ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Işık'sız geçen günler...

Sosyalist aydın, yazar Kutsiye Bozoklar'ın aramızdan ayrılmasının üzerinden 2 yıl geçti. 'Yoldaşlarının Işık'ı, Bozoklar'ın hayatta en çok değer verdiği şey “insan”. En önemsediği şey “dürüstlük”. En çok kızdığı şey “yalan, ikiyüzlülük”. En sevdiği şey “gökyüzünü ve yağmuru izlemek, yağmur yağarken gezmek.” En sevdiği yemek “yaprak sarması.” Çok güzel yaparmış bu yemeği. Kitap okumak hayatının çok önemli parçası. Bir diğeri ise evine gelen herkesi dinlemek ve onlarla sohbet etmek.

Etkin Haber Ajansı / 15 Temmuz 2011 Cuma, 15:34

NADİYE GÜRBÜZ- Tam 2 yıl geçti. Bir Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Aynur Akkemik, 10 yıla yakın bir süre hayat arkadaşlığı sürdü Kutsiye'yle. Kutsiye'yi en iyi anlatacaklardan biri O. Ankara Dikmen'de bulunan ve Bozoklar'ın ikizi Kaya'ya ait evde görüştük Aynur Akkemik ile. Hep tebessümle anlattı. Onun gibi hayat dolu bir insanı başka türlü anlatmak mümkün değil herhalde. Ama içindeki acıyı sesinden anlamamak da mümkün değil. Görüşmemizin tek bir anında göz yaşlarına hakim olamadı. Kaybettiği gerçekliğiyle yüz yüze geldiği, onu tabuta yerleştirerek elinden aldıkları an.

O GERÇEK İNSANDI

Aynur Akkemik, 17 Mayıs 2000 tarihinde hayatına girdiği Kutsiye Bozoklar'ı anlatmaya şöyle başlıyor: “Birçok yoldaşım oldu, birçok arkadaşım oldu. Ama Kutsiye hayatımda gördüğüm ikinci gerçek insandı. Birincisi de Süleyman'dı. Konuştuğunun, yaptığı her şeyin bir manası vardı. Acabasızdı, eyvallahsızdı hayata. 10 yıla yakın birlikte yaşadık, ama bana çok kısa geliyor, yetmedi...”

O'nu kaybetmeyi uzun süre kabullenememiş: “Ondan sonra sanki onunla yaşamamış gibi, hiçbir şey aklıma gelmiyor. Psikolojide bir tanımı var mı bilmiyorum, ama sanki onunla yaşadığım zaman rüyaydı geçti, ya da şimdi yaşadığım rüya, uyanacağım” diyor. Bu nedenle biraz zorlanarak başlıyoruz sohbete, ama sohbet ilerledikçe...

ÇOK DETAYCI, MÜKEMMELİYETÇİYDİ

Yaptığı her işi fazlasıyla önemseyen, özellikle yazarı olduğu Atılım Gazetesi'ndeki yazılarına büyük önem veren Kutsiye Bozoklar'ın, çok detaycı ve mükemmeliyetçi olduğunu söylüyor: “Kutsiye 8'de kalkardı. Pansumanlarımız, egzersizlerimiz, kahvaltımız. Bazen 6'da kalkardı, uyuyamazdı ağrılarından. Bir günümüz öbür günümüze hiç benzemeden geçti. Bilgisayarını açardı, haberlere bakardı, o hafta yazacağı yazının materyallerini toplardı. Çok detaycı, çok mükemmeliyetçi çalışırdı Kutsiye. Hatta bir gün Mersin'e gittik, Nazım Hikmet'in şiirinden söz ederek yazıyı bitirecek. Gideli daha bir hafta olmuştu. Şiiri ezbere bildiği halde, haftamız dolmadan geri dönmüştük Ankara'ya, belki bir virgül atlarım yanlış yazarım diye.”

