ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Asgari ücret yine açlık sınırının altında - Olcay Çelik

Asgari ücret 104 TL artışla 1404 TL oldu. Asgari ücrete enflasyon düzeltmesinden başka bir iyileştirme yapılmadığı söylenebilir. TÜİK bile aylık asgari geçim maliyetinin 1669 TL olduğunu söylemişti. Ancak siyasi iktidar bunu bile görmezden gelerek yine açlık sınırının altında bir rakam belirledi.

Etkin Haber Ajansı / 30 Aralık 2016 Cuma, 09:10

OLCAY ÇELİK- Asgari ücret 104 TL artışla 1404 TL oldu. 2016 enflasyon tahmininin yüzde 8 olduğu düşünülürse, asgari ücrete enflasyon düzeltmesinden başka bir iyileştirme yapılmadığı söylenebilir.

Oysa AKP/Saray iktidarı, icraatlarını parlatmak için yeni bir milli gelir hesaplama yöntemi uygulayarak verilere taklalar attırabilen ve itibarı fazlaca zedelenen TÜİK bile asgari ücret tespit komisyonuna aylık asgari geçim maliyetinin 1669 TL olduğunu söylemişti. Ancak siyasi iktidar bunu bile görmezden gelerek yine açlık sınırının altında bir rakam belirledi.

Peki, bu 104 TL direkt olarak asgari ücretle geçinene yansıyacak mı? Muhtemelen evet, nakit olarak bu fark işçilere ödenecek. Ancak AKP/Saray'ın işverenin "yüküne" destek olmak için 2016'da olduğu gibi bu yıl da artışın bir kısmını kamu kaynaklarından, yani işçilerin "öbür cebinden" finanse edeceğini göz önüne alırsak, net iyileştirmenin 80 TL civarında olduğunu söyleyebiliriz.

Bu rakam borç batağına batmış, bir kredi kartını diğeriyle kapatan kitleler için elbette ki hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira yeni vergi ve zamlarla daha da yükselmesi beklenen enflasyon, bu farkı da alıp götürecek. Tabii bir de yıllık 600 TL BES kesintisi var.

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "Öncelikle işveren kardeşlerimizin de çok mutlu olamadığı, işçinin de çok mutlu olamadığı, benim de çok mutlu olamadığım ama neticesinde yarınlarımızın huzurlu, güvenli ve istikrarlı geçebilmesi için sıkıntıları azaltacağımız, büyük başarılara yürüyebileceğimiz bir gayretle olabildiğince ortak bir karar vermeye çalıştık" diyerek emek ve sermaye kesimleri arasında orta yolu buldukları yönünde bir algı yaratmaya çalışıyor.

Oysa ortada olan şey, çubuğun sermaye lehine fazlaca büküldüğü, krizin maliyetinin toplumsal tabana yüklenmeye çalışılmasıdır.

İşverene devlet desteğini çıkardığımızda, işçilere sermaye kesimi tarafından ödenen gerçek tutarın toplam 1.6 milyar TL olduğunu hesaplıyoruz. Geçtiğimiz hafta açıklanan Hazine'nin üreticilere sunduğu kriz kredisi desteğinin büyüklüğü ise tam 250 milyar TL. Bunun yanında "yeter ki üretim olsun" denilerek körüklenen yeni "vergisizlik" oranlarını, afları ve dolaylı diğer destekleri de unutmamak gerek.

Bunlar bilmediğimiz şeyler değil elbette. Ancak başkanlık rejiminin tesisi için toplumsal taban meşruiyetine çölde su gibi ihtiyaç duyulduğu bu dönemde, sözde işçiyi düşünen, popülist bir ücret politikası uygulamak yerine asgari ücrete sadece enflasyon düzeltmesi kadar bir iyileştirme getirilebiliyor olması, ekonomide işlerin gerçekten de hiç iyi gitmediğini gösteriyor.

Asgari ücretteki bu azami sefalet, siyasi iktidarın baskıcı uygulamalara çok daha fazla ihtiyaç duyacağına işaret ediyor. Bu anlamda sadece Kürtler ve sosyalistler değil, hakkını aramaya "yeltenen" sıradan işçiler de büyük bir sınavdan geçebilir. Devletin başta yaklaşan metal grevi olmak üzere, salt emek mücadelelerini bile bir anda "terörist faaliyet" ilan etme ve karşısında millici linç çağrılarına başvurabilme ihtimali düşünüldüğünde, 2017'de emek mücadelesinin antifaşist cepheleşmeyi daha fazla ciddiye alması gerekecek gibi.