ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Vardık varız var olacağız

2011 yılına girerken Arap coğrafyasında başlayan isyan ve yaşanan ekonomik krizle dünyanın değişik ülkelerinde görülen direnişler yıla damgasını vurdu. Kadınlar bu direnişlerde hak mücadelesi verirken Türkiye'de şiddete karşı mücadele öne çıktı.

Etkin Haber Ajansı / 27 Aralık 2011 Salı, 11:09

İSTANBUL (Semiha Şahin)- Emperyalizmin, siyasi, ekonomik ve ideolojik saldırganlığı, dünya ezilen ve sömürülen halklarını yıkıma uğratıyor. Dünyanın değişik yerlerinde süren emperyalist küresel sermayenin paylaşım savaşları, milyonlarca insanı yok oluşa sürüklerken, bu saldırganlıkta kadınlar, çok değişik biçim altında şiddete maruz kalıyor. 2008'de ABD'de baş gösteren ve 2011 yılında da küresel sermayenin merkezi ülkelerine yayılan kriz, işçi ve emekçilerin mücadeleleri sonucu kazanılmış haklarını ellerinden alırken, sosyal güvencelerin kısıntıya uğratılması, sermayenin daha ucuz işgücüyle azami kar elde etme istemiyle üretimin geri veya gelişmekte olan kapitalist ülkelere kaydırılması gibi nedenler, krizin yükünü işçi ve emekçilerin sırtına yükledi. Bu ekonomik nedenlerin sonucunda kadınlara düşen pay, erkek egemen sistemin tüm şiddet biçimiyle karşı karşıya kalmak oldu.

Zorla evlendirme (çocuk gelinler), kadın sünneti, namus cinayetleri, kadının fiziksel bütünlüğüne yönelik saldırılar, eğitime erişim hakkının engellenmesi, çalışma hayatında ayrımcılık veya siyasi hayattan uzaklaştırılma ya da kabul edilmeme dünya genelinde kadınların maruz kaldığı saldırılar arasında. Savaş ve doğa yıkımı sonucu yaşanan göçler, devasa bir pazar haline gelmiş kadın bedeni ticareti kadınların yaşamlarını daha da çekilmez hale getirdi.

Yaşadığımız coğrafyada da 2011 yılında kadınlar bu sorunlarla yoğun biçimde karşı karşıya kaldı. Kürt halkının özgürlük mücadelesinde, devleti inkar ve imha siyasetini sürdürmesi, Kürt kadınları başta olmak üzere, coğrafyamızdaki tüm kadınları şiddet ve yoksulluk olarak etkiledi. Savaş; militarizm, ırkçılık ve milliyetçiliği büyütürken, erkek cinsinin şiddeti de bunlarla paralel saldırganlığını arttırdı. Yoksulluk ve ekonomik yıkım yine kadınların omuzlarına yüklendi. Savaş ekonomisine göre oluşturulan bütçede, kadınların şiddet sarmalından çıkabilmesinin maddi koşulları yok sayıldı. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, hükümetin birçok yetkilisi, kadınlara annelik rolünü uygun gördü. Yasalarda sosyal güvence sağlanacak söylemi, kadının geleceği, kocaya veya babaya havale edildi. Aile kurumunu kutsallaştırma devam ederken, kadına yönelik şiddetin, kadınların en yakınları tarafından gerçekleştirildiği gerçeği görmezden gelindi.

