ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Gelirse diye mutfak perdesini yarım tutmuş

Kayıp yakınları, Cumartesi Anneleri... Yıllardır yürüttükleri mücadelenin nedeni ortada; umut. Berfo Ana'ya 103 yaşına kadar direnme gücü veren bu duygu, aslında tüm kayıp yakınlarının yüreğinin bir köşesinde duruyor. Akıllarında ise geleceği güne dair hayaller. Şehriban Tepeli de eşinin öldürüldüğünü duyduğu halde yıllarca 'evde tehlike yok, gel' anlamında mutfak perdesini yarım tutmuş. ETHA'ya konuşan Tepeli, "Çok acı ama bekliyorsun" diyor.

Etkin Haber Ajansı / 13 Temmuz 2011 Çarşamba, 15:39

DİCLE MÜFTÜOĞLU- "Siz hiçbir eşyanızı kaybettiniz mi? Değersiz de olsa bir eşyanızı kaybettiniz mi? Kaybettikten sonra ne yaptınız? Dönüp dönüp belki buradadır diyerek, düşürdüğünüz yere bakmadınız mı?"

Kayıp yakınlarına sorulan "Bunca yıl geçti neden unutmadın?" sorusuna 27 yıldır eşi Maksut Tepeli'yi arayan Şehriban Tepeli böyle yanıt veriyor.

MÜCADELE İLE KESİŞEN YOLLAR, HAYATLAR

Onların yolları, 12 Eylül askeri darbesi öncesi Erzincan'da kesişiyor. Her ikisi de öğretmen ve TÖB-DER üyesi. Şehriban Tepeli, "Mücadele yolumuzu birleştirdi" diyor.

Ancak birliktelikleri uzun sürmüyor. Daha bir haftalık evliyken, 1980 yılının Şubat ayında gözaltına alınıyorlar. Tepeli'nin "Balayımızı içeride geçirdik" dediği süreç, 5 ay sürüyor, Haziran ayında serbest bırakılıyor. Bundan 4 ay sonra ise, 12 Eylül'de askeri cunta yönetime el koyuyor. Tepeli çifti bu kez da aranır durumda oldukları için kaçak yaşamak zorunda kalıyor.

Şehriban Tepeli, 4 yıllık bu kaçak yaşam sürecinin ardından, eşinin gözaltına alınmasını şöyle anlatıyor: "1984 yılında Şubat ayının 1'ini 2'sine bağlayan gece diye hatırlıyorum. Ali Yürümez diye bir arkadaşımız vardı, O'nun evinde yakalandı. İstanbul Küçükbakkalköy'de oturuyorlardı. Ali Yürümez yakalanıyor. İş yerinden alınıyor. Ali Yürümez'in evini bilmiyorlar. Yürümez akşama kadar işkencede dayanıyor, saat 08.00'den sonra artık fark edip evi terk etmişlerdir diyerek ev adresini söylüyor. Patronu bilgi verdiği için Ali Yürümez'in eşi gündüzden evi terk ediyor. Kadın çocuklarını da alıp gidiyor. Evi çok dağınık bırakarak gidiyor ki gelen kişi hissetsin evde bir anormallik var evde kalmasınlar diye.

Fakat daha sonra başka bir arkadaşları daha var, eve geliyor ve bir şey fark etmeden yemek hazırlıyor. O evdeyken polisler eve geliyor kapıyı kırarak içeri girip o arkadaşı yakalıyorlar. Ev sahibi de sorguya alınıyor. Ev sahibi bir ağabeylerinin daha olduğunu söylüyor. Ağabeyleri olarak Maksut'u kast ediyor. Evde olan arkadaşlarını gösteriyor, 'bu mu?' diye soruyor. Ev sahibi bu değil diyor. O zaman polis duraktan eve kadar önlem alıyor, evin içine de karakol kuruyor. Ev sahibini camın önünde tutuyorlar ve sokağa her gireni soruyorlar. Maksut eve geldiğinde hiç fark etmiyor. Yukarı çıkıyor ikinci katmış ev ben öyle biliyorum. Anahtarı kilide sokacağı zaman kapının kırıldığını fark ediyor, tam geri dönecekken polis vuruyor."

