ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Kürtaj yasaklanırsa...

Yıl 1952. ABD'de kürtaj yasak. Ancak Claire bu bebeği doğuramaz. Yasadışı yollarla yaptırdığı kürtaj sonucu, kan gölü içerisinde son nefesini verir. Yıl 1974. Kürtaj henüz yasallaştı. Ancak toplumda öyle bir algı var ki, Barbara kürtaj olamaz. 5'nci çocuğu için hayallerinden vazgeçer. Yıl 1996. Üniversite öğrencisi Chris, zor da olsa kürtaja karar verir. Onu kürtaj eden doktor, ameliyat masasında bir kürtaj karşıtının silahlı saldırısına uğrar. Bu kez Chris'e zarar gelmemiştir ama doktorunun kan gölü içerisinde kalır.

Etkin Haber Ajansı / 09 Haziran 2012 Cumartesi, 15:37

İSTANBUL (Derya Okatan)- AKP Hükümetinin, "cinayet" diyerek kürtajı yasaklama tartışmaları, "Duvarların Dili Olsa (If These Walls Could Talk)" filmini hatırlatıyor. 1996 yapımı film, kürtajın yasak olduğu dönemden, yasallaşsa da toplumsal baskıların olduğu dönemlere kadar kadınların yaşadığı sorunları anlatıyor.

3 ayrı kadının, farklı zamanlarda aynı evde geçen hikayeleri, kürtaj yasaklandığı durumda nasıl acılar yaşanabileceğini çarpıcı bir biçimde gösteriyor.

Cher ve Nancy Savoca'nın yönetmenliğini yaptığı film, 3 ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölümü, ABD'de kürtajın yasak olduğu 1952 yılında geçiyor. Claire (Demi Moore), orduda olan eşini 6 ay önce kaybetmiştir. Hemşire olan Claire, yaşamak istemediği ve "hata" olarak gördüğü bir ilişki sonucu hamile kalmıştır. Bu nedenle bu bebeği doğuramaz.

Yasadışı olarak kürtaj yapanlar olduğunu bilen Claire, arayış içerisine girer ama sonuç alamaz. Böyle kişiler bulmak hem zor, hem de çok pahalıdır. Claire, ayrıca, yardım istediği kişiler tarafından "insan kendini böyle bir duruma düşürmeden önce düşünmeli" gibi söylemlerle ayıplanır.

Korku, çaresizlik ve istemediği bebekten kurtulma çabası Claire'i, hayatını tehlikeye sokacak arayışlara iter. Bir gün eline bir şiş alarak banyoya girer ve kendi kendini kürtaj etmeye çalışır. Acılar içerisinde yere yığılan genç kadın, başaramamıştır. O sırada eve gelen eşinin kız kardeşine yardım umuduyla durumu anlatır. Aldığı yanıt ise aşağılanma ve yalnız bırakılma olur.

Claire, son olarak yasadışı şekilde kürtaj yapan bir kişi bulur. Adam bir akşam evine gelir. Dezenfekte edilmemiş aletler Claire'yi korkutsa da başka şansı kalmamıştır. Adam işini bitirir bitirmez evden çıkar. Mutfak masasının üzerinde yatarken "iyi miyim" sorusu yanıtsız kalır. Sahne, Claire'in kan gölü içerisinde hastaneyi aramaya çalışırken yaşamını yitirmesiyle son bulur.

KÜRTAJ YASAK AMA TOPLUM BU FİKRE ALIŞKIN DEĞİL

Claire'in kürtaj yasak olduğu için hayatını kaybetmesinin üzerinden 22 yıl geçer. 1974'de ABD'de kürtaj hakkı yasalarla henüz tanınmıştır. 22 yıl önce Claire'in yaşadığı evde bu kez 4 çocuğu olan 45'in üzerinde Barbara (Sissy Spacek) yaşar. 4 çocuk, ev işleri ve çocuklar büyüyünce başladığı okul ile uğraşırken, hamile olduğunu öğrenen Barbara, bu bebeği istemez. Yeni bir bebeğin hem maddi külfeti olacaktır, hem de kendi hayatına ilişkin hayalleri vardır. Kürtaj yasal olsa da toplum bu fikre henüz alışmamıştır. Barbara'nın eşinin, istenmeyen bu gebelik için doğurmaktan başka alternatif düşünememesi, kürtajın aklına dahi gelmemesi bunun en iyi göstergesidir.

