ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Savaşın kaybettirdikleri

Kayıp yakını Apro Diril, 1990'da kilisesini, bahçesini, evini, değirmenlerini, huzurunu kaybetmiş. Ancak O'nu yarım bırakan; oğlunu kaybetmesi olmuş. "O günleri hatırlamak istemiyorum. Zaten içim yaralıdır" dese de 21 yıldır yaşadıkları hafızasında dün gibi canlı.

Etkin Haber Ajansı / 03 Nisan 2011 Pazar, 11:24

DİCLE MÜFTÜOĞLU- Mihri, Şırnak Beytülşebap'ta Asurlardan kalan bir köy. Şimdiki Türkçe adıyla Beşkovanlar. O ve civarındaki 10 köyde, Paskalya bayramları, bir hafta süren görkemli düğünler, pazar ayinleri, ayin sonrası geçirilen güzel vakitleriyle mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayan insanların hayatı, 1990'da savaşın yoğunlaşmasıyla birlikte alt üst oldu. Mihri Köyü'nden Apro Diril ile bir Cumartesi günü Galatasaray'da, köyünü ve gözaltında kaybedilen oğlu ve yeğenini konuştuk.

Diril, Asurlardan bugüne kadar gelen Mihrililerin, çevredeki köylerden hiç kimse ile inançları yüzünden sorun yaşamadıklarını, 1990 yılına kadar çok huzurlu günler yaşadıklarını anlatıyor. Büyük bir özlemle kiliselerden bahseden Apro Diril, kiliselerden birinin dağda, kayaların içinde olduğunu, İsa döneminden kaldığını, ikincini ise yöreye özgü taşlarla köyün içinde kendilerinin yaptığını belirtiyor.

SAVAŞ GELDİ HUZUR GİTTİ

Kendinizi bir an filmde hissediyorsunuz ve bu kadar huzurlu akıp giden bir yaşamda bir yerden kötülük çıkagelecek diye bekliyorsunuz. Tam da o huzurlu sessizliğin ardından gelen kara günleri anlatmaya başlıyor Apro Diril. Savaş yoğunlaşınca hayatlar da değişmeye başlıyor. Diril savaşın Mihri'ye yansımasını şu şekilde aktarıyor:

"İlk önce 1990 yılında köyü boşalttılar ve yaktılar. 1992 yılında geri döndük, 4 aile iki yıl kaldık ama yine köyü boşalttılar ve yaktılar. Tüm bahçelerimizi, bağlarımızı yaktılar, hiçbir şeyimiz kalmadı. Çok şey yaşadım anlatamam. 100 tane kara kovanım vardı. Bağlarımız, meyve bahçelerimiz her şeyimizi bırakıp çıktık. Biz daha oradayken evimizi yaktılar, içindeki tüm eşyalarla birlikte. Tüm herşey kül olup gitti. İki tane çok güzel değirmenimiz vardı. Yaktılar. Herşey gitti..."

5 BİN AİLEDEN 5 AİLE KALDI

Köy yakılması sadece Mihri'ye ait bir durum değil. Mihri ile aynı kaderi paylaşan 9 Hristiyan köyü daha var. Ve bunların her biri 400-500 haneden oluşuyor. Apro Diril'e göre, böylece bir kavim yok edilmiş oluyor.

Bir yandan köy yakmalar, diğer yandan korucuların baskısı... Köylülerin çoğu Avrupa'ya göç etmiş. Türkiye'de sadece 4-5 aile kalmış. Diril, "Uçacak kandımız olmadığı için buradayız. Gidemedik. 4 tane çocuğum var Avrupa'da" diyor.

SUÇLARI YOKTU

Savaşla birlikte değişen hayatlarını anlatırken, söz en acı kaybına geliyor.

Diril, 1994 yılında oğlu ve yeğeninin İstanbul'a çalışmaya gittiğini, kendisi bu durumu istemese de kabullendiğini belirtiyor. Onları uğurluyor ve eve dönüyor, bir daha görüşemeyeceklerini bilmeden.