DÖRT DUVAR ARASINDA HAYATIN NABZINI TUTMAK

Bozoklar ile tanışmadan önce okuduğu bir yazısının üzerinde bıraktığı etkiyi anlatan Aynur, sosyalist aydın Bozoklar'ın bir evde, yatağa ve tekerlekli sandalyeye bağlı gibi görünen yaşamına rağmen yazılarının ne kadar hayatın içinden olduğuna işaret ediyor. “Ben Kutsiye'nin bir yazısını okurken, bürodaki çalışma arkadaşımla aramızdaki ilişkiye ne kadar denk düştüğünü gördüm. İki arkadaşın arasındaki ilişkiyi anlatıyordu. Ben hatta kalkıp ona bir tane vurmuştum omuzuna, sen mi anlattın, Kutsiye nereden biliyor diye. Hayatımızın tam ortasından yazıyordu yazılarını. Ankara'dan yazdığı yazı İstanbul'daki insanların tam hayatını, nabzını tutuyordu.

Onu da şöyle yapıyordu, ben sonradan fark ettim. Bizim eve çok misafir gelirdi. Biz hiçbir zaman sofraya iki kişi oturmadık. Evimizde hiçbir zaman iki kişi yatıp kalkmadık. Sürekli ziyaretler. Ben bazen, bu insanlardan sıkılmıyor musun derdim. Sağlık sorunları çok fazlaydı, ama o hiçbir zaman belli etmezdi hastalıklarını. O kadar çok acısı olmasına rağmen, yumruk girecek kadar yarası olurdu insanlar beni hasta görmesin diye sağlam durmaya çalışırdı, tansiyonu 23-24 olurdu, bazen 25'e kadar çıkardı, yüzü kıpkırmızı olurdu, yatmazdı gidip. Sırf cevap vermek için, insanlara eksik anlatım olmasın diye ayakta durmaya çalışırdı.”

YARIM KALMIŞLIKLARI TAMAMLADIK

"Hayatım boyunca kimseyi böyle sevmedim" diyor. Bu ilişkiye bir tanım da getiremiyor. “Karşısındaki insanı kendinden önce anlamaya çalışan bir insandı. Ben onu tanımaya çalıştım, o da beni. Bilmiyorum bunun adı nasıl konulur, ne olur? Kutsiye'yi görmediğim zamanlar çok özlüyordum. Bu başka bir sevgiydi. Bir şey yarım kalmıştı, biz onu tamamladık birlikte. Kimsenin yakalayamayacağı dostluğu, sevgiyi yakaladık. Birbirimizi hiç incitmedik diyebilirim.”

"Peki aileni" diye soruyorum. 1998 yılında evinden ayrıldığını söyleyen Aynur Akkemik, gülerek devam ediyor: “Ailemle 98'de ayrılmıştım. Onları bu kadar özlemiyordum. Annem duysa çok üzülür.”

HAYATA BAĞLIYDI

Aynur Akkemik, hayata bağlılığını nasıl duyumsadığını şu şekilde anlatıyor: "Yaşamayı çok severdi. O kadar acının, yaraların ve hastalığın içinde bunu yanındakine hiç çaktırmadan yaşardı. Hayata çok bağlıydı, hayatı çok seviyordu. Biz evde çifte telli de oynardık Kutsiye ile, ben elinden tutar halayda çekerdik. Her canlı onu mutlu ederdi, insanları çok severdi. Yani her şeye ayrı bir hayranlıkla bakardı, yağmur yağmasını çok severdi, benim yağmurlu havalarda uykum gelir o daha çok açılırdı, yağmurda yürüyüşe çıkardık, ben yağmurluğumu giyerdim, o incecik giyinip çıkardı.

Mersin'de deniz kenarında denize bakardı, derdim ki ne düşünüyorsun, ben göremiyorum sen ne görüyorsun derdim, gülerdi, hiçbir şey söylemezdi. Güneşin doğmasını, Ay'ı hep izlerdi. Gökyüzüne bakmayı çok severdi. Dışarıya çıktığımızda her yeri görebilecekse neredeyse hiç uyumazdı. Uykuyu çok sevmezdi.

