ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Tecavüze karşı hukuk mücadelesini ETHA'ya anlattı

Fethiye'de çok sayıda kişinin tecavüzüne maruz kaldıktan sonra yıllarca dava açılması için uğraştı. Tecavüzlerin yüzde 90'ı açıklanamazken, O'nun bu cesareti tüm kadınlara güç verdi. Şimdi, kadın örgütleri ile birlikte mücadele ediyor. Umutsuz değil, kadınların gücüne güveniyor. Anlatırken ne kadar kötü bir tablo çizerse çizsin, sonunda hep "daha fazla mücadele" diyor. İşte, Fethiye'de toplu tecavüze maruz kalan genç kadının ETHA'ya yaptığı açıklamalar...

Etkin Haber Ajansı / 14 Ekim 2011 Cuma, 10:51

İSTANBUL (Derya Okatan)- O'nun çığlığını ilk olarak 2010 yılı Aralık ayının son günlerinde duyduk. İnternet ortamında dolaşan "Acil Dayanışma Çağrısı" başlıklı bir mektup; yaşadığı acıyı, devlete olan öfkesini, 3 yıldır verdiği mücadeleyi ve tüm kadınlardan beklediği yardımı anlatıyordu.

İLK ÇIĞLIĞI

Olay, Muğla'nın Fethiye İlçesi Gebeler Kaplıcası'nda 2007 yılının Haziran ayında meydana gelmişti. Çok sayıda kişinin tecavüz ve işkecesine maruz kalmıştı. Bunlardan 8'ini teşhis ettiğini belirtiyor ve savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu anlatıyordu. Ancak savcı, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti.

"Tüm mücadelemize rağmen Muğla'nın nüfuzlu kişilerinden oluşan bu tecavüzcü güruh yargılanmadı" diyen genç kadın, mücadelesini AİHM'e taşırken, Türkiye'de başvurmadığı yer kalmadığını belirtiyordu: Muğla İl İnsan Hakları Komisyonu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, HSYK...

Son olarak Adalet Bakanlığı'na yaptığı başvuru kabul edilmişti, tabi kadın örgütlerinin de mücadeleye katılmasıyla. Savcılık dosyayı yeniden gündeme almış ve tecavüzcülerden yaşı 18'den küçük 2 kişi hakkında "kişi hürriyetini engelleme ve nitelikli cinsel saldırı" suçlamasıyla dava açmıştı.

Genç kadın bu mektubu kaleme aldığında, davanın ilk duşumasına yaklaşık bir ay vardı. Ve sesini duyurmaya çalışıyordu: "3 yıldır maruz bırakıldığım tecavüzün suçlularının cezalandırılması için gerçekleştirdiğimiz mücadele bana gösterdi ki tecavüzcüleri bizzat devlet ve hukuk sistemi korumakta. Çektiğim tüm acılara göğüs germeye çalışmak, artık hiç birşeyin aynı olamayacağını bilerek yaşamak, evinden, ailenden uzakta yaşamak zorunda kalmak, uyuyabilmek için ilaç almak ya da kendi bedenine kadın olmaya yabancılaşmak... Utanmak... Her hatırladığında alt üst olmak. Bunun karşılığında tecavüzcülerin ellerini kollarını sallayarak toplumda 'saygın' kişiler olarak dolaşması ve başka kadınlara tecavüz etmeye devam etmesi.... Bu durumun değişmesini tecavüzcülerin bu sefer olsun hapse girmesini istiyorum. Bunun 'adaletin şefkatli kollarına' güvenerek olmayacağını öğrendik. Tecavüzlerin son bulması için tecavüzcülerin ceza olması için kadın dayanışmasına ihtiyacımız var."

Bu mektuptan sonra sesini binlerce kadın duydu. Davalarını takip ettiler, farklı illerde dayanışma eylemleri yaptılar. O, artık sadece kendisi için değil kadına yönelik cinsel saldırılara karşı mücadele ediyor. "Mücadele" kelimesini ağzıdan hiç düşürmüyor. O'nun deyimiyle "Tıkır tıkır işleyen eril adalet mekanizmasına karşı kadınlar uyanık olmalı." Mücadele etmek için aldığı gücü ise "Sussaydım kedime tecavüz etmiş olacaktım" diye açıklıyor.