İŞKENCE EVDE BAŞLIYOR

Şehriban Tepeli, ev sahibinin daha sonra verdiği ifadeye göre, işkencenin evde başladığını ve üç saat sonra bir battaniyeye sarılı bir şekilde götürüldüğünü söylüyor.

Bu anlattıklarından sonra içini en çok yakan, "acaba" sorularını sorduran durumdan bahsetmeye başlıyor ve o dönem kendisi de arandığı için eşini arayamadığını, ailesine ulaşamadığını belirtiyor. Ailesine ulaşsa bile yardımcı olacak kimsenin olmadığını söyleyen Tepeli, "Bir yıl önce Maksut'un ağabeyi hapishanede ölmüştü, ki bana göre öldürülmüştü" diyor.

45 GÜNLÜK GÖZALTI SÜRESİ

Ev sahibine bir daha ulaşamadığını ama Maktup Tepeli'nin birlikte yakalandığı arkadaşının şahitlik yapmaya her zaman hazır olduğunu söyleyen Tepeli, "O kadar acı ki Maksut yakalandığında gözaltı süresi 45 gündü. 12 Eylül'de 3 aydı. 84'e gelindiğinde güya biraz hafifletilmişti. Bu demek oluyor ki 45 gün boyunca içeridekiyle hiçbir bağ kuramayacaksınız. Avukatınız olsa dahi" diyor.

45 gün bekledikten sonra diğer yakalanan kişinin ağabeyinin hapishaneye gittiğini ve görüş yaptığını, görüşte kardeşi 'birlikte yakalandığımız arkadaşı öldürdüler' dediğini söyleyen Tepeli, bu haberi üç ay sonra duyduğunu belirtiyor, ancak elleri bağlı olduğu için yine bir şey yapamıyor. Ve 1985 yılının Eylül ayında Türkiye'yi terk etmek zorunda kalıyor.

2003 yılında avukatı aracılığıyla başvuruda bulunduğunu belirten Tepeli, mahkemeden bir cevap alamadıklarını ama kişisel bir kaynakları aracılığıyla Adli Tıp'ta Maksut Tepeli'ye ait rapor olduğunu öğrendiğini anlatıyor. Şehriban Tepeli, rapora ulaşamamış ancak giriş kayıtlarında adının bulunduğunu öğrenmiş.

ANNESİ'NE 'OĞLUN ÖLDÜ' DENİLİYOR

Şehriban Tepeli, İstanbul ve Hollanda'da bunları yaşarken Maksut'un annesi ise başka bir tabloyla karşılaşıyor. Tepeli, annenin yaşadıklarını şöyle aktarıyor: "Maksut'un annesi köydeki karakola her hafta gidip 'oğlumu ve gelinimi görmedim' diye imza veriyor. Çünkü bu konuda çok baskı yapıyorlar, yerimizi söylesinler diye benim aileme de bu yönde çok baskı yapıldı. Maksut yakalandıktan sonra 'artık gelmene gerek yok, oğlun öldü' diyorlar. Anne çok zorluyor, 'Oğlum nerede öldürüldü, oğlumun cenazesini istiyorum' diyor...

Zaten Türkçe bilmiyor ve çok zorlanıyor. Karakol komutanı anneyi döverek, tekmeleyerek dışarı atıyor, 'defol git sana cenaze mi verilir. Sen de oğlun gibi ölmek mi istiyorsun' diyor. Kadın zavallı, hiçbir yere başvuramıyor."

BABASININ GÜNEŞİ...

Maksut Tepeli'yi bir tek eşi ve annesi aramıyor. O kaybedildiğine 2 buçuk yaşında olan kızı Direnç Solmaz da arıyor babasını. Kızının babasına dair hiçbir şey hatırlamadığını söyleyen Şehriban Tepeli, "Ama o zamana kadar baba kız ilişkisi korkunç güzeldi. Babası ona 'Güneşim' derdi. (Gözleri doluyor) Çok acı, acı şeyler" diyor.