KADINLARIN YAŞAM HAKKI TEHDİT ALTINDA

Erkek egemen kapitalist sistemin bir sonucu olarak, kadına yönelik şiddet, kadınların en önemli sorunu olarak gündemini korudu. AKP'nin hükümete geldiği 2002 yılından itibaren artan kadın cinayetleri, daha çok kendisinden ayrılmak isteyen veya ayrılmış olunan kocalar ve eski eşler tarafından gerçekleştirildi. Kadınlar, boşanma başta olmak üzere, pek çok değişik nedenle erkek şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Kadın örgütlerinden ESP/Sosyalist Kadın Meclisleri'nin basına yansıyan haberlerden derlediği verilere göre, 2011 yılında 213 kadın cinayeti, 95 kasti yaralama, 48 intihar ve 28 şüpheli ölüm yaşandı. İHD İstanbul Şubesi'nin 2011 yılının ilk 8 ayını kapsayan "kadına yönelik şiddet" raporuna göre ise meydana gelen 82 tecavüz vakası mahkemelere intikal etti. Rapora göre katil zanlılarının yüzde 25'i 18 yaşından küçük. Her 100 kadından 16'sı cinsel şiddete uğradı. Fiziksel ve cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde 88'i, korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu gibi gerekçeler nedeniyle, ne yakın çevresine ne sivil toplum örgütüne ne de devlet kuruluşlarından birine başvurdu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek egemen sistemin tüm yapısı, kadına yönelik şiddeti büyütüyor. Bu konuda yargı, erkekleri koruyan kararlarıyla 2011 yılına damgasını vurdu. AKP Hükümetinin bu soruna ilişkin program ve çözüm projelerinin temeli ise kadını değil 'kutsal aile'yi koruma üzerine kurulu.

ERKEK ŞİDDET UYGULUYOR, DEVLET ERKEĞİ KORUYOR

HYSK'nın Eylül ayında Ankara'da düzenlediği "Yargının hızlandırılması ve sorunların tespit edilmesi" amacıyla yapılan toplantıda "Yargıda Durum Analizi" adlı raporu, yargı sistemindeki erkek bakış açısını çok net ortaya koydu. Raporda, yargının iş yükünün azaltılmasıyla ilgili "Adli Tıp'tan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için 'beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı' araştırması yerine sadece 'beden sağlığının bozulup bozulmadığı' araştırılmalı. 15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesindeki uygulama yeniden hayata geçirilmeli" gibi önerilerde bulunuldu.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin, N.Ç. davasında verdiği, "rızası olduğu" kararı, kadınların yoğun tepkisine neden oldu. 2002 yılında, N.Ç. daha 13 yaşındayken Mardin'de aralarında kamu görevlileri, asker, memur, esnafların da bulunduğu onlarca erkeğin saldırısına maruz kalmıştı.

Türk yargısının ceza indirimleri, değişik nedenlere dayandırılarak uygulanmaya devam ediyor. Töre, kadınlık görevlerinin yapılmaması, aile düzenini bozmak gibi nedenler bu indirimlere gerekçe yapıldı. Çarpıcı son örnek Trabzon'dan geldi. Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Çocuk Esirgeme Yurdu'nda kalan iki çocuğun cinsel istismara uğraması sonucu açılan davada, çocuklarından birinin ruh sağlığı bozulmadığı iddiasıyla, faile ceza indiriminde bulundu.

Yasalarda var olan tehdit altındaki kadınların korunmasına ilişkin düzenlemeler olsa da uygulamada korunma hayat bulmuyor. Kadınların ilk aşamada başvurdukları karakollar, kadınlara şiddet uygulayan bir başka devlet kurumu oldu. Çorlu'da bir kadın kocasını şikayete gittiği karakol polisi tarafından tacize uğradı. İzmir Karabağlar Karakolu'na bağlı polisler Fevziye Cengiz'i kimliği olmadığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Cengiz'in, karakolda elleri kelepçeli olarak polislerin işkencesine uğradığı görüntüler, aylar sonra ortaya çıktı. Cezgiz'i darp eden polislere 3,5 yıl ceza istemiyle dava açılırken, Cengiz'e 6,5 yıl hapis isteminde bulunuldu. İşkence görüntüleri basına yansıdıktan sonra polisler görevinden alındı. İzmir Emniyeti, işkenceyi savunurken, Cengiz'in konsramatrist olduğunu söyleyerek, başka bir skandala imza attı.

AKP HÜKÜMETİ KADINLARI BAKANLIKTAN SİLDİ

AKP Hükümeti, seçime az bir zaman kala, yangından mal kaçırırcasına Meclisten geçirdiği Kanun Hükmünde Kararname ile Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığı kapatıp yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını kurdu. Böylece "kadın" kelimesi geçen tek bakanlık AKP'nin hışmından kurtulamadı. Kadın Statüsü ile Aile ve Toplum Hizmetleri de genel müdürlük düzeyinde oluşturulan bu bakanlığa bağlandı.

