ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Yeni bir devrim çağının fitili: 17 Aralık

Muhammet Bouazizi, tam bir yıl öncesine kadar tarihin sadece bir nesnesiydi. O şimdi, Arap devriminin ve dünya sokak hareketinin öznesi, kıvılcımı. Tutuşturduğu bedeni, kendisi gibi baskı, yoksulluk, yolsuzluk içinde hapsedilen milyonlarca nesneyi özneleştirdi. 17 Aralık; tarih yapıcılarına yeni ufuklar açtı, yeni bir devrim çağının başlangıcı oldu.

Etkin Haber Ajansı / 16 Aralık 2011 Cuma, 10:11

İSTANBUL (Yusuf Çobanoğlu)- Gitgide artan işsizlik ve yoksulluk; bir yandan süper zenginlik, diğer yandan süper sefalet. Bir yandan kapitalizmin ekonomik krizini burjuva devlet eliyle halkın sırtına yükleyerek krizi fırsata çevirip yüksek karlar açıklayan finans tekelleri, diğer yandan daha çok çalışıp daha az kazanan, daha çok vergi ödeyen, sosyal güvencelerden daha çok yoksun kalan, işten atılan milyonlar. Krizin yükünü halkın sırtına yıkmak için artan despotizm, peş peşe yürürlüğe konan faşist yasalar, kısıtlanan demokratik haklar, sansürlenen basın; finans tekellerinin çıkarları uğruna ülkelerin işgal edilmesi... Ve tüm bu çelişkilerin gerilimini en çok yaşayan, işsizliğin ve yoksulluğun acısını en çok hisseden, despotizmin şiddetine en çok maruz kalan gençlik yığınları için iyi bir gelecek umudunun bütünüyle tükenmesi...

Çelişkilerin bu denli keskinleştiği, patlama öğelerinin bu kadar biriktiği bir dünyada küçük bir itki, daha önce hiç de önemli olmayan bir eylem, zapt edilemeyen patlayıcıların serbest kalmasına neden olabiliyor. Ateşlenen kuvvetler potansiyel enerjiyi açığa çıkarabiliyor. Daha düne kadar harekete geçeceğine ihtimal verilmeyen sıradan insanlar birden tarihin kahramanları haline gelebiliyor.

TARİH 17 ARALIK!

Tarih 2010 17 Aralık. Hiç olunmaz denilen şey oldu. Kimsenin beklemediği bir coğrafyada bir gencin kendisini yakması önce bütün Arap dünyasında ardından tüm dünyada milyonların sokaklara dökülmesine ve devrimler yaşanmasına neden oldu.

Genç bir seyyar satıcı Muhammed Bouazizi, zabıtanın mallarına el koyması üzerine 17 Aralık 2010 tarihinde üzerine benzin dökerek kendisini yaktı ve Tunus'ta hayat pahalılığı ve işsizliğe karşı ayaklanma başladı. Bu olay, Arap ülkelerindeki isyanların fitilini ateşledi ve Aralık ayından bu yana devam eden ve devrimler gerçekleştiren halk ayaklanmaları ile isyanlar Arap dünyasına, damgasını vurdu.

Tunus'un Sidi Bouzid kentinde başlayan isyan önce başkente ardından da tüm ülkeye yayıldı ve isyan daha bir ayını bile doldurmadan 14 Ocak 2011'de Tunus'ta 23 yıldır iktidarda bulunan Zeynel Abidin Bin Ali ve eşi Leyla Trabelsi, Suudi Arabistan'a kaçtı. 20 Haziran'da haklarında 35 yıl hapis ve milyonlarca dolar para cezasına çarptırılan Bin Ali ve Trabelsi, hala emperyalizmin yakın Arap dostu ve Arap gericiliğinin merkezlerinden Suudi Arabistan'da.

Tunus diktatörü Bin Ali'nin halk isyanıyla devrilmesi Arap dünyasında bir uyanışa neden oldu ve daha Bin Ali'nin Suudi Arabistan'a kaçtığı gün Ürdün'de halk, hayat pahalılılığına karşı reform talebiyle sokağa çıktı.

