ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

2012'de önce adalet

ETHA, 2011 yılında Türkiye'de ve dünyada yaşanan bütün gelişmeleri okurları ve abonelerine sunuyor. "Toplumsal, Kürt sorunu, kadın mücadelesi, emek dünyası, dünyadaki gelişmeler ve çevre" başlıklarında 6 gün boyunca yayınlanacak olan panoramalarda bir yılda yaşanan bütün gelişmeleri görebilirsiniz. Bugünkü konu başlığı toplumsal olaylar.

Etkin Haber Ajansı / 23 Aralık 2011 Cuma, 11:02

İSTANBUL (Pelin Çalışkan)- AKP'nin 9 yıllık hükümeti sürecinde işçi ve emekçilerin, ezilenlerin karşı karşıya kaldığı hak ihlalleri, adaletsizlik, işkence ve hukuksuzluklar 2011 yılında da toplumsal sorunların en başında yer aldı. 2007 yılında Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu ile 'sınırsız yetkilendirilen' polislerin 'dur ihtarlı' cinayetlerinin yerini uzun tutukluluk, kaldırılan DGM'lerin yerini ise Özel Yetkili Mahkemeler aldı. Toplumun muhalif tüm kesimleri, Terörle Mücadele Yasası ile hedef alındı. 2011 yılına söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik faşist baskılar ve tutuklama terörü damgasını vurdu. Cezaevleri ise adeta 'morg'a dönüştü. Son iki ayda iki kanser hastası tutuklu cezaevinde yaşamını yitirdi. Ezilenler 2012 yılına adalet talebi ile giriyor.

Türkiye 2011 tablosuna birlikte bakalım:

İŞKENCE HER YERDE

AKP'nin 'işkenceye sıfır tolerans' sözünün karşılığı 2011'de karakollarda işkencenin sokağa taşması oldu. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına ve adliyelere yansıyan vakalar işkencenin her yerde sürdüğünü ortaya koyuyor. İHD'nin verilerine göre, 2011 Kasım sonuna kadar 812 işkence vakası tespit edildi.

Seçim sürecinde işkence adeta sokağa indi. Bölgede YSK kararlarının protestoları sırasında ve ülkenin pek çok yerinde, Hopa'da Başbakan Erdoğan'ın seçim mitingi öncesi ve sonrasında yaşanan polis şiddeti, Metin Lokumcu'nun aşırı gaz bombası nedeniyle yaşamını yitirmesi, Hopa'da yaşananları protestolar sırasında Ankara başta olmak üzere pek çok ilde yapılan eylemlerde çok sayıda kişi şiddete, işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Hopa'da 17, Ankara'da da Hopa'daki olayları protesto eden 22 kişi tutuklandı. Hopa'yı haftalarca polis ablukası altına alan devlet, ilçede adeta terör estirdi. 9 Aralık'ta Ankara'da altı ay sonra mahkemeye çıkarılan tutuklular, ilk duruşmada tahliye edildiler. Devrimci güçlerin ve kamuoyunun sürekli gündemde tuttuğu Hopa tutsaklarıyla dayanışma sonucunda, Hopa'da tutuklanan 17 kişinin tamamı parça parça (son 7 kişi 16 Aralık'ta) tahliye edildi.

LİSELİLERE İŞKENCE

TİHV'e yapılan işkence başvurularına göre, geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında, 18 yaş altı başvurular son 2 yılda arttı. Başvuruların yüzde 42,9'u 25 yaş altında oldu. Başvuranların yüzde 73,8'i erkek, yüzde 24,8'i kadın. Öğrencilere yönelik işkencenin en ağırlarından birisi İstanbul Maltepe'de yaşandı. Maltepe Esenkent Ertuğrul Gazi Lisesi'nde, 8 Ekim'de Liseli Öğrenci Birliği'nin Che'yi anma etkinliğine saldıran polis, okul bahçesinde liselilere işkence uyguladı. Okulun üst katlarından, Che'nin silueti ile "Gerçekçi ol imkansızı iste" yazılı bir pankart sarkıtan öğrencilere coplarla ve biber gazıyla saldırdı. 6 liseli gözaltına alındı. İşkence, karakolda elektrikli copla devam etti. Bu nedenle 16 yaşındaki D.K'nin bacağı yaralandı, Ruşen Ali Kesgin adlı gencin de boynuna elektrikli copla vuruldu.