Kadın örgütlerinin, kadın hukukçuların yıllarca verdiği mücadele ile kurulan bu bakanlığın kaldırılması, kadını yok sayan cinsiyetçi devlet politikasının bir göstergesi olarak yorumlandı. Aileden ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Bakan Fatma Şahin, şiddet uygulayanlara kelepçe, hadım etme gibi yöntemlerle birlikte, sorunu din işlerine de havale ederek, Diyanet Başkanlığı'yla protokol imzalaması, hükümetin soruna nasıl yaklaştığını da gösterdi.

KADINLAR MÜCADELEYİ YÜKSELTTİ

Kadınlar tüm saldırılara karşı, birleşik örgütlü güçle mücadeleyi bu yıl daha da yükseltti. 2010 yılında kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, İstanbul'da yaptıkları yürüyüşlerle kadın cinayetlerine karşı duyarlılığı yükseltirken, ESP/Sosyalist Kadın Meclisleri'nin dört ayı bulan "Ses ver, şiddeti durdur" kampanyası, kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olduğunu gösterdi. Erkek sosyalistlerin de dahil olduğu bu kampanya sonrasında sosyalist kadınlar, 27 Kasım'da Ankara'da yaptıkları mitingle cinayetlerin politik olduğunu belirtti, bu nedenle devletin bu cinayetlerdeki sorumluluğuna vurgu yaptı. İçinde bulunulan savaş ortamının şiddeti körüklediği, bütçenin kadınlara ve ezilenlere ayrılması gerekirken, silaha ayrıldığı, her geçen gün artan yoksulluğun kadınları vurduğu belirtildi. SKM, Bakan Fatma Şahin ile yaptığı görüşmede, hükümetin ve devletin kadınları koruyacak yasalar ve gerekli yaptırımları bir an önce hayata geçirmesini istedi.

Kadınları öldüren erkeklerin yargılandığı mahkemelerin özel olarak takip edilmesi kimi mahkemelerde, ceza indirimlerinin engellenmesini sağladı. Münevver Karabulut davasında "zengine değil kadına adalet" çağrısı yankı buldu. Münevver'in katili Cem Garipoğlu, herhangi bir indirim yapılmadan kasten insan öldürmekten ceza aldı. Kadın örgütleri, Gülay Yaşar, Fethiye toplu tecavüz davası gibi davaları takip etmeyi sürdürüyor. Kadın örgütlerinin, mahkemelerde müdahil olma talebi, Ankara'da kızının eski sevgilisi tarafından öldürülen Necla Yıldız'ın mahkemesinde kabul gördü. BES üyesi olan Yıldız'ın katilinin yargılandığı davada, sendikanın müdahillik başvurusu kabul edildi.

Öldürülen kadınların aileleri de mücadeleye katılıyor. İntihar ettiği söylenen Gülay Yaşar'ın babası Duran Yaşar, yine Siirt'te intihar ettiği söylenen Esin Güneş'in ailesi bu süreçte kadın örgütleriyle birlikte hareket etmeye başladı.

"İSTANBUL PROTOKOLÜ" KABUL EDİLDİ

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusundaki en ileri adım "İstanbul Sözleşmesi" olarak ifade edilen ve Türkiye'yi uluslararası alanda da değişik yaptırımlara zorlayacak olan uluslararası protokolün kabul edilmesi oldu. Sözleşme, devletlere, zorla gerçekleştirilen evlilikler, psikolojik şiddet, taciz, fiziksel şiddet, cinsel şiddet, zorla kürtaj ve kısırlaştırma, kadın sünneti, namus cinayetlerinin cezalandırılmasına yönelik gerekli hukuki ve diğer önlemleri alması konusunda yükümlülük getiriyor. Uluslararası yaptırıma sahip olan Sözleşmede, devlet kurumlarının ve görevlilerinin kadına karşı şiddet uygulanmamasının sağlamasına yönelik düzenlemeler de bulunuyor.

