ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

İki partili sisteme doğru CHP'nin milliyetçilikle imtihanı - Fuat Uygur

AKP-CHP eksenine oturtulmak istenen iki partili sisteme çomak sokmak her zamankinden daha fazla olanaklı. Kılıçdaroğlu'nun ağzından, "Seni başkan yaptırmayacağız" cümlesini bugüne kadar kimse duydu mu? Hayır. HDP her fırsatta bu cümleyi tekrarlıyor. Çünkü, demokrasinin, demokratik hakların, barış ve özgürlüğün kazanılmasının yolu, başkanlık adı altında faşist rejimin yeniden tahkim edilmesine set çekmekten geçiyor.

Etkin Haber Ajansı / 29 Aralık 2016 Perşembe, 09:53

FUAT UYGUR - Saray'ın has sözcülerinden AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, anayasa paketinde ortaya çıkacak sistemin iki partili olacağını söyledi. Kuzu, bu partilerin AKP ve CHP olacağını da sözlerine ekledi. Aslında benzer açıklamalar özellikle Saray çevresinden yeni dönemde ara ara dile getirilmekte. Yani, yeni bir toplum mühendisliği ile karşı karşıyayız.

Ancak bu sondaj çalışması tek taraflı değil. CHP de iki partili sistemde kendilerine biçilen role çoktan razı. Hatta, altyapı çalışmaları Genel Başkan düzeyinde bir süreden beri devam etmekte.

Bahçeli şahsında MHP Genel Merkezinin AKP tarafından domine edilmesinden sonra, CHP de MHP tabanına göz dikti. Özellikle sahil şeridindeki MHP tabanından gelecek birkaç puanlık MHP oyu için Kılıçdaroğlu takla atıp duruyor. Son olarak Uşak'ta yaptığı konuşmada, "Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarıma şunu söyleyeyim. Siz ne kadar milliyetçiyseniz, biz de o kadar milliyetçiyiz. Siz ne kadar ülkücüyseniz, biz de o kadar ülkücüyüz. Siz ne kadar vatanseverseniz, biz de o kadar vatanseveriz" dedi. Bozkurt işareti yapan Kılıçdaroğlu görüntülerine alışık olduğumuzdan, bu söylemler şaşırtmıyor. Tam tersine, CHP'nin tarihsel misyonu ve siyasi çizgisiyle de gayet uyumlu. Konuşmasının devamında şunları söylüyor:

"Anayasaya hüküm koyuyorlar. Birden fazla ili kapsayan sistem, örgütlenme modeli getirilebilir yani eyalet sistemi gelebilir. Eyalet sistemini kim istiyor. Birisi hapiste, Öcalan istiyor. Öbürü de Saray'da, Erdoğan istiyor. Evet, onun ağzından söylüyorum. Eyalet sistemini savunanlardan biri de Recep Tayyip Erdoğan'dır. Beni utandıran da onun arkasına takılanlardır."

Bahçeli'yi Erdoğan'ın arkasından takılmakla eleştirirken, Öcalan'la aynı kefeye koyma taktiği, tam da eleştirdiği siyasetçilerin yöntemiyle birebir örtüşüyor. Burjuva siyaset aklı aynı mantıkla çalışıyor, bunda bir sorun yok.

CHP'nin bir süreden beri MHP tabanına yönelik yatırımları dikkate alındığında, iki şey net olarak söylenebilir. Birincisi; CHP, klasik devlet refleksini hiçbir şekilde terk etmeyeceğini gösteriyor. Şovenizmden beslenmeye, şovenizmi beslemeye ve buradan güç alarak devlet partisi olduğunu her seferinde yenilemeye devam edeceğini bir kez daha ilan ediyor. İkincisi; CHP, tüm söylem ve iddialarına rağmen, Erdoğan'ın başkanlığına teşne olmuş durumdadır. İki partili sistemde kendine garanti alan açtığını düşünerek, akıntı yönünde kürek çekerek kayığı düz tutmaya çalışmaktadır. Bu durumda parti olarak varlığını sürdürecek ve rejimin bekası için kendini mutlak görmeye devam edecek, diğer taraftan da HDP gibi yükselen toplumsal muhalefet güçlerinin varlığı sönümlendirilecektir. Hesap ve pratik bu yönde işliyor.