TUNUS'TAN ALDIKLARI ÖZGÜVENLE...

Ve Arap devriminin yaşandığı ikinci ülke olan Mısır'da halk, Tunus'ta halk gücünün diktatörü isyanla yıktığını gördükten sonra Tunus devriminden aldıkları özgüvenle 2011 25 Ocak'ta 30 yıllık diktatöre başkaldırdı.

25 Ocak devriminde 1981'den bu yana iktidarda bulunan Hüsnü Mübarek rejimine karşı başlayan isyan, resmi rakamlara göre 18 gün sürdü ve önce askerlerin ardından da polislerin Tahrir Meydanı'na ve diğer şehirlerdeki saldırılarında 846 kişi öldürüldü. Ancak 18 gün sonunda halk iradesi üstün geldi ve 11 Şubat'ta Hüsnü Mübarek iktidarı bırakarak Şarm El Şeyh'e kaçtı. Daha sonra hakkında yargılama başlatılan Mübarek, tutuklandı ve şu anda cezaevinde.

11 Şubat'ta Mısır'da iktidarı Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi (SCAF) devraldı. Ancak SCAF'ın iktidarı bırakmaması ve daha da güçlendirmek istemesine karşı muhalifler yapılan seçimlere katılmadı ve "ikinci devrim" şiarıyla Tahrir'i yeniden doldurdu. Mısır'da yapılan ilk tur seçimlerde yüzde 48'le boykot kazandı. Tahrir Meydanı hala direniyor.

DEVRİM GENÇLERİ HALA KAMPTA

27 Ocak 2011'de isyanın başladığı Yemen'in başkenti Sana'da binlerce kişi, Devlet Başkanı Ali Abdullah Salihi'nin iktidarı bırakması için gösteri düzenledi. Kendilerine "Devrim Gençleri" adını veren grup, 21 Şubat'tan beri, Sana kent meydanında 33 yıldır iktidardaki Salihi'ye karşı kamp kurmuş bulunuyor. Haziran ayında Salih'in yaralanmasına karşı iktidarı devretmemesi öfkeleri arttırdı. Yemen'de Salih gitmesini sağlayan anlaşmayı imazaladı ama Yemen halkı Salih'in peşini bırakmayacak gibi.

TUNUS VE MISIR DEVRİMLERİ ARAPLARI CESARETLENDİRDİ

Tunus'un ardından Mısır'da da devrim yaşanması Arap dünyasında güveni daha da yükseltti ve isyanlar sırasıyla birbirini takip etti: 14 Şubat'ta Bahreyn'de, 15 Şubat'ta başkent Şam'da başlayan isyanla Suriye'de 1969'dan beri iktidarda olan Kaddafi'ye karşı başlatılan isyanla Libya'da ve Fas, Cezayir, Irak, İran ve diğer Arap ülkelerinde...

'BATI' DEVRİME SALDIRDI

Bu arada emperyalistler yaşanan devrimlere engel olmayı denedi ve devrimleri kendi çıkarlarına çevirmeye uğraştı. Tunus ve Mısır'da yaşanan devrimlere engel olamayan emperyalistler, Kaddafi yönetimini devirmek için fırsat kolladılar ve haydutça saldırılar düzenlemekten geri durmadılar. Ve Kaddafi iktidarı yerli işbirlikçilere "Batı"dan verilen destekle 20 Ekim 2011 tarihinde sona erdi.

Suriye'de de Libya'dakine benzer adımlar atıldı, atılmaya devam ediliyor. Suriye'de halk isyanına öncülük eden ilerici kuvvetlerin aksine Hama ve Humus gibi bölgelerde örgütlenme faaliyetleri olan Müslüman Kardeşler'in Batı çıkarına faaliyetleri sürüyor. Suriye'de halk isyanının sona ermesine neden olan emperyalist işbirlikçiler, 27 Haziran'da Türkiye sınırına konuşlandı, Lübnan sınırını kuvvetlendirdi.

