ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

'Acımız ilk günkü kadar taze'

OSTİM ve İvedik Organize Sanayi bölgesinde geçen yıl yaşanan patlamalarda kızları Dilek Gürel'i yitiren Gürel ailesi, yüreklerindeki yangını söndüremedi. Sorumluların yargılanmasını isteyen aile, benzer olayların yaşanmaması için artık ders alınması gerektiğini söylüyor.

Etkin Haber Ajansı / 01 Şubat 2012 Çarşamba, 14:29

ANKARA (İsminaz Ergün)- Ankara OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgeleri'nde meydana gelen ve 20 kişinin yaşamını yitirdiği patlamaların üzerinden bir yıl geçti.

Bölgede meydana gelen ikinci patlamada METSAN Otomotiv Fabrikası'nda Makine Mühendisi olarak çalışan Dilek Gürel yaşamını yitirdi. Daha önce yan tarafta bulunan ve kaçak mazot üretimi ve satışı yapan fabrikanın bir felakete yol açacağı endişesi ile şikayette bulunan Gürel, kendi çalıştığı fabrikada oksijen tüplerinin kaçak doldurulması nedeniyle yaşanan patlamada yaşamını yitirdi.

Yakınlarını kaybeden aileler, tıpkı Davutpaşalı işçilerin aileleri gibi, gerçek suçluların yargılanması, yeni canların yanmaması için mücadele ediyor.

Bir yıldır, “Sesine, kokusuna hasretiz. Hala acımız ilk günkü kadar taze” diyen Gürel ailesi, kızları ve diğer işçilerin ölümüne neden olan sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

'BİR YILDIR DİLEK GEL DİYE BAĞIRIYORUM'

Dilek Gürel'in gidişiyle yüreği en çok yanan kişi annesi Navruz Gürel. Kızının resimleriyle evin her yerini donatan anne Gürel, bir yıldır bu resimlere bakarak hasret gidermeye çalışıyor. “Gözlüğüne bakıyorum, Dilek'imin kokusu gelir diye halen mantosunu kokluyorum” diyen anne Gürel, “Bir yıldır Dilek gel artık diye bağırıyorum. Dilek niye beni aramıyorsun diyorum, sesini duyamıyorum. İşyerindeyken beni arar 'anne hadi hazırlan, seni gezmeye götürmeye geliyorum' derdi. Bir yıldır telefon etmiyor, sesini duymuyorum” diyor.

“Çocukluğundan beri sorumluluklarını bilirdi. Ne babası ne ben, hiçbir zaman kızım dersini çalış demezdik. Kendisi çalışır ve hep taktir, teşekkür getirirdi” diyen anne Gürel, kızının mühendis değil de doktor olmasını istediğini söylüyor. “Kızım ben doktorları çok seviyorum, beyaz önlüğünü giyinir insanları iyileştirirsin” derdim, “Anne ben mühendis olmak istiyorum” derdi. İstediği mesleği yapıyordu, hem de çok severek yapıyordu” diyerek anlatıyor kızını anne Gürel.

Bugüne kadar kızı Dilek'in kendilerini hiç üzmediğini söyleyen anne Gürel, “Ama şimdi bizim içimizi yaktı” diyerek, yaşadığı büyük acıyı sözlerine dökmeye çalışıyor.

'EVLENİRSE DAYANAMAM DİYE DÜŞÜNÜYORDUM'

Geçen günlerin acılarını hafifletmediğini tersine ağırlaştırdığını söyleyen Navruz Gürel, “Hep, Dilek'im evlenirse dayanamam derdim. Şimdi yok. Nasıl dayanıyorum, nasıl dayanacağım bilmiyorum. Keşke şimdi yaşasaydı da dış devlete gitseydi, sadece sesini duysaydım. Ya da hiç sesini duymasaydım, konuşmasaydım, başkalarından haberini alsaydım da hayatta olsaydı” diye konuşuyor.

Kızını kendisinden ayıranların cezalandırılmasını isteyen, “Benim yüreğimi yaktılar, kendileri de yansın” diyen anne Güler, “Yetkililer, bunlara müsaade etmeseydi analar ağlamazdı, gelinler eşsiz, çocuklar babasız kalmazdı. Hakimlerden, savcılardan bunlara ağır cezalar vermesini istiyorum. Birileri cezasını çeksin ki daha çok insan ölmesin” diyor.