KADINLAR GÜVENCESİZ BIRAKILDI

Kadınlar açısından bir diğer önemli sorun yoksulluk ve onun sonuçları oldu. Küresel sermayenin yaşadığı her kriz dönemlerinde, işçi ve emekçilerin sosyal halkları ellerinden alınırken, en önemli kaybı da kadınlar yaşıyor. AKP Hükümetinin Mayıs ayında yasalaştırdığı ve adına Torba Yasa diyerek birçok hak gasbını içine aldığı yasalar kadının sosyal haklarını elinden aldığı gibi, hakları koca ve baba üzerinden tanımlanmasını beraberinde getirdi. 25 Şubat günü Cumhurbaşkanlığınca onaylanan yasada yer alan "evden çalışma", "uzaktan çalışma" ve "çağrı üzerine çalışma" gibi esnek çalışma modelleri kadınları istihdam dışına iten maddeleri içeriyor. Sosyalist Feminist Kolektif, 3 Şubat günü İstanbul'da yaptığı eylemle yasaya karşı "Torba yasada payımıza ilk düşen kadınların güvencesiz işlere mahkum olmasıdır" diyerek tepki göstermişti.

Eylül ayında Kadın Yönetici ve Kadın Çalışanlar Dayanışma Derneği (KAYÇAD) tarafından hazırlanan raporda, Türkiye sınırları içinde kadın işgücünün en çok istihdam edildiği alan yüzde 48.5'lik oranla tarım sektörü, yüzde 33'lük oranla hizmet sektörü ve üçüncü sırada da sanayi sektörü olduğu açıklandı. Yine aynı rapora göre Türkiye'de her üç kadından ikisi işsiz. Çalşan kadınların yüzde 71'i kayıt dışı istihdam ediliyor.

DİRENEN KADINLAR KAZANIM ELDE ETTİ

Kadın işçilerin, işten atmalara karşı direnişi bu yıl da kazanımla sonuçlandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde işten atılan Batıgül Tunç, 84 gün sürdürdüğü direnişini kazanımla sonuçlandırarak, Haziran ayında Buca Belediyesi'nde işe başladı. Kazanılmış haklarını ortadan kaldıran taahhütnameyi imzalamadığı için işten çıkartılan Güllü Hanoğlu ile Şefika Fırtuna'nın yürüttüğü mücadelelerini Ağustos ayında kazanımla sonuçlandırdı.

Kayıt dışı olan ev eksenli çalışma, ev temizliği sektörlerinde kadınların en yaygın çalıştığı alanların başında geliyor. Haziran ayında kurulan Ev İşçileri Dayanışma Sendikası bu alanda yeni örgütlenme aracı olarak mücadele sahnesine çıktı.

CİNS BİLİNCİ GELİŞİYOR

Kadınların, emek örgütlerinde temsili ve kadın olmalarından kaynaklı cinsiyetçi yaklaşımlar bir diğer mücadele konusuydu. TMMOB Kadın Kurultayları düzenleyerek, kadın mühendis ve mimarların yaşadıkları sorunları gündemine alırken, Petrol-İş kadınların taleplerini tüzük maddeleri arasına aldı. 4 yıllık kadın eylem planı oluşturdu. KESK'te geçen yıl yaşanan taciz saldırısı, bu yıl da KESK kongrelerinde kadınların mücadelesinin konusu oldu. Ocak ayında yapılan olağanüstü kongrede KESK yönetimine 3'ü asil 7 kadın seçilirken, Haziran ayındaki kongrede sadece bir kadın yönetime girdi ve Kadın Sekreterliğine getirildi. Kadın örgütleri, emek örgütleri içindeki cinsiyetçiliğe karşı mücadelesini yükseltmeyi sürdürdü.

