ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Davutpaşa; OSTİM'in habercisiydi

Ankara OSTİM'de 17 işçinin yaşamını yitirdiği facia akıllara 21 işçinin öldüğü İstanbul Davutpaşa'daki patlamayı hatırlattı. Davutpaşa'da eşini, çocuğunu, kardeşini, sevdiğini, parçasını bırakanlar OSTİM'deki patlamayla acılarını bir kez daha hatırladı. İdris Çabuk, Davutpaşa ile OSTİM için "aynı" diyor ve ekliyor: "Bu resmen cinayet."

Etkin Haber Ajansı / 05 Şubat 2011 Cumartesi, 16:19

ŞENOL SAĞALTICI/MURAT SELENOĞLU- İdris Çabuk, İstanbul Davutpaşa'da 31 Ocak 2008'de vicdanların enkaza dönüştüğü patlamada eşi Gülhan Çabuk'u yitirdi. O zaman 3 yaşında olan oğlu Kıvanç şimdi 6 yaşında. "Kimse bilemez" diyor yaşadıklarını ama O, OSTİM'de yaşanan acıları biliyor, bundan sonra olacakları da tahmin ediyor.

Oğlu ile birlikte "hep bir şeylerin eksik" olduğu evlerine konuk olduk, OSTİM'i izlerken neler hissettiğini konuştuk. Çabuk, Davupaşa'dan OSTİM'e 'değişenleri' anlattı.

BOŞUNA ÖLMEMİŞ OLACAKLAR

"Üzüldü insan" diye başlıyor sözlerine İdris Çabuk ve devam ediyor: "Yakınlarının halini kimse anlayamaz, hissedemez. Televizyonlar gösteriyor, belki yıl dönümlerinde hatırlayacaklar, o da aileler sahip çıkarsa... Ve emin olun eğer aileler buna sahip çıkmazsa bunu bile hatırlamaz insanlar. Ve sadece televizyonlar işte bir yıl önce Ankara OSTİM'de patlama oldu 17 kişi yaşamını yitirdi diyecekler. Davayı takip ederlerse, en azından kendilerini vicdanen rahat hissedecekler, haklarını aramış olacaklar, en azından o ölen insanlar boşuna ölmüş olmayacaklar."

"Kolay olmadı" O ve O'nun gibi onlarca aile için. Çabuk, "Çok üzüldük onlara, benim başıma geldi, bir çocuk var, üç sene oldu, üç yaşındaydı şimdi 6 yaşında. Bir tanesinde 6 çocuk var, babasını annesini görmeyen çocuklar var. Bir tanesi tek başına kalmış bir kadın arkadaş. O dönemi atlatmak kolay değil. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. O dönemi atlatmak kolay olmadı. Biz 15 aile bir araya geldik birşeyler yapmaya çalıştık, hakkımızı aramak, elimizden gelen her türlü şeyi yaptık" diye ekliyor.

ÜÇ YIL NASIL GEÇTİ?

Kendisi ve çocuğu için üç yılın nasıl geçtiğini anlatmaya çalışıyor İdris Çabuk. Patlama yaşandığında 3 yaşında olan oğlu, şimdi altı yaşında. Gelecek yıl okula başlayacak. Çabuk, "Daha ayrı bir sıkıntı" diyor. Oğlunun annesiz büyümesini "telafisi doldurulamayacak bir boşluk" olarak tanımlayan Çabuk, "Ben bir babayım anne değilim. Bir annenin çocuğuna vereceğini ben veremiyorum. O sıkıntıyı yaşıyorum" diyor.

"Diğer ailelerde de aynı zorluklar var. Eşim öldü, diğerlerinde erkekler öldü çocuklarıyla birlikte kadınlar ortada kaldılar. İnsanlar çok zorluklar yaşadı. Çocuk ne yiyecek, ne içecek, ne giyecek? Çocuk hastalandı başında sabahlayacaksın, uykusuz kalıyorsun sabah işe gideceksin yorgunsun. Çalışmasan neyle yaşayacaksın anlatılacak gibi değil. Çocuğu kreşe gönderiyorum ilgilenecek kimse yok. Sabah gidiyor akşam alıyorum. Anlatılmayacak şeyler var, dışarıdan çok kolay gözüküyor. İnsanın içi okşanmıyor" diyerek gözleri dolu sitemli bir şekilde anlatıyor duygularını.

'DEVLET BİZİ ÜÇ YILDIR DAVA PEŞİNDE KOŞTURUYOR'

Öfkesi ve umutlarının mücadele ile büyüdüğünü ifade ederek devam ediyor Çabuk yaşadıklarını anlatmaya: "Üzülüyorsun bazen kendine kızıyorsun ama senin bir suçun yoktu ki. Benim eşimin çalışmaktan başka bir suçu yoktu ki! Ya da diğer 21 ailenin bir suçu yoktu. Hiçbiri orayı havaya uçurmak için gitmedi, ama ne oldu hepsi vefat etti. Biz üç yıldır bu sıkıntıları çekiyoruz. Bu davadan birşeyler çıkartalım da biri görür de hani böyle bir şey yapıldı, yapıldığı zaman birşeyler çıkıyor uğraşıldığı zaman birşeyler değişiyor desinler diye. Ama yine de içimiz rahat etsin. İleride çocuğum bana sorduğunda böyle bir olay oldu da sen ne yaptın diye sorduğunda ona cevap verebileyim. Şimdi ona cevap verebileceğim o konuda gönlüm rahat. Devlet üç yıldır bizi dava peşinde koşturuyor, onlar bize yardımcı olacaklarına bizi koşturuyorlar. Biz devlete işini yapması için baskı yapıyoruz."

