ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

31 yıllık yokluk ve hesap soramamamın acısı

12 Eylül birçok kişi için işkence, tutukluluk ve ölüm demek. Yazar Mukaddes Çelik bunların hepsini yaşıyor ve 12 Eylül darbesi ile birlikte mücadele arkadaşı ve sevgilisi İrfan Çelik'i kaybediyor. 12 Eylül'ün üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen Çelik'in ölümüne ilişkin soruşturma başlatılmadığını belirten Çelik, O'nun yokluğunun acısının hiç geçmeyişini hesap sorulamamasına bağlıyor.

Etkin Haber Ajansı / 10 Eylül 2011 Cumartesi, 11:21

İSTANBUL (Dicle Müftüoğlu)- Yolları, daha güzel bir dünya mücadelesi verirken cezaevinde kesişen ve yine cezaevinde ayrılan iki aşığın hikayesi... Sosyalist mücadele içinde başlayan birliktelikleri, 12 Eylül sabahı "Artık bizim günümüz geldi" diyen askerlerin kapıları yumrukladığı ana kadar sürüyor.

12 Eylül'ün mağdurlarından yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik ile darbe döneminde kaybettiği mücadele arkadaşı ve sevgilisi İrfan Çelik ile yaşadıklarının onda bıraktığı etki üzerine konuştuk.

Mukaddes Erdoğdu Çelik ve İrfan Çelik'in yolları Selimiye Kışlası'nda kesişir. TKP-ML TİKKO davasından 100'ü aşkın kişi ile birlikte yargılanan Mukaddes Çelik, İrfan Çelik'i ilk kez Selimiye'deki duruşma salonunda görür. Çelik, "Çok atak bir hali vardı. Duruşma aralarında herkes gibi onunla da sohbetlerim oldu. Baktım ki o bir örgütleyici, herkesle bir görev olarak ilgileniyor. Bir süre sonra benimle de ilgilenmeye başladı" dedi.

Mukaddes Çelik, yargılandığı bu davada tahliye olur ancak ilişkileri davam eder. Çelik, bu ilişkilerini şöyle anlattı: "İlişkimiz devam etti ama bunun bir özel ilişkiye, sevgiye, aşka dönüşmesi o ilişkiler içinde hazırlandı. Hayatın ayrıntılarında bir sürü konuda ortak olmak çok önemli. Yakınlık, birbirinden etkilenebilmek önemli. 1976'nın sonunda, son hastalığım İrfan'ı çok ürkütmüş. Nasıl olsa ölüm mukadder deyip, galiba bir an önce aşkı ilan edip yaşamak isteğiyle geldi ve ondan sonra evlendik."

YENİDEN CEZAEVİ

Mukaddes ve İrfan Çelik, 7 yıl sonra yeniden tutuklanır. Uzunca süre işkence gördükten sonra Selimiye Kışlası'na getirilirler. Mukaddes Çelik, sevdiği adamı ilk kez tanıştıkları yerde son kez görür. Çünkü İrfan Çelik, Davutpaşa Kışlası'na götürülmüştür.

Mukaddes Çelik, sevdiği adamın, mücadele arkadaşının Davutpaşa Kışlası'nda yaşadıklarını şöyle anlattı: "Davutpaşa her zaman askeri kışlaydı ama sıkıyönetim dönemlerinde, 12 Mart ve 12 Eylül öncesinde erkek tutuklular için özel bir yerdi, bir işkence merkeziydi. Ayrıca Otağ-ı Hümayun diye bir bölge var, sonra oraya Yıldız Üniversitesi inşa edildi, orası tutukluların yeniden sorguya alındığı bir yerdi. Binbaşı Adnan Özbey dönemin ünlü işkencecisiydi.

Davutpaşa'da iki buçuk ay boyunca büyük direnişler oldu. En son direniş Ağustos ayından 9 Eylül'e kadar süren bir açlık greviydi. Grevin öncülüğünü yapan, örgütleyenlerden birisi de İrfan yoldaştı. Grevi az çok kazanımla bitirdiler. Grev bittikten 3 gün sonra darbe oldu."

Açlık grevinin sona erdirilmesinden sonra İrfan Çelik ve Av. Hakan Karakuş'un Binbaşı Adnan Özbey ile görüştüğünü belirten Çelik, aralarında geçen diyaloğu şöyle anlattı: "Adnan Binbaşı bunlara diyorki, 'Gidin gidin siz bekleyin, bizim de günümüz gelecek bekleyin.' Hakan bana anlattı. 'Biz çıkışta İrfan ile bu sözü tartıştık İrfan dedi ki bu sözde bir anlam var, birşey örgütlüyorlar' dedi. Tartıştık üzerine ama diğer tutuklulara yansıtılacak birşey olmadı.'

