ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Kontrgerillanın suikast silahları

Uzi'den sonra Glock da Kıbrıs'ta

Glock ve Uzi... İki hafif, seri suikast silahı. Adları kadar kullanıldıkları cinayetler de dikkat çekici. Glock; Rahip Santora ve Danıştay baskınında, Uzi; Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı cinayetinde kullanıldı. Türkiye'de 25 cinayette kullanılan Glock ise son olarak Kıbrıs'ın muhalif gazetesi Afrika'ya yönelik saldırıda görüldü. Ergenekon soruşturmasının bir türlü uzanmadığı Kıbrıs'a bu silahların nasıl uzandığı merak konusu.

Etkin Haber Ajansı / 14 Mart 2011 Pazartesi, 15:11

MURAT SELENOĞLU- Kıbrıs'ın muhalif gazetesi Afrika'ya yönelik silahlı saldırının sır perdesi hala aralanmadı. Ancak ipuçları yok değil. Gazetenin kapısının kurşunlandığı silahın markası ve arkasındaki çete dikkat çekici.

Saldırının arkasından AKP'li Bülent Arınç'ın kardeşi Ümit Doğay Arınç'ın yakın ilişkide olduğu Felek'ler çetesi çıktı. Ergenekon uzantısı Felek'ler sıradan bir çete değil. Siyasetle hep ilişkisi olan bu çetenin lideri İsmet Felek, "Yavru Susurluk" olarak adlandırılan 142 kiloluk eroin kaçakçılığından Türkiye'de yargılanıyor. Gazeteyi arayarak "saldırıyı ben yaptırdım" diyen de, İsmet Felek'in kardeşi Oğuz Felek.

Saldırıya ilişkin tek ve önemli ayrıntı sadece bu değil. Kıbrıs polisi, saldırıda kullanılan ve daha sonra tetikçinin Ercan Havaalanı'nda bir yere attığı silahın markasının "Glock" olduğunu açıkladı.

MEHMET AĞAR, İSRAİL'DEN ALDI, KAYBOLDU

Türkiye, Glock ve Uzi marka suikast silahlarına yabancı değil. Bu silahlar özellikle, kontrgerilla gerçeğinin asfalta saçıldığı "Susurluk" meselesindeki "Kayıp Silahlar Davası"nda gündeme geldi.

Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığı dönem olan 1993 yılında İsrail'den Uzi ağırlıklı olmak üzere suikast silahları satın alındı. Ancak bu silahlar daha sonra 'kayboldu.' Silah tüccarı Ertaç Tınar, "Kayıp Silahlar Davası"nda şöyle diyordu: "Silahların seçimi ve ithali işlemleriyle ilgili olarak 1993 Eylül'ünde Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin ve Ertuğrul Ogan'la birlikte Zürih üzerinden İsrail'e gittik. Daha sonra 'Ceylan' adlı uçakla günübirlik İsrail'e gittik. Her iki seyahatte Ağar, İsrail'in üst düzey istihbarat yöneticileriyle görüştü. Silahların tamamı teslim edildi. Silah pazarlığını Polat Otel'de yaptık. 50 milyon dolara anlaştık. Ağar, 25 milyon doları ödedi. Geri kalanını ödemedi."

İsrail'den silah almaya giden ekipteki isimler dikkat çekici. Keza bir çoğu ilerleyen dönemlerde çeşitli vesilelerle tekrar sahneye çıkacaktı.

GLOCK'LA 25 CİNAYET İŞLENDİ

Türkiye'de "hayalet silah" olarak da bilinen "Glock"larla, aralarında siyasi cinayetlerin de olduğu toplam 25 cinayet işlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı'nın raporuna göre; 2005 yılından bugüne kadar 522 Glock tabanca değişik suçlarda kullanıldı.

Bu silahlardan 514'ünün, ABD'nin Irak'a hibe ettiği silahlar olduğu belirtiliyor. Bu silahların Türkiye'ye nasıl girdiği hala tartışılırken, 2009 yılı başında Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin'in evlerinde yapılan aramada 9 adet "Glock" marka silah çıktı.

İsrail'le silah anlaşmasına giden ekibin içinde yer alan Şahin'in evindeki silahlara ilişkin tabancayı üreten Avusturyalı şirket, silahların, ABD'nin Irak'a hibe ettiği ve kaybolan silahlar arasında yer aldığını bildirdi.

Sıradan çetelerden ziyade, sürekli "derin devletin derin çetelerinde" çıkan bu silahlarla ilgili dikkat çekici noktalardan birisi de silahların Ergenekon, TİT, TMT gibi kontrgerilla örgütlenmelerin hem Türkiye'de hem de Kıbrıs'ta bir çok siyasi cinayet ve saldırılarda kullanmış olması.

SANTORA CİNAYETİ

Profesyonelce işlenen bu cinayetlerden bazıları şunlar:

Trabzon'da Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro, 5 Şubat 2006 tarihinde öldürüldü. Katil zanlısı olarak yakalanan 16 yaşındaki O.A.'nın, "Glock" marka tabancayı nasıl temin ettiği bilinmiyor.

DANIŞTAY SALDIRISINDA DA AYNI SİLAH

Silahın isminin duyulduğu cinayetlerden birisi de Danıştay baskını. 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay'ı basan Alparslan Aslan, 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'i öldürdü, Daire Başkanı Mustafa Birden ile birlikte dört üyeyi de yaraladı. Arslan, baskında Glock marka tabanca kullanmıştı.