CEZASIZLIK İŞKENCECİLERİ CESARETLENDİRİYOR

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, 2005-2010 yılları arasında "İşkence ve kötü muamele ettikleri" gerekçesiyle haklarında adli soruşturma açılan 2 bin 341 polisten sadece 22'sine hapis, meslekten men ya da para cezası gibi cezalar uygulandı. 2011 yılında da işkence ve kötü muamele şikayetiyle açılan davalarda sanık polis ya da askerlere ya alt sınırdan cezalar verildi ya da cezasızlık uygulamasıyla işkenceciler ödüllendirildi. Bu yıl en çarpıcı örnek İzmir'de Baran Tursun'u "dur" ihtarına uymadığı iddiasıyla öldüren polise 2 yıl, adalet mücadelesi yürüten baba Mehmet Tursun'a ise 36 ay hapis cezası verilmesi oldu. Tursun ailesi hakkında 6 dava daha bulunuyor.

BÖLGEDE HAK İHLALLERİ

Yine TİHV raporuna göre, Kürtler daha fazla siyasi baskı ve işkenceye maruz kalıyor ve bu baskılar sadece doğdukları bölgede değil, göç ettikleri yerde de sürüyor. 2011 yılı raporuna göre, bölgede çatışmalarda 330 kişi yaşamını yitirdi. 19 kişi yargısız infaza/faili meçhul cinayete kurban gitti.

İHD Diyarbakır Şubesi'nin, Kürt illerinde 2011 Yılı ilk 6 Ay Hak İhlalleri Raporu'nda ortaya koyduğu verilerden bazıları şöyle:

-Çatışmalarda yaşamını yitiren güvenlik güçleri: 12 ölü, 43 yaralı
-Çatışmalarda yaşamını yitiren PKK militanı: 49 ölü, 3 yaralı
-Faili meçhul cinayet, yargısız infaz, silah kullanma yetkisinin ihlali: 11 ölü, 61 yaralı
-Mayın ve serbest patlayıcı: 5 ölü 22 yaralı
-Resmi hata ve ihmal sonucu: 18 ölü
-Asker/polis intiharı: 15 ölü, 3 teşebbüs
-Gözaltına alınanlar: 4015
-Tutuklananlar: 1145
-İşkence ve kötü muamele: 1010
-Soruşturma, dava ve cezalara maruz kalan kişi sayısı: 1555
-Toplumsal olaylara müdahale: 335 müdahale, 762 yaralı
-Arazi yayla mera ve otlak yasağı: 95
-Askeri operasyonlar sonucu yaşanan ihlaller: 22
-Toplu mezar iddiası: 85 toplu mezar-1330 kişi
-Militanların cenazelerine yönelik uygulamalar: 24

KONUŞAN HER MUHALİF TUTUKLANIYOR

Örgütlenme hakkına yönelik ihlaller 2011 yılında da devam etti. BDP, ESP, SDP başta olmak üzere siyasi parti üye ve yöneticisi binlerce kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Terörle Mücadele Kanunu kapsamında, 'örgüt üyeliğinden' bu yıl 322 kişiye toplam 689 yıl hapis cezası verildi. "KCK" iddiasıyla yürütülen operasyonlar, Kürt siyasetçiler ve belediye başkanlarının ardından avukatlar, aydınlar ve gazetecilere de ulaştı. Onlarca avukat tutuklanarak cezaevine konuldu, yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu ile Prof. Büşra Ersanlı da "Kürt halkının yanında yer aldıkları" için tutuklandı. 49 gazeteci 2011'in son günlerini gözaltında geçiriyor. Tutukluluk hali devam eden gazeteci sayısı 66'ya, engellenen web sitesi sayısı 15 bine ulaştı. Cezaevlerinde 500'den fazla öğrenci tutuklu bulunuyor. Öğrencilerin çoğu, Başbakan ve hükümeti protesto etmek, eleştirmek, parasız, bilimsel, anadilde eğitim talep etmekten tutuklu.