KONUŞMADAN ANLAŞIRDIK

Çok zıt insanlardık, çok zıt kişilikler. Ama konuşmadan anlaştığımız çok an olmuştur. Değişik bir şey. Birbirimizi anlardık. Ne yapmak gerektiğini gözle, kaşla, bakışla anlayabilirdik. Sevgi dolu bir ilişkimiz vardı. Hayatım boyunca böyle biri olmadı hiç. Çünkü yalansız bir yaşamdı. Herkes birbirine karşı çok fazla dürüsttü. En ufak bir soru işareti yoktu hayatımızda. Birbirimize karşı davranışlarımızı da eleştirirdik, bu davranışın yaratacağı şeyleri de oturur konuşurduk. Birbirimizden hiçbir şeyi gizlemedik. Onun için birbirimizi bu kadar sevdik diye düşünüyorum. Çok kibar bir insandır Kutsiye. 10 yıla yakın birlikte yaşadık hiçbir zaman bana Aynurcuğum şuradan bana şunu ver demedi. Aynurcuğum verir misin derdi. Hiç kimseye yük olmak istemezdi.”

BİRLİKTE YEMEK YAPARDIK

Akkemik, ilk tanıştığında yaşadığı şaşkınlığı anlatıyor: "İlk geldiğimde baktım börek yapıyor. Şaşırmıştım. Sonra yaprak sarması Çok severdi. Birlikte yemek yapardık, herşeyi birlikte yapıyorduk. Örgü örerdi. Fanatik bir Galatasaraylı. Bütün yazılı olan kağıtları saklardı, üzerinde ne yazarsa yazsın. Bunun içinde örgü motifi çıkarmaktan tut yemek tarifine kadar. Komşular gelirdi, sadece kendi etrafımızdaki arkadaşlarla değildi ilişki, alt komşu, üst komşu gelirdi. Herşeyi merak ederdi. Karşı komşunun ne düşündüğünü, nasıl yaşadığını merak ederdi, aile ilişkilerini sorardı, birçok insan kızını oğlunu şikayete Kutsiye'ye gelirdi. Kutsiye onların iğnesini yapardı, tansiyonunu, şekerini ölçerdi.

DURUMUNDAN ŞİKAYET ETMEDİ

Yaşadığım hayatın bedelini ödüyorum demedi hiçbir zaman. Bunu da yaşamak gerekiyormuş derdi, hiçbir şeye isyan etmedi. Var olanı olduğu gibi kabul ediyordu. Hiç kimseye vasiyeti olmadı. Ölürsün hayat biter, kim ne isterse onu yapsın demişti. Hayatı olduğu gibi yaşayan bir insandı. Belki içinde isyanları, fırtınaları vardı, ama bunu biz hiç bilmedik, hiç de sormadık, çünkü hiç öyle bir ortam yaratmadı. Elimizde var olanlarla kendi kendimize mutluluk yaratmaya çalıştık. Olanlarla yetindik, bir tane daha olunca çok mutlu oluyorduk. Bir ikincisi yoksa, öbürü de gitmişse bunun için oturup ağlamıyorduk, çözüm üretmeye çalışıyorduk. Hayatı hiç zorlayan bir insan değildi, kasan bir insan değildi. Çok eyvallahsızdı.”

HİÇBİR METAYA DEĞER VERMEZDİ

Bozoklar için en önemli şey dürüstlük. Bozoklar'ın hiçbir metaya önem vermediğini, kendisini "özel mülkiyetçi", Bozoklar'ı ise "özel mülkiyetçi değil" diye tanımlıyor Akkemik.

“Hiçbir metaya çok değer vermezdi. Yalnız eşyalarını çok güzel korurdu. Benim kadar özel mülkiyetçi değildir. Ben bir kere sazım kırılmasın diye plan yapıyorum, nereye asayım diye. Döndü kafasını kaldırdı yataktan, 'seni hiçbir zaman bu kadar özel mülkiyetçi görmedim' dedi. Evimizde tek eşya neredeyse kitaplardı. Evin bütün duvarları kitaplıktı. En büyük zenginliğimiz oydu. Doktor, hiçbir zaman bu kadar entelektüel hastamız olmadı diyorlardı. Hayatın nasıl yaşanmasını gerektiğini anlatırdı."