'İNSAN HAYATININ NE KADAR UCUZ OLDUĞUNU GÖRDÜK'

Dilek Gürel'in ağabeyi Nihat Gürel ise, “Yaşadığımız olay Türkiye'de insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu gösterdi. Zaten biliyorduk bunu ama insanın kendisinin yaşaması daha başka oluyor” diyor. Kardeşini yitirdiği olaydan sonra Afşin-Elbistan Termik Santrali'ne kömür taşınan madende meydana gelen göçükte işçilerin öldüğünü hatırlatan Nihat Gürel, “Bunlar aslında yaşanmaması gereken ama Türkiye'de artık ne kadar olağanlaştığının göstergesi. Türkiye'de her şey kağıt üzerinde yaşanıyor. Bakın Tuzla'da her gün bir işçi ölüyor. Yıllardır bu böyle, önlem alınmadığı için de böyle devam ediyor. Türkiye'de çalışmakta zor, çalışırken haklarını korumakta zor ” diyor.

Bir yıldır her akşam bir kişi eve eksik geldiklerini söyleyen ağabey Gürel, “37 yıl birlikte yaşadık. Her gün telefon elimde, ismini görüyoruz. Acımız her gün tazeleniyor” diye konuştu.

OSTİM'deki patlamanın ardından yetkililerin “her hafta denetim yapıyoruz” şeklinde açıklama yaptığını hatırlatan Gürel, insanların ölmesinin ardından yapılan denetimin anlamsız olduğunu, süreklileştirilmediği içinde, yeni olayların önüne geçilemediğine dikkat çekiyor.

'ASIL SORUMLU RESMİ KURUMLAR'

Tutuklu sanıklar olduğu için açtıkları davanın hızla ilerlediğini kaydeden Nihat Güler, bugüne kadar yaşanan önemli bir şeye dikkat çekiyor: “Evet şimdi hızlı ilerliyor ama önümüzdeki süreçte bu işte asıl sorumluluğu olan resmi kurumların yargılanmasını talep edeceğiz. Şimdi ihmallerinin araştırılması için bir rapor hazırlanmasını istedik. İşte o süreçte engellerin yaşanacağından kaygılıyız. Davutpaşa davasında yaşanan süreç bunun çok açık örneği. Ben nasıl bir vatandaş olarak yaptığım suçun cezasını ödüyorsun, onlarda ihmallerinin cezasını ödemeli ki sonradan gelenler bundan ders alsın.”

'ONLARI BİZDEN AYIRANLAR YARGILANSIN'

Patlamanın ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, “Mağdur ailelere konut vereceğiz” sözlerini hatırlatan ve bir çok yetkilinin buna benzer açıklamalar yaptığını söyleyen Nihat Gürel, bu açıklamalarla insanların tepkilerinin dindirilmek istendiğini söylüyor. Gürel, ailelere Ankara'nın dışında bir resmi kurum tarafından eskiden lojman olarak kullanılan ancak çok kötü olduğu için şimdi kullanılmayan konutların 25 bin TL karşılığı verilmek istendiğini söyledi. Gürel, “Mal, para yakınlarımızı geri getirmez. Biz onları bizden ayıranların yargılanmasını istiyoruz” diyor.

'TÜPLER DENETLENSEYDİ PATLAMA OLMAYACAKTI'

Yetkili kurumların denetimsizliği yüzünden patlamanın yaşandığını kaydeden Gürel, şunları söylüyor: “Bir adam arabasıyla hızla bir viraja giriyor ve polis onu gördüğü halde durdurmuyor, araba devriliyor. Şimdi polis bu arabayı durdursaydı, araba devrilmezdi değil mi? Bu olayda bunun gibi. Mahkemeye sunulan raporda denetim yapılsaydı daha kazanın kaçınılmaz olduğu söylenmiş. Sorumluluk tüplere atılıyor. Tüpleri kimin denetlemesi, o işyerini kimin denetlemesi gerekiyordu? Tüpler denetlenmiş olsaydı, kullanılmayacak ve patlamayacaktı değil mi? Bu kadar basit. Organize sanayi bölgelerinin durumu zaten içler acısı. Ateş ile barut fabrikaları adeta yan yana çalışıyor. Güvenlik önlemleri yok, işyerlerinde acil çıkış kapıları yok. Önce mantık değişmeli.”

Sorumluların yargılanması için hukuki mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceklerini kaydeden ağabey Nihat Gürel, insanların davalarına sahip çıkmasının önemine işaret ediyor: “Bunu yaşayan insanlar davalarına sahip çıkarsa, belki birilerine ders veririz, yeni insanlar ölmez, yeni yaşamlar sönmez.”

'AYNI GÜN DOĞDUK...'

Dilek Gürel'in kız kardeşi Demet Gürel, sohbetimizin başından sonuna yanımızdaydı. Konuşmalara sadece eşlik etti. Çünkü, o sadece ablasını değil, aynı zamanda arkadaşını kaybetmiş. Ablası Dilek ile doğum günleri aynı gün, her yıl birlikte kutluyorlarmış. Konuşmakta zorlanan Demet Gürel sadece, “Bu yıl doğum günümü kutlamadık, bir daha kutlamayamayacağız” diyor.