EĞER....

İdris Çabuk, "Davutpaşa ile OSTİM'deki patlamalar aynı" diyor. Davutpaşa'daki gibi ihmaller ve denetimsizlik zincirine işaret ediyor:

"Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı neyle sorumlu? Sigortasız işçi çalıştırılıyor mu, iş yeri çalışma ortamı uygun mu? Ama denetlemiyor. Bunun sonucu bu. Bizler, 'bunlar bir daha yaşanmasın', 'insanlar işini yapsın', 'bir daha olmasın ki başka birinin canı yanmasın' dedik ve üç yıldır mücadele veriyoruz.

Devlet işini yapmıyor. En büyük sorun da bu zaten. Devlet işini yapsa, devlet işini takip etse bunlar böyle olmaz. Birebir denetlese, adamların verdiği beyana göre değil de gidip denetlese bu şekilde olmaz. İş yeri ruhsatı vermez o zaman. Buraya gönderdiğin elemanın üstüne sorumluluğu verirsen o zaman bunları yapmaz. Ama boşluk çok ve kimse bu boşluğu doldurmak için uğraşmıyor. Yetkililer sadece boş vaatlerde bulunuyorlar."

DAVUTPAŞA EMSAL OLSAYDI

Adaletin enkaz altında kaldığı Davutpaşa davası için "bizim dava" diyor çünkü başta kendisi ve onlar gibi onlarcasının bir parçası olmuş artık. Devam ediyor yapmak istediklerini anlatmaya: "Bizim dava bu konuda çok önemli. Bir daha Davutpaşa olmasın derken bunu demek istiyorduk. Eğer bizim davada iyi bir karar çıkarsa bizim dava örnek bir dava olacak. O zaman çalışan, yetkisi olan insanlar imza atarken bir kez daha düşünecekler, o zaman denetçiler denetleme yaparken bir kez daha düşünecekler, denetlemeyi tam anlamıyla yapmak zorunda kalacaklar, eksik işyerlerine ruhsat vermeyecekler eksik iş yerlerini kapatacaklar, çalıştırmayacak gerekirse. Çünkü bu davada ceza alanlar onlara örnek olacaklar."

KADER Mİ?

"Eğer bunlar yapılsaydı..." diyen Çabuk, Bursa, Zonguldak'ta maden ocaklarında, Tuzla tersanelerinde yaşanan iş cinayetlerinin olmayacağına işaret ediyor. "Kader mi?" diye soruyoruz. Çabuk isyan ediyor: "Kesinlikle değil. Sen denetlemedin, iş yerinin nasıl bir yer olduğunu görüp ona göre ruhsat vermedin, elamanın rüşvet almış, çalışan memurlar neye imza attığını bilmemiş, yıllarca bu şekilde göz yumulmuş, yeni olaylar olmuş hiç o olaylardan ders alıp hareket etmedin, vatandaşını korumak için hareket etmedin bu olaylar oluyor bu bir kader. Öyle bir şey yok ya kesinlikle yalan hikaye ya... Resmen cinayet. Buna izin verenler de cinayete ortak."

ÇUKURU BEZLE KAPAT, KADER DE

Çabuk, "Bu dünyada hakkımızı arıyoruz, ama sanmasınlar öbür tarafta hakkımızı almayacağız. Ama biz öbür tarafa bir şey bırakmak istemiyoruz. Bu tarafta alalım başka insanların canı yanmasın. Devlet üç yıl önce önlem alsaydı, Tuzla'da önlem alsaydı, bu davaların belki hiçbiri olmayacaktı, iş yeri bitmeden önce yangına karşı, çalışma koşulları ortama uyumlu mu diye denetleme yapsaydı ne Davutpaşa, ne OSTİM, ne Zonguldak, ne Bursa olurdu. Denetlenmedi; kader. İnanan insanlarımızı kandırmak için söylenen bir söz.
Şimdi insanları yürüdüğü bir yerde çukur açıp üstünü bezle örtüp insanlar onun üzerinden geçip ölürse bu kader olmaz bir cinayet olur" diyor.

TEK KALIRLARSA KOLAY HARCANIRLAR

Çabuk, OSTİM'de yakınlarını yitiren acılı ailelere sesleniyor. Yaşadıkları acılara bir parça ortak olmaya çalışıyor, bir yandan da yaşadığı üç yılın deneyimlerini paylaşmak istiyor. Çabuk, ailelere şu şekilde sesleniyor: "İnsanlar haklarını arasınlar toplu halde arasınlar. Tek kalırlarsa kolay harcanırlar. Biz bir dava açılması için 7 ay uğraştık. Davamızı açtık en sonunda. Tek kalsan harcarlar. Bir arada olmak çok önemli. Tek kalsan bitirirler. Ama ne yaptık biz beraber olduk. Bazen beş kişi olduk 15 aileyi temsil ettik, gün oldu üç kişi, gün oldu tek kişi 15 aile olduk. Devlet suçlu ya suçlu. İşte bak orada (İstanbul'da kapalı kasa servis minibüsüne ölen kadınları kastederek) insanlar ceza almadı. Şimdi gidin servislere bakın aynı, değişen bir şey yok. Yine aynı tip servis araçları insanları taşımak için uygun değil. Ders almak yok. Sadece günü kurtarmak var. Ekranlar karşısına çıkıp boş konuşmak... Bu kadar başka yaptıkları bir şey yok."

haber görüntüleri