ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Ekim Devriminin mesajı - Deniz Altun

Ekim devriminin yarattığı ilkesel kazanımların tarihsel gelişmeye çığır açıcı niteliğini yeniden ve yaratıcı biçimde hatırlayıp güncellemek, devrimin güncelliğini birde bu tarihsel perspektiften hareketle hatırlamak ve hatırlatmak yeni Ekimlerin öncü savaş partisinin ve dostlarının zafer yürüyüşüne de ışık tutacaktır. Yüz yıl sonra Büyük ekim devriminin güncele verdiği mesaj bellidir: Zafer ateşler içinden geçmeye hazır bir savaş partisinin ellerinde yükselecektir.

Etkin Haber Ajansı / 06 Ocak 2017 Cuma, 09:01

DENİZ ALTUN- Savaş, katliam, işgal, darbe, OHAL, baskı, işkence sözün özü zulmün her türlüsüne şahit olduğumuz karşısında ise ezilenler cephesinden irili ufaklı direnişlerin yükseldiği bir yılı geride bıraktık. Yeni yılın ilk saatlerinde İstanbul'un göbeğinde bir eğlence mekanında patlayan ve onlarca insanımızın hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan vahşi saldırı ise sadece an'ı değil sürecin gidiş hattını da göstermesi bakımından da önemliydi. Toplumun, daha doğru bir tabirle ezilenlerin aklını ve tepkisini şovenizm ve korku cenderesi içine alarak felç etmeye odaklanmış bu faşist terör kampanyasının faşist diktatörlüğün başkanlık rejimi temelinde reorganizasyonu yönünde derinleştirileceği gerçeğinin altı bir kezde böyle çizilmiş oldu. Yeni yılın ilk günlerinde OHAL'in bir kez daha uzatılması kararının jet hızıyla meclis gündemine getirilip onaylanması da beklenenin ve görülenin yasa katına çıkarılması anlamına geliyor.

Kimi liberal ve reformist akılların açık, yarı-açık ya da içten içe umut ettiği sükunet ve barışçıl siyaset beklentisinin hayattaki karşılığı bu işte! Nede güzel barış süreci vardı; bu "seni başkan yaptırmayacağız" takıntısı ve "özyönetim inatlaşması yüzünden her şey heba oldu" diyerek sorunu özgürlük hareketinin direnişçi tutumunda ve onun devrimci demokratik güçlerle ittifakında arayan tuzu kuru 'Kürt' burjuva ve liberallerinden; tüm demokratik ve barışçıl siyaset imkanlarının ortadan kaldırıldığı, ezilenlere ve kazanımlarına karşı faşist terör kampanyasının gemlerinden boşaldığı bir anda, 'faşist saldırganlığa şiddetle yanıt vermek iç savaşa yol açar' minvalinde gevelemelerle, sorumlu olarak gerici iç savaşı örgütleyen Saray rejimini değil direnişçileri işaret eden reformcu ve sosyal şoven 'sol' akla kadar uzanan çizgi ezilenler cephesindeki bir kırılma noktasını işaret ediyor. Devrim ve karşı devrim arasındaki savaşımdan doğan basınç sadece devlet mekanizmasında kriz ve çatlamayı derinleştirmekle kalmıyor, kendi özgün biçimleriyle emekçi sol güçler arasında da yalpalamalara, politik tutumlarında kırılmalara da yol açıyor. Görece barışçıl gelişme döneminin geçici niteliğini toplumsal değişim için bir ara yol olarak mutlaklaştıran orta yolculuk önüne çıkan devrimin sarp, engebe, uçurum ve zirvelerle dolu yolu karşısında panikliyor. Karşı devrimin uçurumlarından düşüp kaybolma korkusuyla o eski düz orta yolunun rahat kulvarına girmek için hayatın devrimci yoluna karşı bazen açık bazen gizli bir öfkeyi örgütlüyor kendinde. Bir durum karşısında alınan gerici politik konumlanışın ideolojik çözülmeye ve giderek savrulmaya doğru uzanan yolu böyle döşeniyor. Tam da bu nedenle devrim fikrine sıkıca sarılmak, emekçi sol cephe içinde ortaya çıkan yalpalamalara karşı kararlı bir iç ideolojik mücadeleyi örgütlemek böylesi zamanlarda daha büyük bir önem taşıyor. Karşı devrimin fiziki zoruna ezilenlerin devrimci şiddetiyle yanıt vermenin tarihsel meşruiyeti, ezilenlerin devrimci cepheleşmesini içten kemiren reformcu ve sosyal şoven akla karşı eleştirinin dönüştürücü ve saflaştırıcı devrimci şiddetiyle birleştirilebildiği oranda kararlılık örgütlenebilir çünkü.

Böylesi anlarda tarihimize bakmak, devrimci aklımızı şekillendiren tarihsel deneyimleri bugünkü eylemimizle birleştiren diyalektik uzamı yeniden hatırlamak zihin açıcı olabilir.