KADINLARIN TEMSİLİ ZAYIF KALDI

Kadınlar, sokaklarda, mahkemelerde, yasalardaki değişikliklerde var olma mücadelelerini sürdürürken, aynı zamanda siyasetin merkezine de yürüyor. Bu yıl da 12 Haziran seçimlerinde geçmiş dönemlere oranla daha etkin bir mücadele yürütüldü. Burjuva partiler, kadınları listelerde geçmiş döneme oranla daha fazla aday göstermelerine rağmen, listelerin alt sıralarında yer almaları, seçilmelerinin önünde engel oldu. Kadınlara yer verdikleri söylemi demagojiden ibaret kaldı. Seçimlerden sonra AKP 45, CHP 19, MHP 3 kadın milletvekilini meclise gönderirken, seçimlere bağımsız giren BDP'den 11 kadın milletvekili seçildi.

Siyasetteki temsile olumlu bir adımı 15-16 Ekim'de kurulan HDK attı. Emekçi sol hareketin ortaklaşa oluşturduğu Halkların Demokratik Kongresi'nde kadınlar yüzde 50 eşit temsille genel mecliste yer aldılar. Ayrıca HDK'de Kadın Meclisi kurulması kararı alındı.

ESP Sosyalist Kadın Meclisleri'nin 20 Şubat'ta yaptığı kongre, kadın özgürlük mücadelesi yürüten bir kadın örgütünün, bu alandaki mücadele farklılığını gösterdi. Yüzlerce kadın Ankara'da bir araya gelerek, sosyalist partinin yarısı olarak siyasal ve örgütsel gelişimini tartıştı. Kadın mücadelesinde yürünecek hattı belirledi.

KADINLAR BARIŞ İSTİYOR

Kürt sorununun bu yıl da adil ve demokratik bir çözüme kavuşamaması, başta kadınlar olmak üzere barış talebinin daha da yüksek sesle haykırılmasını beraberinde getirdi. Sokaklara taşan linç saldırılarına karşı "kadınlar barış istiyor" talebiyle İstanbul'da Eylül ayında bir yürüyüş yapıldı. Yüzlerce kadının katıldığı yürüyüşte, Başbakan Erdoğan'ın Kürt annelerine yönelik yaptığı, "tülbentlerinizi bırakacak mısınız" sözüne karşılık, Türkiyeli kadınlar barışın muhatabı olduklarını açıklayarak, tülbentleri yere bıraktılar.

Barış annelerinin Ankara'ya yürüyüşü, Barış İçin Kadın Girişimi'nin barış noktaları bu yıl da barışın acil olarak sağlanması temennisiyle gerçekleştirildi.

SİYASETTE, MEDYADA ERİL DİL

Dildeki cinsiyetçilik, öncelikle Başbakan Erdoğan'ın sözlerine yansıdı. Erdoğan, kadınlara biçtiği annelik rolü dışındaki tüm faaliyetleri değişik zamanlarda kadınlara yönelik saldırı olarak kullandı. Hopa olayları sonrasında Ankara'da panzerin üstüne çıkan Dilşat Aktaş için kullandığı "Kadın mıdır kız mıdır" ifadesinde görüldü. Keza Erdoğan'ın Kürt kadın milletvekillerine yönelik "taş kalpliler" sözü de Erdoğan'ın mücadeleci kadınlara yaklaşımını gösterdi.

Yine devletin, siyaset içinde aktif yer alan kadınlara yönelik saldırısı tutuklamalarla devam etti. KCK adıyla sürdürülen gözaltı ve tutuklama saldırılarında 600'ü aşkın kadın tutuklandı.

Medyadaki erkek egemen dil, gerek gazete sayfalarında gerekse televizyon ekranlarında kadınlara yönelik saldırıların aracı oldu. Emre Aköz, Engin Ardıç, Ahmet Çakar başta gelmek üzere, kadınlara yönelik cinsiyetçi, küçük düşürücü ve ırkçı söylemler tepkilere neden oldu. Fatih Altaylı'nın genel yayın yönetmenliğini yaptığı HaberTürk gazetesi, 7 Ekim günkü sayısında bedeninde bıçak saplı bir kadının fotoğrafını açık olarak yayınladı. Öldürülen kadınların mücadelelerine sayfalarında sınırlı olarak yer veren HaberTürk, bu yayınıyla büyük tepki topladı.
Son olarak, TRT Genel Müdürü'nün sanatçı Rojin'i hedefe oturtarak kadın cinsini aşağılayan sözleri, dildeki cinsiyetçiliğin utanç verici bir örneği oldu.