İLK DEFA ERKEK EGEMEN KAPİTALİST SİSTEMİN YÜKSEK DUVARLARINA ÇARPTI

Bugün 5. duruşması görülen dava öncesi görüştüğümüz genç kadın, maruz kaldığı tecavüz için, sosyalist gelenekten gelen bir ailede büyümüş ve 10 yıldır mücadelenin içinde yer almış birisi olarak, sistemi biliyor olmasına rağmen "hiç bu şekilde erkek egemen kapitalist sistemin yüksek duvarlarına çarpmamıştım" diyor. Hemen arkasından ekliyor: "İnsanca yaşanabilir bir dünya için insanlık olarak daha çok mücadele etmemiz gerekecek."

SUSSAYDIM KENDİME TECAVÜZ ETMİŞ OLACAKTIM

Türkiye'de tecavüze uğrayan kadınların hukuk mücadelesi neredeyse işkenceye dönüşürken, polise başvurudan soruşturma aşamasına, Adli Tıp sürecinden mahkeme sürecine kadar bütün aşamalarda kadın ayrı bir tramva yaşıyor. Bu süreçlerin zorluğu pek çok kadını susmaya iterken, O, "Sussaydım kedime tecavüz etmiş olacaktım" diyor:

"Zihnimde hala oturtamıyorum bir gurup erkeğin örgütlenip, planlayıp böyle iğrenç bir şey yapmasını ve sonra hiçbirşey olmamış gibi insanların yüzlerine bakıp, hayatlarına devam edebilmesini. Bunun karşısında susulamaz. Eğer sussaydım ben kendime tecavüz etmiş olacaktım."

ERİL ADALET MEKANİZMASI TIKIRINDA

Genç kadın, sesini ilk duyurduğu mektubunda söylediği "Devlet ve hukuk sistemi tecavüzcüleri koruyor" sözlerini yineliyor:

"90'lı yıllara ait bir istatistikte AİHM'e giden tecavüz davalarının yüzde 98'i devlet görevlilerinin gerçekleştirdiği tecavüz eylemleri ile ilgiliydi. Tecavüz sadece erkeğin kadını ehlileştirmek için kullandığı bir yöntem değil aynı zamanda erkek egemen devletin bireyi ehlileştirmek için kullandığı yöntemlerden biri. Şimdi devletin kendi işlediği suça karşı tavır takınmasını beklemiyoruz. Bunu karar alarak yapmıyor tabiî ki, tıkırında işleyen bir eril adalet mekanizması var. Burada yeni eşitlikçi yasalar yapılması, hakimin ya da savcının kadın cinsinden olması da çok büyük değişim yaratmaz. Genel algı tecavüz 'hak edenin (kaşınana) cezası' olduğu yönünde. Pekala bir tecavüz vakasında hakim, savcı, mahkeme heyeti herkes o tecavüzün gerçekleştiğini biliyor ancak 'kıymetli' erkeklere karşı işlenen bir 'iftira' suçu olarak kadını yargılamaktan geri durmuyor. Zira karşı çıkmadığı, sarsılmasını istemediği şey kendi yaşantısı. Dünyada mesleği ve yaşı ne olursa olsun her 4 kadından birisi hayatında 1 kez tecavüze maruz kalıyor. Bu önemli bir rakam. Bu aynı zamanda her 4 erkekten birinin tecavüz suçu işlemiş olabileceğini de gösterir. Adalet çalışanı erkekler bu rakamın dışında değil.

'KADIN DAYANIŞMASI OLMASIYDA 3. DURUŞMADA BERAAT ÇIKARDI'

Mahkeme heyetine güvenmeyen genç kadın, davadan nasıl bir sonuç beklediği sorumuzu ise şöyle yanıtlıyor:

"Hakim ve savcının genel eğilimi tecavüzcülere ceza vermemekten yana. 3,5 yıl yargılamamak için direndiler zaten. Dahası tecavüzcü vekillerinin talep ettiği gerçeğin ortaya çıkarılması ile hiçbir ilgisi olmayan talepleri -ailemin 1986 yılındaki boşanma davası dosyalarının ilgili mahkemeden istenmesi ya da olaydan önce kullandığım ilaçlar ve gördüğüm tedavilerin araştırılması gibi- kabul edildi. Ya da her duruşmada talep etmemize karşın tutuklama kararı çıkmadı. Ama kadın dayanışması bu kadar iyi örülmeseydi hakim 3. duruşmada beraat veridi. Bu sebeple, davanın sonucu kadın dayanışmasına bağlı.