Beşar Esad rejimini devirmek isteyen emperyalist işbirlikçileri, "Ulusal Konsey" kurdu. Tüm muhaliflere seslenen Devlet Başkanı Beşar Esad'ın reform çağrısına emperyalist işbirliğe karşı ilerici örgütlerden destek geldi. Suriye'de emperyalist işbirlikçiler halk desteğinden yoksun kalmış gibi görünüyor.

YENİ BİR DEVRİM ÇAĞI BAŞLADI

Tunus halkı ayaklandığında emperyalist çevreler ve yerli egemenler, "İslami kalkışma" iddiasıyla ayaklanmanın asıl içeriğini gözlerden uzak tutmaya çalıştılar. Milyonlar, Mısır'daki Tahrir Meydanı'nı doldurduğunda ise Müslüman Kardeşler'i işaret ettiler. Oysa ne Tunus'ta ne de Mısır'da ayaklanmanın fitilini ateşleyen, ayaklanmanın belirleyici ve sürükleyici gücü politik İslamcılardı.

EYLEMLER AVRUPA'YA DA İLHAM VERDİ

Arap devrimlerinden ve isyanlarından esinlenen Avrupa'da da gösteriler 15 Mayıs günü başladı. İspanya'da elliden fazla şehirde on binlerce kişi sokaklara döküldü. 18 Mayıs'ta pek çok şehir meydanında kamplar kuruldu. Eylemciler gece gündüz bu kamplarda kalmaya başladı.

İspanya hükümeti seçimleri gerekçe göstererek kampların kaldırılmasını istedi, aksi taktirde zor kullanacağı tehdidini savurdu. Tehdit işe yaramadı, on binlerce kişi kamplarda kalmaya devam etti.

İlhamını Arap isyanlarından alan hareket, kısa sürede Yunanistan başta olmak üzere diğer ülkelere de yayıldı. Meydanlara inenlerin çoğu daha önce politik bir eyleme katılmamıştı.

İspanya, Yunanistan, İtalya ve Portekiz ve diğer Avrupa ülkelerinden sonra isyan sırası ABD'ye geçti, sosyal adalet ve eşit gelir dağılımı isteyen on binlerce kişi, işgal eylemlerine başladı. ABD'nin finans merkezi New York'ta küresel dev finans şirketlerinin bulunduğu Wall Street'in yanındaki Zaccuti Park'ta "Wall Street'i İşgal Et" hareketini başlatanlar, ABD'nin sol ilerici ve sosyalistlere karşı vahşi saldırısına rağmen kapitalizmi hedef aldı. İşgaller kısa sürede ülke geneline yayıldı ve finans devi şirketlerin ortak olduğu limanlar işgal edilmeye başlandı.

"Wall Street'i İşgal Et" hareketinin ardından 15O yani 15 Ekim hareketiyle tüm dünyada milyonlar kapitalist metropolleri işgal etti. Eylemciler çoğunlukla gençlerden oluşuyordu. Buna rağmen meydanlarda her yaştan kadın ve erkeği görmek mümkündü. "İşsizliğin suçlusu biz değiliz. Genç nüfusun yüzde 44'ü işsizse bunun sorumlusu biz değiliz. İşsizlik bütün Avrupa'da artıyor, ekonomik sistemleri artık çöküyor" diye konuşan eylemciler de, artık yeni bir devrim döneminin başladığını bilmeyerek de olsa ifade ediyorlardı.

"Biz köle değiliz. Basın bizden eğitimden hoşlanmayan aylaklar olarak bahsediyor. Oysa çalışmak istiyoruz, ama iş bulamıyoruz. Gelecekten korkuyoruz artık!"

ON BİNLER HAYKIRIYOR: EKMEK VE ÖZGÜRLÜK

Dünyanın her yanında çok büyük halk yığınlarının ekonomik durumu her geçen gün daha da güçleşiyor. Emekçilerle sermaye sahipleri arasında gelir uçurumu her geçen gün daha da derinleşiyor. Buna karşın tüm dünyada işçi sınıfı ve ezilenler, köleleştirme ve tebaalaştırmaya karşı isyan ediyor. On binler, köle ya da mal olmadıklarını haykırıyor, ekmek ve özgürlük istiyor.