Saldırıdan iki gün sonra açıklama yapan dönemin Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Alparslan Aslan'ı yönlendiren çetenin liderinin emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin olduğunu bildirdi. Danıştay saldırısının azmettirici olarak da yargılanan Tekin'in, olay öncesinde Arslan ile sık sık telefonla görüştüğü belirlendi. Danıştay davası, 2009 yılında Ergenekon davası ile birleştirildi.

KIBRIS'TA KUTLU ADALI SUSURLUKÇULARIN SİLAHIYLA ÖLDÜRÜLDÜ

Ergenekon yöneticisi olmaktan yargılanan Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in ismi sadece Türkiye'de anılmıyor. Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, Kıbrıs'ta da tanınan bir sima. Adı, Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı'nın 1996 yılında öldürülmesinde, dönemin Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Galip Mendi, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı ve Abdullah Çatlı ile birlikte geçiyor.

Kıbrıs'ta kontrgerilla faaliyetlerini deşifre eden Adalı, dönemin Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklamasına göre Susurlukçuların meşhur silahı "Uzi" ile öldürüldü.

Ergenekon davasının bir türlü uzanmadığı Kıbrıs'a, Susurluk silahlarının nasıl uzandığı merak konusu. Keza, "Kayıp silahlar davası"nda mahkeme kayıtlarına göre kayıp silahlar Susurlukçulara verildi. Mehmet Ağar, silahları Korkut Eken'e "gizli bir görev" için verdiğini kabul etti. Ama bu görevi açıklamadı. Yine mahkeme kayıtlarına göre özel harekatçı Korkut Eken, bu silahları Abdullah Çatlı'ya teslim etti. Yapılan balistik incelemede silahların Abdullah Çatlı'da olduğunu kanıtlar nitelikte. Çünkü, Adalı'yı öldüren kurşunların üzerinde Çatlı'nın parmak izi çıkmıştı.

Öldürülen Adalı'nın eşi İlkay Adalı ise "O kurşunların Uzi silahından çıktığına, kime ait olduğuna dair bilgiler gelirse, o olayın çözüleceğine inanıyorum" diyordu.

KIRBIS'TA YÜZBAŞI TEKİN BAĞLANTILARINA DİKKAT

Eşinin, ölümünden kısa süre önce Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Galip Mendi'den tehdit telefonları aldığını ve Mendi'nin bunu mahkemede kabul ettiğini ifade eden Adalı, "Kıbrıs'ta 'Evet-Hayır' oylaması yapılacağı zaman Galip Mendi, Muzaffer Tekin'le birlikte gelip burada, köyleri gezip 'Hayır' oyu verilmesi hususunda halka telkinde bulundular" diye ekliyor.

Gazeteci Fatih Polat ise Muzaffer Tekin'in Kıbrıs bağlantılarına işaret ettiği yazısında, "Muzaffer Tekin'in bağlantıları eğer, devletin çatısındaki gerilim içinde bir 'pat' durumuna teslim olunup örtülmez ise, Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili yeni somut bilgilere ulaşılması hiç zor değil. Gazeteci Adalı, Cumhuriyet ve Danıştay'la ortak karakterli bir hedef olarak, aynı merkezin hedefi oldu. O derin merkezin içinde Kıbrıs bağlantılı bir isim olan Muzaffer Tekin'in, rolünün ne düzeyde olup olmadığından da ayrı olarak, Kutlu Adalı cinayetinden bihaber olması düşünülebilir mi?" diye yazıyordu.

CİNAYET SİLAHI AİHM'İN GÜNDEMİNDE

Kapısının kurşunlanmasıyla tehdit notunun bırakıldığı Afrika gazetesinin genel yayın yönetmeni Şener Levent ise Kutlu Adalı cinayetine ilişkin şu çarpıcı detayı veriyor: "Cinayet Uzi marka silahla işlendi. Balistik incelemeye alındı. Ancak sonuçları hala gelmedi. 15 yıl geçmesine rağmen."

Kutlu Adalı'nın eşinin bu konudan da çok şikayetçi olduğunu ifade eden Levent, AİHM'e giden davada gündeme gelen konulardan birinin bu silah olduğunu belirtti. Cinayetin örtbas edildiğini söyleyen Levent, "Derin devlet deyip kalıyoruz. Ancak derin devlet demek kimseyi kurtarmıyor" diye ekliyor.

3 ERGENEKON SANIĞINDAN 1'İ KIBRIS VATANDAŞI

Bu ilişkiler ağına rağmen Ergenekon davasının Kıbrıs'a neden uzanmadığı hala önemli bir soru işareti. Keza dava kapsamında Kuzey Kıbrıs'ta kurulan "Ergenekon'un KKTC ile bağını araştıran Meclis Komisyonu" 2010 Aralık ayında açıkladığı raporunda Ergenekon'un KKTC ile ilişkisi olmadığını açıkladı. Apar topar kapatılması ve bombalama ile faili meçhul cinayetleri incelememesi ile eleştirilen Komisyon'un raporunda bir nokta ise dikkat çekti. Türkiye'de Ergenekon davasında 500'den fazla kişinin yargılandığı belirtilen rapora göre, bu kişilerden adada görev yapan asker veya üst düzey yetkili olmak üzere toplam 100-150'si KKTC vatandaşı.

Susurluk'un kayıp silahlarından sonra, Irak'tan kaybolan ve Ergenekoncuların evlerinden çıkan silahların da Kıbrıs'tan çıkması bir tesadüf mü?