ADALET SADECE AKP'LİLERE VAR

Düşünce-ifade, siyaset yapma ve basın özgürlüğü yargı eliyle baskı altına alınırken, aynı "bağımsız yargı" halktan topladıkları paraları kendi çıkarları için kullananları serbest bıraktı. Ucu AKP'ye kadar uzanan ve "dolandırıcılık" suçlaması yapılan Deniz Feneri davasında, aralarında RTÜK eski Başkanı Zahit Akman'ın da bulunduğu 6 tutuklu "Tutukluluğun cezaya dönüşebileceği, kaçma şüphesinin olmadığı ve delillerin yok edilmesi ihtimalinin ortadan kalktığı" iddiasıyla serbest bırakıldı.

Öte yandan, molotoflu eyleme katıldığının tek kanıtı olarak boynundaki puşi gösterilen ve hakkında 45 yıla kadar hapis cezası istenen Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül yaklaşık 2 yıldır tutuklu bulunuyor. Cezaya dönüşen uzun tutukluluğun bir diğer örneği ise Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer davası oldu. Berna ve Ferhat, parasız eğitim talepli açtıkları pankart gerekçesiyle 1,5 yıl cezaevinde tutuldu.

'TERÖRİST GAZETECİLER'

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2011 yılı raporunda Türkiye'de tutuklu bulunan gazeteci sayısı 8 olarak bildirdi. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu ve Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun verilerine göre ise Türkiye'deki tutuklu gazeteci sayısı 60'ın üzerinde. Ve bu verilere göre, Türkiye tutuklu gazeteciler konusunda dünya birincisi.

Kamuoyunun "Toplumla Mücadele Yasası" dediği Terörle Mücadele Yasası (TMY)'na dayanılarak son olarak Odak Dergisi yazarı Doğan Can Baran ile Türkiye Gerçeği dergisinin yazarı Mehmet Güneş tutuklandı. Baran, THKP-C Direniş Hareketi adlı şu anda var olmayan bir örgütün üyesi olarak gösteriliyor. Bu "suç"un delilleri ise Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya'yı mezarları başında anmak, çeşitli gösterilerde yasal bir dergi olan Odak'ın flamasını taşımak ve slogan atmak.

3 Mart 2011 tarihinde gözaltına alınan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener, "Ergenekon Terör Örgütüne'ne üye olmak" iddiasıyla tutuklandı.

Bu arada 5 yıldır tutuklu bulunan Atılım gazetesi yazarı Hasan Coşar, 8 Aralık'ta serbest bırakıldı. Atılım gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu ve gazeteci Füsun Erdoğan ise 5 yıldır tutuklu bulunuyor. Aynı davada yargılanan Atılım Gazetesi İbrahim Çiçek, Mayıs ayında tahliye edilmişti. Savcıya göre, Çiçek "silahlı örgütün yöneticisi", Şenoğlu da Çiçek'in yardımcısı!

CEZAEVLERİ ADETA 'MORG' A DÖNÜŞTÜ

Cezaevlerinde kötü yaşam koşulları ve tecrit uygulamaları nedeniyle her geçen gün birçok tutuklu ve hükümlü ölümcül hastalıklara yakalanırken, sorunların çözümü konusunda yapılan başvuru ve çağrılara AKP hükümeti kulaklarını tıkamış durumda. Cezaevlerinde 2011 başının verilerine göre 122 bin 404 kişi var. Bunların üçte biri tutuklu. Çocuk tutukluların sayısı 2 bin 168. 2 bini aşkın çocuktan bin 649 hakkında kesinleşmiş hapis cezası yok. Cezaevinde, sağlık sebebiyle acilen tahliye edilmesi gereken 251 tutuklu bulunuyor.