İŞİMİZ İNSAN

Akkemik şöyle devam ediyor: “Kutsiye'nin dostluğu çok sağlamdır. Kutsiye ile zaman geçirmiş arkadaşlarımız; Kutsiye ile paylaştığı şeyleri bir başkasından duymayacağına, içini döktüğü bu insanın kendisi için kafa yoracağına ve kendisini onun bulunduğu yere koyacağına çok inanırdı.
Sıkılmadın mı bu insanlardan derdim, kaç saattir aynı şeyleri anlatıyor. İşimiz insan diyordu. Bana insanı sevmeyi öğretti her şeyden önce. Sabırlı olmayı öğretmeye çalıştı ama bunda tam başarılı olamadı." Gülüyor. "Bütüne bakmakla parçaları birleştirmek arasındaki farkı yakalayamıyordum daha önce, düşünmeyi öğretti biraz da" diyor. İnsanlarla olan ilişkilerini anlatıyor: "Karşısındaki kişiyi kendiyle yüzleştiren bir tarzı vardı. İnsan başkası için doğru olanı bilirmiş ya, kendi için doğru olanı bilmezmiş derler, aslında o insanı kendi doğrusuyla buluşturuyordu. İnsanın kendi özü gibi bir şeydi Kutsiye."

EN ZOR ANI

Söyleşimizin en zor anı Bozoklar'ın son dönemlerini anlatmak Akkemiz için. O anları anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor.

Hastaneye her gittiklerinde düzelerek eve gelecekleri inancı taşıdıklarını söyleyen Akkemik,en son hastaneye yatışını gözlerini yaşlar süzülerek anlatıyor: "En son yattığında yine atlatır diye düşündük. Atlatamayacağımızı anladığımızda Kutsiye yoğun bakıma girmek istemedi, yanımızda kalmak istedi. O dönemde ESP'nin kurulacağını duymuştu, genç doktorlara, 'Biz bir parti kurduk, bütün gençleri bekliyoruz, sosyalizm yolunda ilerleyecek' diyordu. Zamanın artık kalmadığını farketti, hiç susmuyor, sürekli anlatmak istiyordu."

HERKESLE VEDALAŞTI

Sosyalist aydın Bozoklar, 10 yılı birlikte geçen Aynur dışında herkesle tek tek vedalaşmış. "Herkese bir şeyler söyledi bana söylemedi. Benim onu hiç bırakacağımı düşünüyordu demek ki. Birbirimize çok fazla doyamadık açıkçası. Biz birbirimize siyam ikizi gibi yapışmıştık.
Tabutun geldiği an kadar hiçbir an acı olmadı. O an kesin ve kararlı bir şekilde götürüyorlar. Herkesin belirli rutin bir yaşamı var. Herkes o yaşamlarına döndü, bir tek yaşantısı olmayan benmişim. Kutsiye beni terk etmiş oldu yani. Kabullenmek ve anlamak çok zor. Biz hep Azraile çelme takıp geldik, ama en sonuncusunda atamadık, bu kez çetin çıktı.”

HAYATI KATLANILIR KILARDI

Söyleşide çeşitli itiraflarda da bulunuyor: "Ben bazen yalan söylüyordum arayanlara, şehir dışındayız diyordum, çünkü bazen gerçekten kıskanıyordum. Randevu alacağım seninle görüşmek için diyordum, gülüyordu. Hayatı ciddiye alan bir insandı. Hayatı katlanılır kılardı. Acıyı çeken O, güzel sözleri bulup çıkaran O, yarın için umutlar yazan O. Kutsiye senin gibi insanları klonlamak lazım diyordum, niye diyordu, benim gibi düşünen çok diyordum, kızıyordu o zaman bana. Birlikte ağladığımız anlar da vardı, güldüğümüz de. Bir tek yalana kızardı, ikiyüzlülüğe kızardı. Bir şeyin gizlendiğini mutlaka fark ederdi. Kutsiye espri yapan insanlara çok gülerdi, çok severdi. Kendisi çok esprili bir insan değildi. Çok kahkahalı gülerdi, ağlarken de hıçkırarak ağlardı.”

