ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

'En diptekiler' için mücadele

Dünya dönüyor. Ve dünya içinde evsiz insanlar, şiddet mağduru kadınlar, sokakta soğuktan ölen yaşlılar... Tüm bunlara karşı direnen, dünyanın, kapitalizmin acı gerçekleri gibi karşımızda duran şeylere karşı ses çıkarmak. Ses çıkartmakla yetinmemek, elini taşın altına koymak. Özellikle de bunların en çarpıcı olanları ezilenlerin ezileni kadınlar için mücadele etmek...

Etkin Haber Ajansı / 19 Şubat 2011 Cumartesi, 11:22

DİCLE MÜFTÜOĞLU- Dönen dünyaya öylece bakmamak. Ses çıkartmak bununla yetinmemek, elini taşın altına koymak, bunu örgütlü bir şekilde yapmak... En diptekiler için mücadele etmek... Belki de bu yüzden, önce kadınlar için yola koyulmak.

Son dönemlerde yüzleri mor eşarplarla kapalı kadınlar olarak aklımıza kazındılar. Kadın cinayetlerine karşı seslerini yükselten, o kadınların ölümüne dikkat çekmek için tabut taşıyan bir örgüt. Şefkat-Der'in Başkan Yardımcısı Ayfer Erel, derneği, insan hak ihlallerini ve yaptıkları çalışmaları ETHA'ya anlattı.

MOR EŞARPLARIN ÖYKÜSÜ

İlk olarak özellikle benim ilgimi çeken mor eşarpları sordum. Ayfer Erel, birçok insanın şiddetin simgesi olarak bildiği rengin ve eşarpların öyküsünü şöyle aktardı: "Mor rengi cesareti, direnişi ve özgürlüğü temsil eder. Bizim Şefkat-Der Kadın Hayata Tutunma Evinde kalan arkadaşlarımız, şiddet mağduru, hayati yönden risk altındaki kadınlar. Korunmak zorundalar ve yüzlerini deşifre etmememiz gerekiyor. Bunu aynı zamanda öyle bir şekilde yapalım ki yaptığımız eylemlerde bu artık bir sembol haline gelsin dedik. Biz de bu sebeple bu yolu tercih ettik."

EN DİPTEKİ İNSANLAR

Erel, Şefkat-Der'in 1995 yılında kurulduğunu ve o günden bu yana evsiz, kimsesiz, şiddet mağduru, cinsel sömürüye maruz kalmış, en dipteki, insan haklarından en az yararlanan ve hakları en fazla istismar edilen, sömürülen insanlar için faaliyet yürüttüğünü aktarıyor.

İstanbul ve Konya'da açtıkları Kadın Hayata Tutunma Merkezlerinde bugüne kadar 15 bin civarında kadının faydalandığını kaydeden Erel, Erkek Sığınma Evleri de açarak dünyada bir ilke imza attıklarını belirtiyor. Erel, erkek sığınma evlerini şöyle tanımlıyor: "Erkek sığınma evleri de yine aynı şekilde, evsiz, cinsel yönden saldırıya maruz kalan, yetiştirme yurtlarından ayrılan gençler, huzurevlerinin kabul etmediği yaşlılar, sokakta yaşayan insanlara yönelik bir çalışma. Daha önce 1995 yılında barınak vardı. Erkeklerin de mağdur olduğu, sokakta kaldığı düşüncesinden dolayı 2001 yılında ilk kez erkek sığınma evi tabirini kullandık. 6 bin 500 civarında erkek faydalandı."

Ayfer Erel, ilgilendikleri alanların çok geniş olduğunu söyledi, "Sokakta yaşayan insanlarla, devletin kapısına polis diktiği genelevlerde zorla çalıştırılan, sömürü çarkında kullanılan kadınlarla, şiddet mağduru olup da hakları korunmayan insanlarla dayanışma içindeyiz ve insan hakları konusunda çalışmalar yapıyoruz" diyor.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLER

Ayşe Yıldırım, Ayşe Paşalı, Güldünya, Saadet öğretmen... sayıları uzayıp giden, bazen savaş bilançosu andıran ölüm listeleri. Can yakan, iç kanatan hikayeler...

Bizler evimizde otururken, hayatımıza devam ederken günde üç kadın ölüyor, öldürülüyor. Şefkat-Der Başkan Yardımcısı Erel, sık sık cinayetlerin suç ortağının devlet olduğunu, 4320 sayılı "Aileyi Koruma Yasası"nın, aileyi ya da kadını koruma yasası olmadığını vurguluyor ve "Maalesef yetkililer bu konuda hassasiyet göstermiyorlar ve insanın canına kast eden bir düzen var ortada" diyor. Ayşe Paşalı, Ayşe Yıldırım, Saadet Öğretmen'in tam da bu yasa ile katledildiklerini bir kez daha hatırlatıyor.