Hasta tutuklular tüm başvurulara karşın adeta ölüme terk edilmiş durumda. Raporlara göre, son 2 yılda cezaevlerinde tedavi edilmediği için 10 tutuklu yaşamını yitirdi. 20 tutuklu "şaibeli bir şekilde ölü bulundu." Kasım ve Aralık ayında iki hasta tutuklu yaşamını yitirdi.

Bunlarda biri PKK davasından tutuklu Latif Badur, 9 Kasım 2011 tarihinde yaşamını yitirdi. Badur, sağlıklı koşullarda yaşaması gerektiğine dair doktor raporlarına ve ailesiyle avukatlarının bütün girişimlerine rağmen tahliye edilmeyerek ölümüne davetiye çıkarıldı.

Erzurum H Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan kanser hastası Mehmet Aras da, 19 Aralık günü mide kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Aras, 2011 yılında cezaevinde yaşamını yitiren 31. hasta tutuklu oldu. Aras'ın tedavi koşullarının düzeltilmesi için tahliyesini talep eden insan hakları örgütleri uzun süredir mücadele veriyordu. İnsan hakları savunucuları Aras'a "veda hakkı"nın tanınması için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e başvurmuştu.

İki yıl boyunca cezaevinde tutularak tedavisi yapılmayan İşçi Köylü Gazetesi Kartal Temsilcisi Suzan Zengin de, 12 Ekim 2011 tarihinde yaşamını yitirdi. Devrimci gazeteci Zengin, 2009 yılında tutuklanarak Bakırköy Kadın Hapishanesi'ne konulmuştu. Bir yıllık tutukluluğun ardından 14 Haziran'da tahliye edilmişti. Hapishanede tedavisi yapılmayan Zengin tansiyon ve kalp hastasıydı.

İHD'nin açıkladığı raporda, "Cezaevi koşullarının her saniyesi dahi hayatlarına mal olacak" denilen diğer hasta tutuklu ve hükümlülerin isimleri şöyle:

-Abdulsamet Çelik, Sincan 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. MDS kan kanseri.

-Nizamettin Akar, Muş E Tipi Kapalı Cezaevi'nde, gırtlak kanseri.

-İzzet Turan, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nde, Anki lozom mide ülseri, kemik erimesi, böbrek yetmezliği, bel fıtığı hastası.

-İsmet Ayaz, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde, 10 yıldır çölyak hastası.

-Taylan Çintay, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde, mesane kanseri.

-Hediye Aksoy, Bakırköy Kadın ve Çocuk Cezaevi'nde, görme engelli, kanser, artık beslenemiyor.

-Temino Baysal, Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi'nde, belden aşağısı felç ve yatalak.

-Halil Güneş, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde, kemik kanseri.

-İmam Çelik, Kırıkkale Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi'nde, hafızasını yitirmiş, yardım almadan hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor.

-Hayati Kaytan, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi'nde, donmadan kaynaklı sol ayak parmakları kökten, sağ ayak parmakları eklemden kesilmiş. Beynindeki ur nedeniyle ameliyatlı.

TECRİT ZULMÜ

F Tipi cezaevlerindeki ağrı tecrit ve tredman uygulamaları 2011 yılında da devam etti. Siyasi tutukluların, haberleşme özgürlüğü, görüş, savunma, sağlık gibi en temel hakları ihlal ediliyor. Tutukluların hak arama girişimleri ise ya reddediliyor ya da yeniden ceza olarak dönüyor.

Domatesin yeniliş, bisküvinin kırılış biçimine söylenen türküye kadar her şey disiplin soruşturması ve cezaya tabi tutuluyor. Bu hak ihlallerinin kamuoyuna ulaşması da iletişim yasakları ile engelleniyor.

PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik ağırlaştırılmış tecrit ise 150 güne yaklaştı. Öcalan üzerindeki tecrit uygulamalarını protesto için bir yıl içinde 8 Kürt genci bedenini yaktı.