Barbara'nın vicdanı kürtajı kabullenmez ve bebeği doğurmaya karar verir. Böylece, ilk kızının doğumu ile birlikte ertelediği okulunu, bir kez daha ertelemek zorunda kalır.

AHLAKİ DEĞERLER KÜRTAJ KARARINI ETKİLİYOR

Yıl 1996'ya geldiğinde, Claire ve Barbara'nın yaşadığı evde bu kez Christine adında bir üniversite öğrencisi yaşıyordur. Chris, evli olan hocası ile birlikte olmuş ve hamile kalmıştır. Profesör Jim, bu bebeği istemez. Chris'e para vererek, "görüşürüz" der ve uzaklaşır. Chris de bu bebeği doğuramaz çünkü ailesi katı İrlandalı Katolik'tir.

Kürtaj artık toplumda daha kabullenilir hale gelmiştir. Ancak bunun bir cinayet olduğunu düşünenler hala çok fazladır. Chris'e bu zor günlerinde en yakın arkadaşı dahi "Kürtaj yaptırırsan yalnız kalırsın" diyerek sırtını döner.

Kürtaj olmaya kesin karar veren Chris, bir kliniğe gider. Kliniğin önünde kucaklarında çocuklarıyla bekleyen kadınlar, onu vazgeçirmeye çalışır. Chris, bir güvenlik görevlisinin eskortluğunda, saldırılara karşı yüksek güvenlikli olan kliniğe girer. Burada psikolog ile konuşan Chris'in "Bu haksızlık. Hiç adil gelmiyor. O hayatına devam ediyor ve ben bu kararı vermek zorundayım" sözleri, toplumda kabul edilmeyen ilişkiler sonucu meydana gelen hamilelikten, yine toplumun baskısı nedeniyle kurtulmanın zorluğunu çarpıcı biçimde gösterir. Toplumun ahlaki değerleri, Chris'in "hatası"nın bedelini ağır bir şekilde ödemesine neden olur. O gün kürtajı yaptıramayan Chris, birkaç gün sonra yeniden kliniğe gelir. Kliniğin önünde, kürtaj karşıtı bir gösteri vardır ve insanlar "burası bir cinayet yuvası" diye bağırır. İçeri girmeye çalışan kadınları engellemek isterler.

Chris, yine eskortlar eşliğinde kliniğe girer. Kürtaj için artık hazırdır. İşlem başlamadan önce, doktoruna bu kadar tepkiye rağmen neden bu işi yaptığını sorar. Doktor, kürtajın yasak olduğu dönemlerde kadınların nasıl sıkıntılar yaşadığını bildiğini ve bir kadına yardım ettiği için aldığı yanıtı anlatır. Kürtaj işlemi tamamlanmıştır. İçeri birden bir adam gelir ve "katil" diyerek doktora ateş eder. Doktor, kanlar içerisinde yere yığılır. Film, Claire'de olduğu gibi, doktorun yanında kan gölü içerisinde kalan Chris'in çığlığı ile biter.

60 YIL ÖNCESİNE DÖNÜŞ MÜ?

Başbakan Erdoğan ve AKP Hükümeti, şimdi Türkiye'yi 60 yıl öncesinin Amerikası'na döndürmek isterken, işte kürtaj yasaklandığında oluşacak tablo: Yasadışı yollarla kürtaj yaptıran ve ölen, hayallerinden vazgeçen, yalnızlaşan, dışlanan, ayıplanan kadınlar.