AYŞE PAŞALI'NIN ÇIĞLIKLARINI DUYUYOR MUSUNUZ?

Ayşe Paşalı davasına katılan Erel, mahkemeye dair gözlemlerini şöyle aktarıyor: "Mahkeme çıkışında kızı haykırdı, 'Annemi öldürdün, eline ne geçti. Senden nefret ediyorum' dedi. Ben de çok doldum dayanamadım bağırdım, 'Duyduğun sesler varmış. Duyduğun sesler arasında Ayşe Paşalı'nın çığlıkları da var mıydı?' diye sordum."

Ayfer Erel, bu soruyu biraz da tüm topluma soruyor ve mahkemeye katılımın azlığından yakınıyor: "Toplumun gündemine giren bir davayı bu kadar az sahiplenirsek nasıl bunun önüne geçebiliriz!"

HAKLAR BİLİNMİYOR

Erel, insanların özellikle de kadınların haklarından haberdar olmadığını, yetkililerin de bu durumla çok ilgilenmediğini belirterek, özellikle karakollarda bu konuyla ilgili özel birimler kurulması gerektiğini ifade ediyor: "Birçok kadın karakola gidiyor, barodan avukat talep etme hakkı var ama karakoldaki görevliler bunu söylemiyorlar. Devlet 50 bin polis eğittik diyor, ama biz 10 polisin bile eğitildiğini görmedik. İçişleri Bakanlığı'nın kadını korumayla ilgili çıkardığı genelgeler vardı. 2006 yılında çıkan bir genelge diyor ki; 'risk altındaki kadının, ortada kalan kadının sığınma evine yerleştirilmesi ve koruma altına alınması yoksa misafirhane, bakım evleri gibi yerlere yerleştirilmesi, o da yoksa güvenilir bir otele polis korumasıyla birlikte yerleştirilmesi...' Biz de bunu karakolda iletiyoruz ve komiser bile bundan haberdar değil. Söyleyince bize o genelgeyi yollar mısınız diyorlar."

DUR DEMEK, AMA NASIL?

Ayfer Erel, "Bu meselelere bir an önce dur dememiz gerekiyor. Tamam dur diyelim ama nasıl dur diyeceğiz?" diyor ve ekliyor:

"Bir kere tahrik indirimi kalkmalı; sığınma evlerinin sayıları, kapasiteleri artırılmalı; katiller, eşlerine şiddet uygulayanlar, tecavüzcüler tutuklu yargılanmalı; caydırıcı cezalar uygulanmalı; panik odaları oluşturulması zorunlu hale getirilmeli; koruma yasası gerçek bir koruma yasası olmalı; yeni kimlik uygulaması başlamalı."

Bu çözüm önerilerini, sloganın ötesinde hayata geçirmeye çalıştıklarını söyleyen Erel, açtıkları sığınma evlerinin, yaptıkları kampanyaların, eylemlerin buna örnek olduğunu belirtiyor.

KALMA SÜRESİNİN KISALIĞI DA BİR ŞİDDETTİR

Sığınma evleri Türkiye'nin acı gerçeklerinden biri. Kadına yönelik şiddetin, ölümlerin yaşandığı Türkiye'de toplam sığınma evi sayısı 70. Bu sayı, sadece 6 ayda öldürülen kadın sayısının 3'de 1'i.

Şefkat-Der Başkan Yardımcısı Erel, Türkiye'nin sığınma evi tablosunu anlamak için İstanbul'u örnek gösteriyor. Buna göre, 15 milyonluk kentte belediyelere ait sadece 6 sığınma evi var. Bir sığınma evine yerleşmek de kolay değil.

Erel, süreci şöyle anlatıyor: "Sığınakta kalmak için başvuru yaptığınızda, Sosyal Hizmetler Kurumu'nun ön kabul merkezinde üç gün kalıyorsunuz. Sonrasında elinize bir liste veriliyor, 'git şu belediyelerin kadın sığınma evi var burada artık kalamazsın' deniliyor. Kadın sığınma evlerine gittiğiniz zaman doluluk oranı sebebiyle alınmıyorsunuz."

Sığınma evlerinin arttırılması ve mevcut olanların da kapasitelerinin artırılması gerektiğine vurgu yapan Erel, "Bunun yanı sıra zaten sığınma evlerinde kalma sürelerinin kesinlikle uzatılması gerekiyor. Çünkü; şiddet mağduru, risk altındaki kadın geliyor sığınma talebinde bulunuyor ve ona ilk söylenen şey, 'üç ay kalabilirsin, daha fazla kalamazsın.' Bu psikolojik şiddettir. Yani, kocasından, ailesinden şiddet gördüğü kişiden kaçıyor ve devlet de ona farklı bir şiddet uyguluyor" diyor.