GÜZEL ŞARKI SÖYLERDİ

Bozoklar'ın sesinin güzel olduğunu da söylüyor: "En sevdiği şarkı 'Bir romen kızı göründü Tuna boyunca.' Azeri şarkıları Azeri ağzıyla, çok güzel söylerdi. Şiir okurdu. hepimiz susar, onu dinlerdik. Latin müziklerini çok severdi Kutsiye. Fransızca müzikleri severdi. Cem Karaca'nın ve Timur Selçuk'un eski şarkılarını severdi."

ÖFKEDE AKIL OLMAZ

"Heyecanlı bir insandı ama hep mantıklı düşünürdü" diyor. Şöyle devam ediyor: "Kutsiye bir insanın birinci hatasında bir şey demezdi, ikinci hatasında bir şey demezdi, üçüncü hatasında oturur konuşurdu. En kızgın anında konuşmazdı. Yanlış bir şey söylememek için kendini sakinleştirir, ondan sonra konuşurdu. Öfkede akıl olmaz derdi. Kinci bir insan değildi. Daha fazla örgütleyici bir insan olduğu için, yarını örgütlemek adına ondan devrimci sonuçlar çıkarırdı. Devrimci olan herkese çok saygı duyardı. İçinde devrimcilik barınan, azıcık düşünme yetisine sahip olan herkes çok değerliydi. Kutsiye devrimciliği çok seviyordu, mücadeleci olan herkesi çok seviyordu. Kendinden başka insanları düşünen insanları çok seviyordu, kafa yoran insanları seviyordu. Onlar için kafa yoruyordu, düşünüyordu, oturur sohbet ederdi.”

EVİN HER DUVARINDA KÜTÜPHANE VARDI

Bozoklar'ın 10 bin adet kitabı varmış. Hemen hemen hepsini okumuş, altını çizmiş, yanına not almış. 30 yıl önce okuduğu kitapları bile neredeyse sayfa sayfa hatırlıyor: “Birlikte yaşadığımız evde kalmıyorum artık. Bizim evimiz kitaplar ve Kutsiye ile anlamlıymış. Kutsiye'nin babasından kalan kitaplar da vardı. Her şeyden önce bir arşiv vardı. 68'lerden bu yana toplanmış gazete kupürlerimiz vardı. Her hafta sonu gazete keser, kupürleri keser arşivlerdik, dosyalardık konusuna göre. Büyük bir emek vardı burada.

Alışverişe gidilecek denilince en çok sevdiği kitapçıya uğramak olurdu. Hızlı hızlı alırdı kitapları, sonra bir kenara koyar hesap yapar bir yarısını bırakırdık, sonra bir daha hesap yapar bir yarısını daha bırakırdık. Limitimizi aştığı için. Sonra bıraktıklarımızın listesini yapardık, arkadaşları arardı Kutsiye'yi bir şeye ihtiyacın var mı diye. O da kitapçıdan alamadığı kitapları söyler, bunlardan birini alabilirsiniz derdi. Onlar da hepsini alırdı, Kutsiye çok mutlu olurdu. Çok mütevazı ama çok utangaç bir insandı.

"KUTSİYE EŞİTTİR OKUMAK"

Kutsiye eşittir okumaktı. Kutsiye her dakika kitap okurdu. Yemek yerken aklına bir şey takılırdı, yanında kitabı vardı, çeker okurdu. Yatarken okurdu, gece lambasının ışığında. Birçok insan uykusu gelsin diye kitap okur, Kutsiye okudukça açılırdı, zaten zor yatırıyorduk, ben elinden kitabı alıyordum artık yanında yatıyordum uyusun diye. İskemlesinin bir sağında bir solunda iki kitabı olurdu hep, bir onu bir diğerini okurdu, çaprazlama okurdu. Kutsiye kelimelere dökülemeyecek gibi, sadece yaşanabilecek gibi bir hayat gibi geliyor bana."