KADINLAR TALEPLERİNİ TARTIŞIYOR

Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı'nın 14.'sü bu yıl 19-20-21 Kasım tarihlerinde, Nevşehir'de Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği'nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Kurultay'da kadın örgütleri, sığınma hakkı talebi ve var olan sığınmaevlerinin sorunlarını tartıştı. 18 ana bileşenin oluşturduğu kurultaya 280 kadın katıldı. Türkiye'de kadınların geçici olarak konumlanabileceği 51'İ SHÇEK, 23'ü belediyeler, 3'ü de sivil toplum kuruluşlarınca işletilen toplam 77 sığınmaevi bulunuyor. SHÇEK'in 1125, belediyelerin 529, sivil toplum kuruluşlarının 42 kişilik kapasitesi var. Yasalarda yer alan 50 bin ve üzeri nüfusu olan ilçelerde sığınmaevi açılması gerektiği vurgulansa da bunun belediyelerce hayata geçirilmediği görülüyor.

ARAP İSYANI VE KADINLAR

2010 yılından 2011 yılına devrolan Arap isyanları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasından dünyaya yayıldı. Tunus, Mısır, Suriye başta olmak üzere, birçok ülkede kadınlar diktatörlüklerin devrilmesi mücadelesinde aktif rol oynadı. Özellikle Mısır'da kadınlara yönelik cinsel saldırılara rağmen kadınların sokak mücadelesi kadın mücadelesine güç kattı.

Dünyada da kadınlar sokaklarda yerini aldı. Ekonomik krizin yükü kadınların üzerine yıkılmaya çalışılırken, Wall Street işgal eylemlerinde, İspanya, İtalya, Yunanistan grev ve direnişlerinde kadınlar sosyal hakların ellerinden alınmasını protesto etti.
Fildişi'nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla sokağa çıkan kadınlara polis saldırdı. 4 kadın yaşamını yitirdi. Polis bir hafta önce de hükümet karşıtı eylem yapan kadınlara saldırmış 7 kadın katledilmişti. İtalya'da Başbakan Berlusconi'nin kadın cinsini aşağılayan yaklaşımları ve yaşam tarzı İtalyan kadınların öfkesini sokağa taşırdı.

DÜNYA KADINLARI BULUŞTU

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tüm dünyada kutlandı. Kadınlar, erkek egemen kapitalist sisteme karşı öfkesini sokaklara taşırken, Venezuela'da yapılan Kadın Buluşması, dünyanın değişik coğrafyasında yaşayan ve mücadele eden kadınları bir araya getirdi. 4-8 Mart 2011 tarihinde başkent Caracas'ta yapılan Dünya Kadın Konferansı sonucunda, "militan kadın hareketleri birlikte çalışmalı, birleşmeli, iletişim kurmalı, arkadaş olmalı, birbirinden öğrenmeli ve birlikte mücadele etmelidir" vurgusu yapıldı. 8 Mart'larda, 25 Kasımlarda ve 1 Mayıslarda ortak kampanyalar yapılması kararlaştırıldı.

KADINLAR ALANLARDA

Coğrafyamızda, kadın özgürlük mücadelesinin iki önemli tarihsel anlarında 8 Mart ve 25 Kasım'da binlerce kadın sokaklara çıktı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul başta olmak üzere, onlarca kentte kadınlar, açlığa, yoksulluğa, erkek egemenliğine, savaşa ve milliyetçiliğe karşı alanları doldurdu. 25 Kasım'da da çok yaygın bir şekilde, erkek egemen şiddet ve devlet şiddeti kadınların hedefine oturdu.

Kadınlar eylemlerini 8 Mart ve 25 Kasım'lara hapsetmedi. 2011 yılında kadınlar hakları için mücadelelerde neredeyse her gün sokaklarda oldu.