'KENDİMİZİ MECLİS ÖNÜNDE ATEŞE VERECEĞİZ'

Koruma yasasının içinin boş olduğunu ifade eden Erel, şunları söyledi: "Hani güzel, tamam erkeğe 6 ay uzaklaştırma cezası veriyorsun. Peki kapısında bekliyor musun şiddet mağdurunun? Beklemiyorsun. İş yerine gidip gelirken koruyor musun? Bunu da yapmıyorsun. Daha kadın hakimin yanında iken tehdit edilen ve çıkışta öldürülen insanlar var. Şefkat-Der Kadın Hayata Tutunma Evleri'nde kalan misafirlerimiz 'eğer devlet bizi korumazsa, bizimle ilgili yasaları çıkarmazsa, uygulamada sıkıntı çıkarırsa meclisin önünde kendimizi yakacağız, canımıza tak etti, Mısır'daki gibi ayaklanacağız' diyorlar."

Erel, Koruma Yasasına, yakından koruma, kadın çalışıyor ve işe gidemiyorsa ücretli izin gibi noktaların eklenmesi gerektiğini belirtiyor.

YENİ KİMLİK YENİ HAYATIN ANAHTARI

Şefkat Der, kadının korunması, eşinden, ailesinden kaçan, hayatı risk altında olan kadınlara yeni bir kimlik verilerek geçmişin bağlantılarının silinmesini de talep ediyor. Bunun çok önemli bir uygulama olduğuna dikkat çeken Erel, "Sığınma evimizde kalan bir kadın arkadaşımız var. 15 yıldır eşinden kaçıyor. Boşanmasına rağmen eski kocası 'Hakim seni benden boşayabilir ama ben boşamıyorum' diyor ve takip ediyor. 15 yıldır şehir şehir gezmek zorunda kalan, yüzünü kapatan, gözlük ve peruk takan tanınmamak için elinden gelini yapan bir kadın. Bu kadının yaklaşık 2.5 yıldır mücadelesini veriyoruz. Sürekli Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, İnsan Hakları Komisyonu'na dilekçeler gönderiyoruz ve yeni bir kimlik numarası talep ediyoruz" diyor.

"Yeni bir kimlik nedir?" sorusunun yanıtını ve önemini de şöyle anlatıyor: "Mevcut kimliklerden bu kadın kaydını oynatamıyor. Hiçbir şekilde ikametgah alamıyor. İkametgah alamadığı zaman da ne valilikten ne de kaymakamlıktan yardım alamıyor. Ev tutamıyor. Çünkü ev tuttuğu zaman elektriği, suyu açtıracak ama faturalarda ismi görünüyor. Sisteme girdiğiniz zaman bu kişinin adresi ve tüm bilgileri çıkıyor."

Erel, kadına yönelik şiddette tutuklu yargılamanın şart olması, zorunlu psikolojik tedavi uygulanması, hala devam ediyorsa belli anlaşma yapılan ülkelere bir daha geri dönmemek üzere sürgüne gönderilmesi gibi önerilerini de aktarıyor.

STÜDYO TİPİ SIĞINAK

Stüdyo tipi kadın sığınma evleri kurulmasını talep ettiklerini anlatan Ayfer Erel, "Kadınların çocuklarıyla birlikte kalabileceği küçük stüdyoların oluşturulması ve kadının orada korunması. Çünkü sığınma evleri toplu kalınan yerler ve 11 yaşından sonra erkek çocuğu annesiyle beraber almıyorlar. Bu çok sıkıntılı bir mesele" diyor.

Erel, şiddet uygulayan erkeğin panolarda teşhir edilmesi ve psikolojik bir baskı oluşturulmasının da önemli olduğunu dile getiriyor.

KADINLARIN VARLIĞI ÇÖZÜCÜ GÜÇ OLUŞTURUR

Kadınların karar mekanizmalarında, yönetimde bulunmalarıyla şiddetin, cinayetlerin azalacağına dikkat çeken Erel, "Kadın vekil sayısının toplamın yarısından fazlasının, 81 ildeki Valilerin yarısından bir fazlasının kadın olması gerekiyor. Hakim, savcıların yine aynı şekilde. Her alanda kadın sayısı arttırılsa bu problemler belki o zaman çözülür" diyor.

Ayfer Erel, önümüzdeki günlerde kadınları koruma altına almayan hakim ve savcılar hakkında ve kadın cinayetlerini münferit gösteren devlet yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını da bildirdi.