Direnç Solmaz, 4 yaşına kadar babasının yurt dışında çalıştığını sanıyor. Yurt dışına gittikten sonra kızına babasının öldürüldüğünü açıkladıklarını söyleyen Tepeli'nin gözyaşları artık yerinde durmuyor, yanaklarına doğru çağlıyor: "Çok acıydı. 4 yaşındaki çocuğun tepkisi korkunçtu. Bağırarak ağlayarak 'ben hala babamı yurt dışında çalışıyor diye bilmek istiyorum. Ben bunu bilmek istemiyorum' dedi. Yıllar önce 8-9 sene önce AİHM'e gitmeyi tartışıyorduk. Duydu ve ilk tepkisi şu oldu: 'Benim babamı bize teslim edecek mi? Bulacak mı? Ne yapacaklar.' Türkiye'yi para cezasına mahkum edecek dediğimde, 'ben o pis parayı istemiyorum, babamı istiyorum diye haykırdı'"

HUKUKSUZ DÜNYADA HUKUK'U ARAYACAK

Şimdi kızının 29 yaşında bir hukuk öğrencisi olduğunu söyleyen Şehriban Tepeli, durumu şöyle tarifliyor: "Hukuksuz dünyada hukuku arayacak."

NÜFUSA ÖLÜ DÜŞÜMÜ YAPILMIŞ AMA CENAZE YOK

"Kayıp öyle acı ki" diyor Şehriban Tepeli, "Arıyorsun sürekli, bekliyorsun, beklentin var. İnanıyor musun ben hala rüyalarımda Maksut'u görüyorum, rüyalarımda yaşıyor. Rüyalarımda ben hala onunla kavga ederim yaşadığını benden ve Solmaz'dan gizlemiş ve örgütlü mücadele ediyormuş. Korkunç bir şey, nüfus kayıt örneğinde ölü geçiyor. Yıllar önce nüfus cüzdanı çıkardım dul yazıyordu. Bu demek oluyor ki ölümü ile ilgili düşüm yapmışlar. Bunları bildiğin halde hala hayallerinde yaşatıyorsun" şeklinde konuşuyor.

UMUT... BEKLİYORSUN

Bir kez daha tekrarlıyor Şehriban Tepeli, "Umut... Bitmiyor" ve devam ediyor: "Bizim bir parolamız vardı. Mutfak perdesi sokaktan geçerken görünüyordu. Yarım kapatırsam tehlike yok gel, eğer mutfak perdesi tümden kapalı ya da açıksa tehlike var gelme. Ben Maksut'un öldürüldüğünü duyduktan sonra yıllarca mutfak perdesini yarım tutuyordum. Ya gelirse.... Evde tehlike yok gel diye. Öldürüldüğünü duymuşum ama acabalarla yaşıyorsun. Yarım kalsa da gelir belki. Çok acı ama bekliyorsun."

BAŞBAKAN BERFO ANAYI AYAĞINA ÇAĞIRDI

2003'te yaptığı başvurudan bir sonuç alamadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurma noktasına geldiğini belirten Tepeli, dava sürecine yeniden başlayacaklarını söylüyor.

Şehriban Tepeli, Başbakan ile Cumartesi Anneleri'nin görüşmesine ilişkin ise şunları ifade ediyor: "103 yaşındaki Berfo ana Başbakan'ın ayağına gitmiş ve Başbakan da şaşırarak haberi olmadığını söylemiş. 103 yaşındaki Berfo Ana yıllardır kaybını arıyordu, diğer Cumartesi Anneleri de aynı şekilde. Ben Hollanda'da yaşadığım halde takip edebildiğim kadarıyla bizlerin gözü oldular kulağı oldular, yüreği oldular onlar. Bizim her kaybımızın annesi, kardeşi eşi oldular. Herkes duydu, dünya duydu Cumartesi Annelerini. Hollanda basını bile onları yazdı. Ama ne yazık ki bizim Başbakanımız daha yeni duyuyor. Yeniden ayı keşfediyoruz. Bunlar hep vardı. Bu devlet yıllarca Cumartesi Anneleri üzerine köpekleri saldırttı, saçlarından sürükledi ve biz bunu yıllarca dünya basınından takip ettik.