Fikirsel ve inançsal nedenlerden dolayı muhalif olan her aklıselim kişi veya grup, CHP'nin bugün durduğu noktadan asla bir toplumsal muhalefetin büyüyemeyeceğini görmek durumundadır. Aslında kendi gerçekliğini gayet iyi bilen CHP, bir toplumsal muhalefet yaratma yerine AKP'nin biçimlendirdiği iki partili modelle varlık koşullarını uzatmayı seçmiştir. "Cumhuriyet rejimi tehlikede, parlamenter sistemden vazgeçmeyeceğiz" söylemi sadece kendi kitlesini ve belli bir kesimi nötralize etmek için kullanılmaktadır. Bu anlamda, CHP, kendisine umut bağlayanlardan daha "realist"tir.
Ama tehlikeli oynuyor. En az AKP kadar tehlikeli.

Kılıçdaroğlu'nun "Siz ne kadar ülkücüyseniz, biz de o kadar ülkücüyüz" söylemi sadece MHP tabanına göz kırpma eylemi değildir. Dahası var.

AKP'nin toplumu sürüklediği kutuplaşmada CHP de pozisyon almaktadır. Ve bu pozisyon, şovenizmden beslenen, Kürt halk gerçekliğini inkâra dayanan bir zemindir. CHP, tarihsel varlık hakkını, halkların düşmanlığını kendine kalkan yaparak sürdürme arayışı içerisindedir. Tıpkı AKP gibi, tıpkı MHP gibi. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından savaş tezkeresine, Musul'dan El Bab'a kadar her kritik eşikte hükümetle aynı kulvarda yer almaları, kırılma anlarında nerede duracaklarının da işaretidir. Kürt halkına karşı düşmanlık, bunun birinci adımıdır.

Peki, AKP'nin başta Irak ve Suriye politikalarında açığa çıkan mezhepçi duruşlarında CHP ne yaptı? Hiçbir şey. Her seferinde Türk askerinin sınır ötesi varlığını savundu. El Bab'da DAİŞ tarafından Türk askerleri öldürüldüğünde, "Türkiye kendi geleceğini güvence altına almak açısından böyle bir operasyon başlatmışsa, belli acılara katlanmak gerekiyor" diyecek kadar AKP'nin sırtını sıvazlayan bir Kılıçdaroğlu CHP'sinden bahsediyoruz. Musul operasyonuna katılmak için bütün dünyaya yalvaran Erdoğan'ın mezhepçi açıklamalarının tamamını yuttu. Bu anlamda, CHP'nin önemli bir tabanını oluşturan Aleviler açısından değil demokratik talepler, yaşam güvencesinden bile bahsetmemiz abesle iştigal gibi görünüyor. Dış politikada AKP'yi sonuna kadar destekleyen CHP, içeride bu noktada gelişen pratiklere müdahale etme konusunda çok da istekli görünmüyor. -En azından İstanbul başta gelmek üzere, Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları emekçi semtlerine yönelik polis baskıları karşısındaki tutumu, güncel veri olarak kayda alınmalıdır.-

Sosyal demokrasinin kötü bir kopyası bile olmayan CHP ile faşizmin bugünkü doğrudan uygulayıcısı AKP arasında Türkiye'de en önemli toplumsal iki dinamik olan Kürt hareketi ve Alevi halkının demokratik taleplerine bakışta özsel olarak bir fark yoktur. Kılıçdaroğlu'nun söylemleri dönemsel değil, devletsel bir refleksin cisimleşmiş halidir. Bu durumda, Kürt hareketi ve demokratik Alevi hareketinin kendi kanallarını büyütmeleri, kendilerini yok sayan zihniyete karşı mücadele dinamiklerini diri tutmaları tam da bugünün sorunudur.

AKP-CHP eksenine oturtulmak istenen iki partili sisteme çomak sokmak her zamankinden daha fazla olanaklı. Kılıçdaroğlu'nun ağzından, "Seni başkan yaptırmayacağız" cümlesini bugüne kadar kimse duydu mu? Hayır. HDP her fırsatta bu cümleyi tekrarlıyor. Çünkü, demokrasinin, demokratik hakların, barış ve özgürlüğün kazanılmasının yolu, başkanlık adı altında faşist rejimin yeniden tahkim edilmesine set çekmekten geçiyor.