Malum, 2017 yılına girdik. Yani 1917 Büyük Ekim Deviriminin 100. yılı. 1917'den 2017'ye uzanan tarihsel çizginin sembolik olmaktan öte büyük atılımlar, zaferler ve yenilgilerle dolu bir içeriği de var. Bundan yüzyıl önce Rusya ve bağlı sömürge ülkelerde Bolşevik Parti önderliğinde ayağa kalkan işçi, emekçi ve ezilen halklar sadece kendi üzerilerindeki sömürü zincirini kıran bir eyleme girişmiş olmadılar. Tüm dünya tarihine damgasını vuran bir yol da açtılar aynı zamanda. Öncesi bir tarafa 1917 Şubatından Ekimine uzanan dönem boyunca Lenin önderliğindeki Bolşevik Partinin yürüttüğü iktidar mücadelesi, içinden ve dışındaki sol güçlerden gelen orta yolcu ve şoven akla karşı mücadelesiyle iç içe geçmişti. Bu orta yolcu aklın Bolşevik Parti içindeki en tipik ve bilinen örneği Zinovyev ve Kamanev'in Ekim Devrimi kararı karşısında aldığı gerici konumlanıştı. Ortaya çıkan devrimci sıçrama imkanını düz ve dogmatik kavrayışları nedeniyle algılayamayan Kamanev ve Zinovyev muhalefetlerini, Bolşevik Parti Merkez Komitesinin Ekim devrimi kararı ve hazırlığını kamuoyuna açıklama derekesine vardırarak, Lenin'in deyişiyle "ihbar" ederek karşı devrimin değirmenine su taşımıştı. Yeniden yükselen ve Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti önderliğinde sosyalist devrim yönünde derinleşen devrimci durum sosyal devrimci ve Menşeviklerden oluşan ve orta yolcu sol akılda karşı devrim saflarına sürüklenen sağ ve devrim saflarına yakınlaşan sol kanatlara bölünmeye yol açarken, Bolşevik Parti içinde ise Zinovyev ve ve Kamanevin Ekim kararına karşı tutumlarındaki savrulmada somutlaşan savrulmada dışa vuruyordu. Bu dönemde yürütülen bir dizi teorik ve politik tartışmayı son tahlilde toplumsal düzenin zora dayalı bir biçimde değiştirilmesinin meşru olup olmadığı sorunsalında özetlemek yanlış olmayacaktır. Sosyal devrimciler ve Menşeviklerin orta yolcu merkezleri ile aynı dalga boyunda kalan Zinovyev ve Kamanev "burjuva demokrasisinin olanaklarına dayanarak ve iç savaşa gerek kalmadan ilerlenebileceği" fikrinin çeşitli türevlerini öne sürüyordu. Lenin ve Bolşevikler ise burjuva demokratik devrimin esasta kendi formunda tamamlandığını, uluslararası ve iç politik durumun işçi sınıfının tüm ezilenleri kendi bayrağı altında toplayarak sosyalist dünya devrimine giden yolu açmak için özgün bir imkan yarattığını ve iktidarın zorla alınması yolundan ilerlemek gerektiğini söylüyordu. Lenin'nin bu dönemde devrim ve iç savaş üzerine yürüttüğü tartışmaların Marksizmin devrimci zor ve "her ulus iki ulustur" ilkesel yaklaşımlarının güçlü ve yaratıcı bir kavranışına dayandığını özel olarak vurgulamak gerekir. Aynı ayrım ulusal soruna yaklaşım konusundaki tartışmalarda da dışa vuruyordu. Bolşevik Parti içinden ve dışından, yine orta yolcu akıldan beslenen sosyal şoven yaklaşım, ezilen ulusların özgürlüğü sorununu sosyalizm ve enternasyonalizm giysisi altında biçimsel kültürel haklarla sınırlı tutarak ezilen ulusların egemen Rus ulusuna yeni bir biçimde tabi kılındığı bir yaklaşımı vaaz ederken; Lenin ve Bolşevik Parti önderliği kendi kaderini tayin hakkının sonuna kadar ve tutarlı biçimde savunusu temelinde ezilen ulusların özgürlük talebi ve mücadelesini dünya sosyalist devriminin parçası haline getirecek ilkesel bir yaklaşımı formüle ediyordu.

Biçimsel farklılıklarını bir kenara bırakacak olursak, saflaşmaların bugün yaşadıklarımızla ne kadarda benzediğini görmek zor olmasa gerek. O günlerde olduğu gibi, saflaşmalarda esasta karşı devrimle devrim arasındaki konumlanış, ilkesel ve sınıfsal yaklaşımlara dayandığı ortadadır. Devrimci akıl, akan hayatın Marksist okumasından doğan ilkesel öze sadık kalabildiği oranda kendine yol açabilmiş, aksi durumda ise burjuva akıl içinde çözülerek yenilmekten kurtulamamıştır. Büyük Ekim Devriminin ortaya çıkardığı ve ezilen insanlığa özgürlük, eşitlik ve adalet yolunu işaret eden sosyalizm deneyiminin yenilgisinin nedenleri burada gizlidir. Devrimin kurumsallaşması anlamına gelen proletarya diktatörlüğünün, Bolşevik Parti içinde yeniden hortlayan ve iktidara gelen orta yolculuğun revizyonist biçimince reddedilmesi, barışçıl gelişim, kapitalistlerle barış içinde bir arada yaşama ve ezilen uluslarla birliğin zeminini oyan sosyal emperyalist siyasete uzanan bir yolu açmıştır.

Ekim Devriminin yarattığı ilkesel kazanımların tarihsel gelişmeye çığır açıcı niteliğini yeniden ve yaratıcı biçimde hatırlayıp güncellemek, devrimin güncelliğini bir de bu tarihsel perspektiften hareketle hatırlamak ve hatırlatmak yeni Ekimlerin öncü savaş partisinin ve dostlarının zafer yürüyüşüne de ışık tutacaktır. Yüz yıl sonra Büyük Ekim Devriminin güncele verdiği mesaj bellidir: "Zafer ateşler içinden geçmeye hazır bir savaş partisinin ellerinde yükselecektir."