Bir de ayağına çağırdı. Devlet katında muhatap alındılar bu önemli bir gelişmedir ama yine de diyorum keşke Berfo ana onun ayağına gitmeseydi. Çünkü ben onların samimiyetine güvenmiyorum."

TOPLU MEZARLAR KEPÇELERLE KAZILIYOR

Cumartesi Anneleri'nin seçim malzemesi yapılmasından korkan Tepeli, devlete olan güvensizliğini şöyle açıklıyor: "Şuan kepçelerle toplu mezar açılıyor. Bir hükümet dur kanıtları yok ediyorsun diyemiyor mu? Bunu benim devletim zaten kaybetmiş. Suçlu hiçbir zaman suçunun açığa çıkmasını istemez. Kepçelerle toplu mezar açılıyor. Hiç olacak bir şey mi? Bütün delilleri yok ediyor, kemikleri parçalıyor. Şimdiye kadar çıkan kemiklerin kime ait olduğu belirlenemedi.

Kendileri gömüyor, kendileri açıklıyor, kendileri kazı yapıyor. Dünyada görülmemiş bir olay. Suçlu şimdi kazı yapıyor, hangi delili sunar."

1 YILDA NE DEĞİŞTİ?

AKP Hükümetinin derdinin başka olduğunu söyleyen Tepeli, "Geçen yıl kayıp aileleri Ankara'ya gitti ve aynı kişilerle görüştü o zaman bir şey yapılmazken şimdi yapacağız diyorlar. Olayın üzerinden 1 yıl bile geçmedi ne değişti. Onlardan yana hiç umudum yok. Kayıplar sorunu bugün konuşulur hale geldiyse Cumartesi Anneleri'nin mücadelesiyle oldu. Çünkü gerçekten onlar bunu konuşulacak hale getirdiler" diyor.

Görüşmenin ardından kurulan komisyonu yeterli bulmadığını dile getiren Tepeli, içinde kayıp yakınlarının, bağımsız kuruluşların, insan hakları savunucularının, gerçekten bu işi yüreğinde hisseden insanların yer almadığı bir komisyonun başarılı olamayacağının altını çiziyor.

GÖZYAŞININ RENGİ YOK

6. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı'na da katılan Tepeli, oradaki gözlemlerini şöyle anlatıyor: "O kurultayda şunu gördüm; gözyaşının rengi yok. Hepimizin acısı aynı."

Latin Amerika'da babası kaybedilen çocukların bir iletişim ağı kurduklarını söyleyen Tepeli, onların çalışmalarını duyunca aklına Türkiye'nin geldiğini, burada da benzer mücadele yöntemlerinin uygulanabileceğini söylüyor. Şehriban Tepeli, onlardan dinlediği örnekleri şöyle aktarıyor: "Katliam yapan subayın evini, mahallesini tespit ediyorlarmış mahalleye gidip -çünkü o insanlar unutmuş- katili teşhir ediyorlar. Ya da katliam yapan diktatörün isimleri sokaklara verildiyse -bizim ülkede Kenan Evren sokağı, okulu olduğu gibi, o sokakta oturanlara 'böyle bir kişinin adının verildiği sokakta oturmak ister misiniz' diye soruyorlar. O sokağın adını orada oturanların onayıyla o dönem kaybedilen bir kişinin ismi ile değiştiriyorlar."

İLK ZAMANLAR YALNIZDI, ŞİMDİ DEĞİL

Kurultayların mücadele deneyimlerini aktarım bakımından önemine vurgu yapan Tepeli, "Orada sadece kendi kaybımın olmadığını herkesin kayıpları olduğunu gördüm. Maksut'un ilk öldürüldüğü zaman tek başımaydım. Dört duvar arsında ölümünü bekliyorsun. Acımı duvarları yumruklayarak yalnız yaşadığımı biliyorum. Ama şimdi diyorsun ki yalnız değiliz aslında. Filipinli anne ile yan yana otururken sanki benim kız kardeşimdi. Acının gözyaşının rengi yok" diyor.