TİHV: DEVLET 11 YILDA 241 ÇOCUK ÖLDÜRDÜ

Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) 1999-2011 arasındaki çocuk ölümlerini derlediği raporuna göre, çocukları en çok kara mayınları öldürüyor. 1999'dan 2011'in Haziran ayına dek kara mayınları nedeniyle 128 çocuk hayatını kaybetti. En küçük kurban, 2006'da faili meçhul cinayette yaşamını yitiren 6 aylık Şilan Demir. TİHV'dan Evren Özer'in hazırladığı rapora göre, cezaevlerinde 20, faili meçhul cinayetlerde 18, gözaltında 3, kara mayınları nedeniyle 128, yargısız infazda, gösterilerde ve "dur ihtarına uymadığı" gerekçesiyle 72 çocuk yaşamını yitirdi.

VAN'DA ENKAZ ALTINDA KALAN DEVLET OLDU

23 Ekim'de Van ve Erciş'i vuran deprem felaketi, ekonomik ve siyasi sistem nedeniyle katliama dönüştü. Kapitalist sistemin kar mantığıyla yapılan binalar, halkın üzerine çöktü. Bölgede yüz binlerce askeri-polisi bulunan devlet, arama-kurtarma çalışmalarını ancak bir gün sonra başlatabildi. Devlet, tıpkı 1999 İzmit depreminde olduğu gibi yine enkaz altında kaldı. Halktan alınan "deprem vergisi", Van depreminde kullanılmadı. Van depreminden sonra toplanan büyük yardımlar eşit dağıtılmazken, birçok çocuk ve yetişkin, yazlık çadırlarda yakılan sobalar ve dondurucu soğuk hava koşulları nedeniyle yaşamını yitirdi.

2012'YE GİRERKEN ADALET TALEBİ

Toplumun kanayan yarası olan faili meçhul cinayetler konusunda devletin 'kozmik odaları'ndan sorumlulara ilişkin bilgi ve belgeler hala gizli tutuluyor. Yakınları cinayetlere kurban gidenlerin aileleri adalet mücadelesini büyütüyor. Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınları için 300'lü günleri aşarak Galatasaray Meydanı'nda oturmaya devam ediyor. AKP hükümetinin darbecilerle hesaplaşma konusunda gösterdiği iki yüzlü politikalar 'faili meçhul' cinayetler konusunda da sürüyor.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından açılan dava 4 yılı aştı. Ancak cinayet tetikçilere yıkılmaya çalışılıyor. Davanın 5 Aralık'ta görülen 22. duruşmasında Dink ailesi avukatlarının yaptıkları açıklamalarda söyledikleri, "Bu cinayetin faili devlettir" vurgusu ise saklanan gerçeklere ışık tutuyor.

'İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ'

Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğratılması ihtimali bulunuyor. Toplumsal Bellek Platformu'na göre, dava kasıtlı bir şekilde zaman aşımı sürecine sokuldu. Bu tartışmalar sürerken, Sivas katliamı sanığı Vahit Kaynar yakalandığı Polonya'da, Türkiye'den iadesi istenmediği için serbest bırakıldı. Kaynar, Madımak'ta 35 kişiyi katlettiği için mahkum olmuştu, 55 bin lira kefaletle serbest kalmıştı.

Bugüne kadar yaşanan katliamlar, yargısız infazlar ve kayıplar defalarca kontrgerilla gerçeğine işaret etse de AKP Hükümeti toplumsal adalet talebine yanıt olacak adımlar atmadı. Son olarak Susurluk davasında yargılanan Mehmet Ağar, sadece 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ankara'daki faili meçhul cinayetler soruşturmasında tutuklu bulunan 7 eski özel harekat polisi de soruşturma tamamlanmadan serbest bırakıldı.

AKP Hükümeti, ne 1970 ne de 1980 darbesiyle ne de 'devlet adına' işlenen faili meçhul cinayetlerle hesaplaştı.