstelik henüz birer fragman sayılabilecek bu dönemsel aksiyonun sürprizli biçimlerde devam etmesi neredeyse kesin. Daha steril, daha doğrudan ve daha sonuç alıcı yöntemlere açılması da mümkün. Önceki yıllarla kıyaslandığında, kayıplar pahasına, misillemeleri mümkün mertebe steril biçimlerde gerçekleştirme hedefi önemli ve kıymetli. Devrimciliği burjuva hümanizmine ve kumda oyun oynamaya eşitleyen sosyalist maskeli şovenleri ise boş verelim, onların dilindeki pas, gün gün kendilerini zehirliyor.