6 Haziran'da, İlyas ve Zeki ailelerini ziyaret etmek için köye doğru yola çıkıyor. Köye varmadan Uzungeçit'te gözaltına alınıyorlar. Apro Diril, sonraki süreci şöyle anlatıyor: "Uzungeçit'te korucular var. Ahmet Yusufoğlu, İlyas ve Zeki'yi terörist olarak gösterip para koparıp yeme hesabı yapıyorlar. Bu isim o zaman bölgede korucubaşıydı. O dönem Bila binbaşı da var işin içinde."

Savcı, İlyas ve Zeki'nin bir suçu olmadığına kanaat getiriyor ancak askerler "biz biraz daha tutacağız" diyerek bırakmıyorlar.

HELİKOPTERDEN ATTILAR

Diril, anlatmaya devam ediyor: "Benim oğlumun kimlikteki yaşı daha büyük. İlyas için ise serbest bırakma kararı veriyorlar çocuk olduğu için. Ve askerler karar konusunda baskı yapıyor. Sonra askerler onları alıp Uludere'ye götürüyor. Ben köyden tek başıma Uludere'ye geldim. Dağlardan yürüyerek geldim ve orada bir korucu beni şikayet etti. Beni kastederek 'bir terörist daha geldi' dedi. Beni de gözaltına aldalar. Ben gelmeden İlyas ve Zeki'yi helikopter ile karakoldan götürmüşler.

Ben görmedim ama başkalarının anlatımına göre onları helikopterden bir ormana attılar. Ben hücreye girdiğimde başka bir hücreden biri mazgaldan çocukların dün akşam orada olduğunu söyledi. Kollarının kırık olduğunu, vücutlarında birçok yerini kıracak kadar işkence yaptıklarını söyledi. Çocuklarımızdan o günden bugüne hiçbir haber alamadık."

Apro Diril ve ailesi bu olaydan sonra köyden ayrılmış. İstanbul'a gelmek istemişler ancak engellenmiş ve Beytülşebap'ta bir köye yerleştirilmişler.

Diril, oğlu ve yeğenini ararken ise tutuklanmış. O günleri şöyle anlatıyor: "Zaten 4 aileydik ve bizi içeriye aldılar. Biz tutuklanınca çocukların akıbetini soracak kimse de kalmadı. Çünkü diğer çocuklar zaten küçüktü. Biz cezaevindeyken 4 aile ilkbaharda bir araba tutup İstanbul'a göç ettiler. 1996 yılında serbest kaldık. Daha önceki birkaç mahkemede durumu protesto ettiğimiz için duruşmalara çıkmamıştık. Biz ailemizin nereye taşındığını da tam bilmiyoruz, sadece Kurtuluş'a taşındıklarını duyduk."

AİHM'DE KAZANDI AMA...

"1999 yılında Uludere'ye gidip savcıdan kağıt aldım. Av. Salih Beşaltı ile dava açtık. AİHM'e taşıdık. 7 yıl sonra sonuç geldi ve biz kazandık" diyen Apro Diril aslında bu sonuçtan pek memnun değil. Davayı kazandıklarını ancak sonucunda Türkiye'nin sadece para cezasına çarptırıldığını söylüyor.

'TÜRKİYE BENİ TALAN ETTİ'

Bu süreçte farklı davalarla ilgilenmek zorunda kaldığını anlatan Apro Diril şunları anlattı: "Bir çocuğum var, adı Talan. 1994'de dünyaya geldi. 3 kez mahkemelik olduk, 'bu ismi değiştireceksin' dediler. Savcı bana 'Sen Türkiye'yi mi talan ediyorsun?' diye sordu, ben de 'Ben talan etmem, Türkiye beni talan etti' dedim."

Başbakan'ın Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları ile yaptığı görüşme ve ardından kurulan komisyona ilişkin ise "Ben onlara güvenmiyorum. Mecliste kurulan komisyona başvurmadım. Maalesef ben bu hükümete hiç güvenmiyorum. Bu hükümet söylüyor ancak yerine getirmiyor" diyor.

'CANIMIN YARISI GİTMİŞ YARISI KALMIŞ'

Apro Diril'in son sözü "Çok işkence gördüm. (Çekilen tırnaklarını gösteriyor) Canımın yarısı gitmiş, yarısı kalmış. O günleri hatırlamak istemiyorum. Zaten içim yaralıdır" oluyor.