ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Bir misyonu yüklenmiş kadın: Cihan Sincar

Kızıltepe eski belediye başkanı Cihan Sincar, eşi Mehmet Sincar'ın öldürüldüğü gün üstlendiği misyonu devam ettirme kararlılığında. "Sadece eşim değil, dostum ve arkadaşımdı" dediği Sincar için "Hep güzelliklerle anımsıyorum" diyor ve ekliyor: "Ölünceye kadar onu her yerde yaşatacağım."

Etkin Haber Ajansı / 03 Eylül 2011 Cumartesi, 08:03

MARDİN (ARZU DEMİR)- DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, DEP PM üyeleri Habip Kılıç ve Hikmet Kılıç'ın öldürüldüğü olayı araştırmak üzere Batman'a geldiğinin ikinci günü uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Hayat arkadaşı Cihan Sincar'ın deyimiyle "Akan kanı durdurmak için gelmişti, ancak kendi kanı akıtılmıştı."

Eşinin katledilişinin yıl dönümü öncesinde Mardin'in Kızıltepe ilçesindeki evinde görüştüğümüz Cihan Sincar, o günleri, zorluklarla geçen 18 yılı ve yüklendiği sorumlulukları anlattı.

Cihan Sincar, 4 Eylül 1993 tarihinde yaşanan saldırı sırasında Ankara'daymış. O günler için, "Bölgede çok olaylar oluyordu. İnsanlar sokaklarda öldürülüyordu" diyor. Eşi Mehmet Sincar'ın da bu olanlara "dur" demek için çabaladığını anlatıyor: "Mehmet de bölgenin vekili olarak bu konuyla ilgili bir şeyler yapma sorumluluğunu duyuyordu. 'Böyle şeyler olduğunda ben de orada olmalıyım. Elimden bir şey gelse de gelmese de insanların yanına gideyim, beni yanlarında görsünler' diyordu. Sırtına büyük bir sorumluluk almıştı ve altından kalkmak istiyordu. Batman'da o günlerde yüzlerce insan 'faili meçhul' adı altında öldürüldü.

'KANIN DURMASI İÇİN GİTTİ ONUN DA KANI AKITILDI'

Bir heyet oluşturup, Batman'a gidip olayların yaşandığı yerlerdeki esnafla ve halkla konuşmak istediler. Cinayetlerin görgü tanıklarını bulmaya ve onları konuşmaları için cesaretlendirmeye çalıştılar. Hem de kısa bir süre önce öldürülen 2 DEP'linin ailesine taziye ziyaretinde bulunmak istediler. İkinci gün öldürüldü. Kanın durması için gitti ancak O'nun da kanı döküldü."

Haberi, Ahmet Türk'ün eşi Mülkiye Türk'ten alıyor Cihan Sincar. Telefonla arayan Türk, olayın ayrıntısına girmeden "Batman'da bir şeyler olmuş haberin var mı?" diye anlatıyor. Ardından haber televizyonda yayınlanıyor ve telefonlar başlıyor.

Üç çocuğu var Sincar çiftinin. En büyük oğlu o günlerde 12 yaşında. Büyük ve ortanca çocuklar olanları anlayabilecek durumda. Ancak en küçüğü olan Kamuran olanların farkında değil. Cihan Sincar, haberi aldıkları an için, "Çok büyük bir acı" diyor ve kendi acısından öte bir anne olarak çocuklarının yaşadığı şoku anlatıyor: "Çocukların dünyaları yıkıldı, büyük bir şok yaşadılar. Odalarına kapandılar, gittim yanlarına konuştum, 'Olan oldu, yapacak bir şey yok. Bundan sonra ben size hem annelik hem de babalık yapacağım. Birbirimize destek olacağız' dedim. Ve 18 yıldır da öyle yaptık, birbirimize hep destek olduk."

"Çok büyük bir acıdır" sözünü tekrarlıyor Sincar ve "Bunu bir kerede iki kerede anlatmak çok zor. 18 yıl geçti hala anlatmak zor" diyor.