'TECAVÜZÜ BENİM HAYATIM ÜZERİNDEN TANIMLAMAYA ÇALIŞIYORLAR'

Sanıkların ve avukatlarının suçlamalarına ise şöyle yanıt veriyor:

"Tecavüz gibi bir suçu işleyen insanlığını kaybetmiş insanların ve vekillerinin mahkemede kendisini savunurken 'dürüst ve şerefli' olmalarını bekleyemeyiz. Sonuçta tecavüz 7 ile 15 yıl arasında cezası olan bir suç. İtiraf etmelerini de beklemiyordum. Telefon ve baz kayıtları ile o gece hepsinin olay yerinde olduğu tespit edildi. Kurtulmak için olayı odağından saptırmaya çalışmaları beklenen bir şey. İddialar 'Kadın örgütlerinin komplosu' dediler, hangi kadın örgütlerine üyeliğimin olduğunun araştırılmasını istediler. Yetmedi 'parçalanmış aile çocukları böyle olur' dediler. O da yetmedi lisede rehber hocamdan benim hakımda bilgi alınmasını istediler. Yani ne alaka, tecavüzü benim hayatım üzerinden tanımlamaya çalışıyorlar.

Amaçları tam olarak olayı bulandırmak. Akıl karışıklığı yaratıp olayın odağını saptırmak. Birçok yalancı şahit çıkardılar, bunları ben tanımıyorum hayatımda görmedim. Olay tarihi olay yerinde yok hiçbiri (kendileri de orada olmadıklarını söylüyorlar) ama yine de şahit olarak yazdırmışlar."

'N.Ç'NİN ACISINI İÇİMDE HİSSETTİM'

Henüz 13 yaşındayken yine nüfuzlu kişilerin tecavüzüne uğrayan ve tecavüzcüleri aklanan N.Ç. ile taşınıyorlar. O'nun için "Çok cesur bir genç kadın" diyor. N.Ç. davasının sonucunu duyduğunda "İçimde hissettim acısını" diyor, ancak yine de herşeyin bitmediği görüşünde: "Bu pişkinliğe karşı mücadeleye devam edeceğiz."

Türkiye'de kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadeleyi de değerlendiriyor ve şöyle diyor: "Birçok ülkeye nazaran kadın örgütlüğümüz ve kadın sorununa dair teorik yaklaşımımız çok ileride. Ancak kazanımlarımız çok yetersiz. Ancak demokratikleşme süreci açısından ülkemizin kat edeceği çok mesafe var. Bu da bekleyip ümit ederek olmuyor. Çeşitli şekillerde ayrışmış kadın örgütlülüklerinin kadın dayanışmasını öne çıkararak birlikte hareket etmesi önemli. Daha kat edeceğimiz çok mesafe var. Örneğin Amerika'da Cinsel Şiddet Kriz Merkezleri 1970'li yıllarda kuruldu, bizde daha yeni tartışılmaya başlandı."

TECAVÜZ BİR SİSTEM SORUNU

AKP hükümetinin hazırlık aşamasında olan cinsel saldırılarla ilgili yasa tasarasına da değinen genç kadın, özellikle "hadım" tartışmalarıyla gündeme gelen bu yasayı tezavüzü hastalık olarak gören zihniyetin bir devamı olarak görüyor:

"Tecavüzün, 'dürtü denetim bozukluğu' kaynaklı bir hastalık olmadığına dair çok sayıda çalışma yapıldı. Ve kadın mücadelesi tecavüzün bir sistem sorunu olduğunu yıllardır haykırıyor. Bu yasa taslağı tüm bu atılan adımları silikleştirmek amaçlıdır. Yani tecavüz ile sistem bağlantısının görünürlüğünü zayıflatmayı amaçlıyor yasa. Pek öyle bilmeden yapılan iyi niyetli acemi işi olarak görmüyorum. Bir de yani hadım dedikleri kimyasal kastırasyon gönüllülük esaslı, yani istismarcı tecavüzcü 'ben tövbe ettim, tedaviyi kabul ediyorum, salın beni topluma geri' diyor. Zaten tecavüz olaylarının yüzde 90'ı bildirilmiyor. Bildirilenlerin yarısında dava açılıyor. Diğer yarısı savcı engeliyle karşılaşıyor. Yargılamaların ise 1/3'ü komik cezalar alıyor. Arada bir Şahin Öğüt gibi toplumsal öfkeyi bastırmak için 'ibretlik' ceza verdikleri ise 'hastaydı ehlileştirdik' deyip salmayı amaçlıyorlar. Kadınlar olarak uyanık olmalı ve gerçekleri anlatmaya devam etmeliyiz."