ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

FHDD Filistinli mülteciler raporunu açıkladı

Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarını gezen FHDD heyetinden Arzu Torun, "Savaşı anlamak için bombaların düştüğü yeri görmek gerekir" dedi. Oradaki insanların kendilerine umutla baktığını ve bir misyon biçtiğini söyleyen Torun, "Oraya daha fazla insan gitmeli. Duvarlar arasına sıkışmış çığlığı o duvarların dışına taşırabilmeliyiz" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 06 Mayıs 2012 Pazar, 17:42

İSTANBUL- Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği, 25-29 Nisan günlerinde ziyarette bulundukları Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarına ilişkin gözlem ve değerlendirme raporunu, bugün dernek binasında düzenlediği basın toplantısında açıkladı.

MÜLTECİ SORUNU NAKBA İLE BAŞLIYOR

Raporu okuyan FHDD Başkanı Selim Sezer, Filistinli mülteciler sorununun kökeninin, 14 Mayıs 1948'de Filistin'in yüzde 55'ini kapsayan toprakların üzerinde "İsrail Devleti" kurulması ve hemen sonrasında Filistinlilerin "Nakba" (Felaket) olarak adlandırdıkları tehcir sürecinin başlamasına dayandığını söyledi.

FİLİSTİNLİLERİN YARIDAN FAZLASI TOPRAKLARINDA YAŞAYAMIYOR

Bugün başta Suriye, Ürdün ve Lübnan olmak üzere bölge geneline yayılan Filistinli mültecilerin sayısının 5 milyon civarında olduğu bilgisini veren Sezer, bu rakamın toplam Filistinli nüfusunun yarısından fazla olduğuna dikkat çekti. Sezer, BM'nin 1948'de kabul ettiği bir karar ile yaşadığı bölgeleri terk eden Filistinlilere mülteci statüsü ve geri dönüş hakkının tanındığını hatırlattı.

FHDD Başkanı Sezer, Ürdün'deki mültecilerin bir kısmının vatandaşlığı olduğunu, Suriye'deki mültecilerin seçme ve seçilme hakkı dışındaki hemen tüm sivil haklara sahip olduğunu, Lübnan'daki mültecilerin ise temel haklardan yoksun olduklarını ve çok zor koşullarda yaşadıklarını söyledi.

Sezer, FHDD heyetinin, Beyrut'ta Mar Elias, Şatila ve Burj al Barajnah kamplarında gözlemlerde bulunduğunu anlattı.

FHDD'nin raporuna göre, Lübnan'da 12 ayrı kampa dağılmış toplam 300-400 bin arası Filistinli mülteci bulunuyor. Filistinlilerin ticaret yapamaması nedeniyle yaşam koşulları çok ağır. Yüzde 60'ı kamplarda yaşıyor. Kamp dışında çalışanlar enformel işlerde ve genellikle gayrikanuni şekilde çalıştıklarından yoğun emek sömürüne tabi tutuluyor.

BM YARDIMLARI AZALDI

Rapora göre, Mülteci kamplarında yaşamın sürdürülmesinde Birleşmiş Milletler Çalışma Ajansı (UNRWA) kısmen sorumluluk üstleniyor ancak UNRWA, sağlık hizmetlerinin sadece yüzde 40'ını karşılıyor. Bu nedenle ciddi sağlık sorunları yaşanıyor. Bazı mülteciler yeterli sağlık hizmeti alamamaları nedeniyle hayatını kaybediyor.

Çocukların eğitim giderlerinin yalnızca yüzde 10'u UNRWA tarafından karşılanıyor. BM'nin yardımlarında ciddi azalmalar yaşanırken, UNRWA'nın yolsuzluğa bulaştığı ve gönderilen yardımların bir kısmının yok edildiği iddiaları gündemde.

MÜLK EDİNEMİYORLAR

Lübnan'da yaşayan yabancıların mülk edinmesi ve miras alması serbestken, Filistinli mülteciler bu haklarda yoksun. 67 işgali ve 1970'teki Kara Eylül olayı sonrasında gelenlerin evlenmesi bile mümkün değil.

Filistinli çocuklar eğitim alsa dahi doktorluk, öğretmenlik gibi işler yapamıyor. İlkokul yaşında olduğu halde çalışmak zorunda olan çocuklar var.

ALTYAPI YETERSİZ

Kampların içinde bir tür belediye işlevi gören halk komiteleri bulunuyor. Bu komiteler, özellikle altyapı çalışmalarıyla ilgileniyor. Ancak tüm kamplarda çok ciddi altyapı eksiklikleri bulunuyor. Su ve elektrik şebekesi yok. Artezyen kuyularından temin edilen içme suları sağlıksız. Elektrik sistemi, sokaklardaki elektrik kabloları üzerinden sağlanıyor. Altyapı şebekesine bağlanamamış olan elektrik ve su sistemlerinin birbiriyle teması nedeniyle sadece Burj al Barajnah kampında son 5 yıl içinde 26 kişi hayatını kaybetti. Pek çok bina yıkılmaya yüz tutmuş durumda.

YOKSULLUK ORANI YÜZDE 76

Lübnan'daki mülteci Filistinlilerin arasındaki işsizlik oranı yüzde 59, yoksulluk oranı yüzde 76. Mülteciler, zaman zaman hastaneye gidebilmek için dileniyor.