12 EYLÜL SAAT: 05.00

Davutpaşa'nın darbeyi öğrenen ilk yerler arasında olduğunu belirten Çelik, 12 Eylül sabahını şöyle anlattı: "Sabah 05.00'de geliyorlar, kapıları vuruyorlar. Adnan Özbey en önde 'Ben size demedim mi bizim günümüz gelecek. Artık allah, peygamber herşey biziz. Artık ölümünüzü bekleyin, hepiniz giyinin hazırda bekleyin. Sorguya alınacaksınız. Kimin hangi saatte alınacağını şuan söylemem' diyor. Tutuklular darbeyi bu sözler ve bir sürü küfür ile öğreniyorlar. Nitekim gün içinde temsilci olanlar alınmaya başlanıyor. İlk kişi götürülüyor, daha sonra İrfan alınıyor. Alındıktan birkaç saat sonra getiriliyor ve o getirilirken Hakan'ı görürüyorlar. Hakan'a 'Durum kötü. Sorgu ve işkence var' diyor. Hakan gidiyor ve ancak üç gün sonra, İrfan'ın ölümüyle oluşturulan kamuoyu (ailesi ve arkadaş çevresi) ile geri geliyor."

OTAĞ-I HÜMAYUN

Çelik'in 1 saat sonra yeniden koğuştan alındığını anlatan Mukaddes Çelik, 13 Eylül akşamına kadar Otağ-ı Hümayun'da sorgulandığını belirtti ve ekledi: "İşkence görüyor. Çok çeşitli işkenceler; dayak, tehdit, üzerinde sigara söndürme..."

"Otağ-ı Hümayun olduğunu şuradan biliyoruz" diyen Mukaddes Çelik, Hüseyin Karakuş'un anlatımlarını aktarıyor: "Biz arabalara bindirip su dolu bir mahzene götürdüler. Yerlere uzatılmış insanlar var, bir ceset görüntüsünde. Götürdükleri insanlara 'senin sonun da bu' diyorlardı."

Çelik, şöyle devam ediyor: "Çeşitli işkence izleriyle birlikte daha önceki tecrit koğuşu olan 5 nolu koğuşa getiriliyor. Hüseyin Karakuş da var. Onunla birlikte yemek yiyorlar. Gazete okuyorlarmış. Cunta, cuntanın yapacakları üzerine, emperyalizmin Ortadoğu politikaları üzerine konuşuyorlarmış. Zaten koğuş aramasında çıkan küçük yırtılmış notlar vardı. Savcılıkta bana göstermişlerdi. Emperyalizm, faşizm, Adnan Özbey, katil gibi yazılar vardı yırtılmış halde. 'Sonra nöbetleşe yattık. Benim sıram geldiğinde İrfan sen yat dedi. Sabah kalktığımda İrfan'ı asılı buldum' diye anlattı Hüseyin. Bu, 12 Eylül'den sonraki sorgulamaların ilk cinayeti. Cinayet sonrasında savcılık gelip soruşturma yapıyor ama cezaevi yönetimi yine büyük kalabalıklar halinde koğuşlara giriyor, 'Aklınızı başınıza toplayın, sonunuz İrfan gibi olacak' diyor."

HESAP SORULMAYINCA ACI DERİNLEŞTİ

Çelik, sevgilisi ve mücadele arkadaşının ardından geçen yılları şöyle anlattı: "Sonrası 31 yıldır devam eden bir yokluk. Çok uyumlu, üretken, tutkuyla yaşanan bir aşktı. Onun yarattığı bağlılığı, yarattığı acıyı hissetmek... Tabi her zaman aynı yoğunlukta değil ama öyle ki, siyasal bir sorundan örgütsel bir soruna kadar hatırlarsın o ne derdi o ne yapardı diye ve onunla biraz konuşursun... Yokluğunu hissedersin, özlemini duyarsın. İnsanın aklında daha çok komik, sevinçli şeyler kalır ya, onları sık sık hatırlarsın. Bir de daha derin, iyileşmeyecek bir yara, ölümün hesabının sorulmamış olmasının derinliği. Hesaplaşma sürecine çok geç girmemizle ilgili benim acımın bu kadar derin sürmesi."

KİTAP YARGILANDI ONUN ÖLÜMÜ SORGULANMADI

Çelik, "Ben ölümünden sonra İrfan'ın hayatını anlatan bir kitap yazdım, kitap hemen toplatıldı, yargılandım. Bunu gören polis ve savcılar oldu ama onun ölümünü soruşturacak bir savcı, yargılamayı yapacak bir mahkeme çıkmadı. Yaptığım tüm başvurular reddedildi. 2 yıl önce açtığm dava yeniden koğuşturmaya gerek olmadığı belirtilerek reddedildi. O reddin üzerine AİHM'e başvurduk. 15. madde kalkınca yeni bir suç duyurusunda bulunduk. O da hangi aşamada bilmiyorum. Ben de gereklerini yerine getirmeye çalışacağım" dedi.