BÖLGEYE GELMEMESİ İÇİN TEHDİT EDİLMİŞ

Ölüm aslında "geliyorum" demiş. Başka bir ifadeyle, devletin kimi kurumları açık bir biçimde Mehmet Sincar'ı öldüreceklerini beyan etmişler, "Öldüreceğiz" diye. Cinayetin işlendiği 4 Eylül gününden 3 gün önce Meclis'in açılışında konuşan Başbakan Süleyman Demirel de, DEP sıralarındaki milletvekillerine bakarak, "Teröre destek verenler en az terörü yapanlar kadar suçlu ve lanetlidirler" demişti.

Sadece bu tehdit de değil. Mehmet Sincar'ın 80 yaşındaki babası olaydan 10 gün önce Kızıltepe'de gözaltına alınarak bir hafta boyunca sorgulanıyor. Sorgunun mesajı ise, "Mehmet Sincar bölgeye gelmesin."

Cihan Sincar, kayınbabasından dinlediği sorgu günlerini de anlattı: "Gözaltında sürekli olarak, Mehmet'in bölgeye gelmemesi, gelirse başına bir şeyler gelebileceği söylenmişti. Kayınbabama işkence yapmamışlardı ama her gün sorguya alıp sürekli 'Mehmet gelmesin buralara' demişlerdi. Kayınbabam bana bunu gözaltından bırakıldıktan sonra anlattı, sonra da 'Kızım ben söylersem beni dinlemez ama belki sen söylersen dinler. Mehmet'e söyle de gelmesin bu taraflara' dedi. Ben o sırada Kızıltepe'deydim. Okullar açılmak üzereydi, 2-3 gün sonra Ankara'ya gidecektim. Telefonda konuşurken, Mehmet'e polislerin söylediklerini anlattım. Mehmet güldü, 'Bir şey olmaz Cihan. Korkma, bir şey olmaz" dedi. Çok sakin bir insandı. Görev ve sorumluluklarını da sakince, şov yapmadan yerine getirirdi. Ölümünün ardından beni bugünlere kadar getiren onun dürüstlüğü ve insan sevgisi oldu. Ondan sürekli büyük bir güç aldım. Eşim olmasının yanında arkadaşımdı, dostumdu, babamdı benim."

ACISI KADAR METANETİ DE BÜYÜK

Diğer Kürt kadınları gibi Cihan Sincar; 18 yıla karşın acısının azalmadığı her halinden belli ancak metaneti de yüksek. Ölüm karşısındaki bu metanetini yaşadığı koşullara ve bir de yüklendiği sorumluluğa bağlıyor: "Biz Kürdüz. Bu bölgede yaşıyoruz. Suriye'de doğdum. Babam da sürgündü herkes gibi. Dersim katliamından sonra ailem Suriye'ye göç etti. Türkiye'ye döndüğümde 4-5 yaşındaydım. Katliamlarla büyüdük, annelerimiz, nenelerimiz yaşadıklarını anlattı sürekli. Bir halk olarak çok acılar yaşadık. Bu metanetimizde bütün yaşadıklarımızın etkisi var. Bir de güçlü olmamda ailemin desteği de büyük. Bu güçte onların payı da var. Eşimi her yerde her toplumda en iyi şekilde temsil edersem görevimi yapmış olurum. Ağlamakla, ezik durmakla ne geçecek elime ki. Binlerce bizim gibi insan var. Yalnız olmadığımızı biliyorum ve gücümüzü de bütün insanlardan alıyorum."

Cihan Sincar bir misyonu, görevi yüklenmiş. Bunu sürekli ifade ediyor ve bunun çok zor ve ağır bir sorumluluk olduğunun farkında. Ancak severek yaptığı da anlaşılıyor. Bu sevgisinde Mehmet Sincar ile arasındaki ilişkinin etkisi ise büyük: "O borcu hep sırtımda hissediyorum. Bir misyon taşıyorum. Burada yaşamak zaten zor. Onun dışında bir sorumluluktur bu. İnsan hayatını birleştirince bir söz veriyor ve bu sözün de tutulması gerekiyor. Ağır bir sorumluluk. 15 yıl birlikte olduk, Mehmet'in eksiğini ve yanlışını hemen hiç görmedim. Hep iyi olanlar aklımda. Hiçbir kötü tarafı aklıma gelmedi. Onu yaşatmaya çalışacağım sonuna kadar. Ben yaşadıkça o da yaşayacak benimle birlikte."

18 YILIN ÖZETİ: ZOR

"18 yılın özeti nedir?" sorusunun yanıtı tek kelime, "Zor." Ancak ekliyor: "Zor olmayan bir şeyin değeri de olmuyor galiba."