FİLİSTİNLİ MÜLTECİLER ÜÇGENE SIKIŞTIRILMIŞ

FHDD Başkanı Selim Sezer, bu tablonun birinci sorumlusunun Siyonist İsrail rejimi olduğunu belirtirken, Siyonist rejimin, mültecilerin geri dönüş hakkını tanımadığı gibi bu kampları doğrudan hedef alan saldırılar düzenlediğini söyledi ve 1982 yılındaki Sabra-Şatila katliamını anımsattı. İkinci sorumlu olarak Lübnan devletini gösteren Sezer, "Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamaların on yıllardır bilinçli ve sistematik bir şekilde uygulandığı aşikârdır" dedi. Sezer, UNRWA'nın da sorumluluklarını yerine getirmediğini kaydetti.

Sezer, "Bu koşullarda yüz binlerce Filistinli, deyim yerindeyse bir üçgenin içine sıkıştırılmış bir şekilde yaşam mücadelesi vermektedir. Bazı yerel örgütlerin girişimleriyle yaşam koşullarında kısmi iyileştirmeler yönünde mücadele verilse de temel ve değişmeyecek talep, anayurt topraklarına geri dönüştür" dedi. Sezer, Filistinlilerin, BM'nin yardımları azaltmaktaki amacının geri dönüş hakkından vazgeçerek Lübnan vatandaşlığı için çabalamaya itmek olduğunu düşündüğünü de aktardı ve ekledi: "Ancak görüştüğümüz kişilerin tümü, verilse bile Lübnan vatandaşlığı almayacaklarını kesin bir dille söylemektedirler."

BEYRUT'TAKİ ÖRGÜTLERLE GÖRÜŞMELER

Beyrut'ta Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Lübnan Komünist Partisi, İslami Cihad ve Hizbullah gibi örgütlerle de görüşmeler yaptıklarını belirten Sezer, "Görüşülen hareketlerin tümü, 1948 sınırlarında tek bir Filistin devletinin savunulması ve tüm mültecilerin geri dönüş hakkından hiçbir şekilde taviz verilmemesi konusunda ortaklaşmaktadır" dedi.

Görüşmelerde Suriye krizinin de gündeme geldiğini aktaran Sezer, dört siyasi oluşumun, Suriye'de acil ve kapsamlı bir reform sürecine ihtiyaç olduğu, ABD, Fransa, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen Suriye Ulusal Meclisi'nin Suriye halkını temsil etmediği görüşünde olduğunu aktardı.

FİLİSTİN'E GİDEN DENİZLERİ ANDI

Selim Sezer, bugünün Deniz Gezmişlerin idam edilişinin 40. yılı olduğunu da hatırlatarak, Filistin ulusal mücadelesine aktif destek veren, Filistin kamplarında kalan Deniz Gezmiş'in anısı önünde eğildiğini ifade etti.

Basın toplantısında diğer heyet üyeleri de gözlemlerini aktardı. İslam Özkan, Filistinli mültecilerin hakları için mücadelenin yetersiz olduğunu belirterek, bazı sivil toplum kuruluşlarının girişimleri ile bazı iyileştirmeler olabildiğini söyledi. Özkan, adli bir olay nedeniyle bir Filistinliyi gözaltına almak isteyen Lübnan devletinin, kampı günlerce onlarca kişilik ordu ile kuşattığını, STÖ'lerin devreye girmesiyle sorunun çözüldüğünü söyledi.

Filistinli mülteciler ile Lübnanlıların kaldıkları yerler için "mağara ve lüks otel arasındaki fark gibi" benzetmesi yapan Özkan, Filistinli mültecilerin tam bir dram yaşadığını, dünyanın en sefil yaşamına mahkum edildiklerini söyledi.

FİLİSTİNLİLER HASTANE KAPILARINDA ÖLÜYOR

Musa Kılıç da hastane kapılarında ölen çok sayıda Filistinli olduğunu söyledi. Ağır koşullarına rağmen Filistinlilerin yaşama umutla baktığını ifade eden Kılıç, 5 yaşındaki çocukların hazırladığı bir albüm gördüklerini, o koşullara rağmen Filistinli çocukların ortaya koyduğu yaratıcılığı gördüklerini anlattı.

'ÇOCUKLARIN SAVAŞMAKTAN BAŞKA ŞANSI YOK'

Arzu Torun ise Şatila mülteci kampında büyük bir araziden bahsetti. Torun, çöplüğü andıran arazide dolaşırken, burasının toplu mezar olduğunu öğrendiklerini anlattı. Torun, Filistinlilerin ölülerine bile değer verilmediğini söyledi.

Filistinli çocukların savaşçı olmaktan başka şansı olmadığını dile getiren Torun, Filistinliler tıp okusa bile doktorluk yapamadığını, araba tamirciliği yapan doktorlar olduğunu anlattı.

"Savaşı anlamak için bombaların düştüğü yeri görmek gerekir" diyen Arzu Torun, oradaki insanların kendilerine umutla baktığını, bir misyon biçtiğini söyledi. "Bu onlar için çok önemli. Oraya daha fazla insan gitmeli. Duvarlar arasına sıkışmış çığlığı o duvarların dışına taşırabilmeliyiz" dedi.