Zor olanlardan biri de küçük oğlu Kamuran'ın babasının ölümünü bir türlü kabul edememesi olmuş: "O gün çok küçüktü. Hep 'niye benim babam?' diye soruyordu. Anlatıyorduk ama kabullenemiyordu. Ölümü anlama yaşına gelinceye kadar babası için 'uzaklarda' dedik. Bu kez de diyordu ki; 'Orada telefon yok mu, telefon edelim.' Babasının 6. yılında o da mezara gelmek istedi. Gelmesini istemedim ama zorla geldi. Çok gerildi, sinir krizi geçirdi. Alışana kadar epeyce yordu. Hala alışmış değil, kabullenmiş değil bu durumu."

Cinayette sorumluluğu olanların tamamı 18 yıla rağmen hala cezalandırılmış değil. Cihan Sincar, istendiği durumda bu cinayetin bütün bağlantılarının çözülebileceğine emin. Onun adaletin bir gün yerini bulacağına inancı da tam: "Adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Ben görmesem bile torunlarım görecek. Geç de olsa adalet yerini bulacak. Hiçbir şey sonsuza kalmaz. Eşim geri gelmez artık ama başka çocuklar babasız kalmasın diye mücadelemiz bizim. Biz ne çektiysek o çocuklar da çekiyor. Artık böyle olmamalı. Ölüm çok ağır bir şey. Hele de bir insanın hayatı başka bir insan tarafından alınıyorsa."

Onun temennisi sadece eşinin öldürüldüğü olayla ilgili değil, bütün faili meçhul cinayetlerle ilgili. Sıklıkla belirtiyor, "başka çocuklar babasız kalmamalı. Bu nedenle faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı ve akan bu kan da durmalı, operasyonlar son bulmalı" diyor.

'BİRBİRİMİZİ TAMAMLADIK'

Zor sorulardan biri daha: "Mehmet Sincar, bir eş olarak nasıl biriydi?" Yanıtı, sevecenlik ve içtenlikle dolu: "Arkadaştı benim için. Öğretmendi aynı zamanda. Daha sakin ve ince bir insandı. Okumayı seven biriydi. İşi olmayınca evindeydi. Kadınlar çok geç hazırlanıyor, erkekler çabuk çıkıyor. Ben çocukları hazırlar kapıya çıkardım, takılırdım ona "ya Mehmet ben çocukları hazırladım, kendim hazırlandım, sen hala hazırlanamadın" diye takılırdım. Ben biraz tezcanlıyım. Bana derdi 'sen 9 ay annenin karnında nasıl durdun?' O kadar yıl geçti düşünüyorum, nerede eksiklik yaptı diye. Hiçbir şey bulamıyorum. Yaşadıklarımız hep bizi birbirine kenetledi. Hem kardeşim oldu, eşim oldu, babam oldu. Her şeyim oldu benim. Sadece çocuklarımın babası değildi yani. Akrabalığımız da vardı. Birbirimizi tamamladık. Anlıyorduk birbirimizi. Güzel bir 15 yılımız geçti. Ömrümün sonuna kadar görevimi yapacağım. İnsan nasıl anlatacağını bilemiyor ki. Hep güzellikle anıyorum onu, güzel huyları aklıma geliyor. Anlatmak da çok zor geliyor."

Geride kalan 18 yıl olduğu gibi yarın da mezarına gidecek: "Mezara gittiğimde ilk kez duymuş gibi oluyorum. 2-3 gün kendimi toparlayamıyorum. Sonra yeniden toparlıyorum. Bütün ömrümüz boyunca kafamızdan çıkmıyor. Mutlaka gözünüzün önüne bir yerde geliyor. İnsanı zorluyor, yıpratıyor. Bir eksiklik var, bir burukluk var. Hep saklıdır ve seni bekliyor ve olmadık zamanda ortaya çıkıyor. Biz kimseye zarar vermediğimiz için mutluyum. İyi ki katillerin yerinde biz değiliz. Böyle daha razıyım, üzüleyim, buruk olayım ama katil olmayayım."

Devletten de bir özür bekliyor Sincar ailesi. "En iyi özür de, bütün faili meçhullerin aydınlatılması olacak" diyor.