ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Katliamın ardından hücrede 10 yıl

"Hayata Dönüş"ün adı 19 Aralık'tan sonra "tecrit" olarak değişti. Cezaevleri operasyonunda yangını, yıkımı, ölümü, katliamı yaşayan siyasi tutuklular, 10 yıldır yaşadıkları F tipi cezaevlerini anlattı: "Bu mektubu 11 Aralık'ta yazıyorum. Bugün yılın ilk karı yağdı. Ne zaman yılın ilk karı yağsa 19 Aralık 2000'e götürür beni rüzgar. Belki de kar taneleri..."

Etkin Haber Ajansı / 17 Aralık 2010 Cuma, 11:50

FATMA KELLECİ- "Afyon'a tatile çıkalım" bir parolaydı. Parolayı alan emniyet mensupları, "Afyon'a tatile" diye 20 cezaevine birden operasyona gitti. "Tatilin" bilançosu ağır oldu. Dünyada eşi benzeri görülmeyen operasyon sonucunda 28 tutuklu ve hükümlü hayatını kaybetti. Devam eden süreçte ölüm oruçları ile birlikte ölü sayısı 122'yi buldu, 600'den fazla insan sakat kaldı. 19 Aralık 2000 akşamında televizyonda spikerin sesi ve gülümseyen ifadesinde "Hayata Dönüş" operasyonunda bu ayrıntılar henüz yoktu.

Basının "Tutukluların isyanı bastırıldı" diye duyurduğu operasyon öncesinde, anında ve sonrasında neler yaşanıyordu. 2000'den 2010'a F Tipi cezaevlerinde neler yaşandı? Katliamı yaşayan ve hala cezaevlerinde bulunan hükümlüler, "Hayata Dönüşü" ETHA'ya anlattı.

19 Aralık katliamını Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde yaşayan ve bugün Gebze M Tipi Cezaevinde bulunan Muhabbet Kurt, gönderdiği mektupta; 10 yıldır, her yıl toprağa düşen ilk karla birlikte 19 Aralık'a gittiğini anlatıyor: "Bu mektubu 11 Aralık'ta yazıyorum. Bugün yılın ilk karı yağdı. Oturduğum yerden rüzgarla savrulup duran kar taneciklerini görebiliyorum. Ne zaman yılın ilk karı yağsa 19 Aralık 2000'e götürür beni rüzgar. Belkide kar taneleri..."

Kurt, "cezaevlerinde isyan vardı" sözünün aksine, cezaevinin sessizliğine dikkat çekiyor: "19 Aralık 2000'de Ümraniye E Tipi Hapishanesi'ndeydim. Uyumak için yukarı çıktığımda saat 02.00 olmuştu. Nöbetçiler ve çalışan birkaç arkadaş dışında tüm koğuş derin bir uykudaydı. Hapishane olağanüstü sessiz ve sakindi. Öyle ki yağmurun sesi bile bozamıyordu bu sakinliği. Birazdan olacakları ve bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını nereden bilebilirdik ki... Nergiz Gülmez'in havalandırma kapısına vurarak 'Arkadaşlar saldırı! Saldırı var' diyen sesine mi, maltaya kurşun yağdıran silahların gümbürtüsüne mi yoksa direnişe geçen 'Ümraniye faşizme mezar olacak' sloganlarına mı uyandık? Her birimiz buna farklı yanıtlar verebiliriz. Fakat sessizlik ve sakinliğin çekip gittiğini hepimiz görmüştük."

'ÖLMEMEK BİR TESADÜFTÜ

28 tutuklunun hayatını kaybettiği "Hayata Dönüş" operasyonunda onlara göre ölmemek bir tesadüftü: "Asker maltaya ateş altında tutarak ilerlemeye çalışıyordu. Maltalar hapishanelerin en stratejik noktalarıdır. Maltayı elinde tutan moral ve fiziki üstünlüğü de ele geçirmiş sayılırdı. Kurşun yağmuru altında maltanın iki ana girişine barikat kurmayı ve askeri püskürtmeyi başarmıştık. Dört gün boyunca yangına, gaza, kurşuna, bombaya, nefessizliği, susuzluğa, karanlığa... şehit düşen yoldaşlarımızın yüreğimize bıraktığı sonsuz acıya, kan kaybeden yaralılarımızın sızısını dindirememenin çaresizliğine karşı birlikte direndik. Bu direnişte Ölüm Orucu direnişçisi Ahmet İbili, Alp Ata Akçagöz, Ercan Polat, Umut Gedik ve Rıza Poyraz'ı şehit verdik. Şehitlerimizin sayısının beşle sınırlı kalması yanıltmasın kimseyi. Çünkü bu sadece bir tesadüftü. Bir çok defa toplu infaz saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Direnişin son günü çekildiğimiz yemekhanenin tavanında açılan deliklerinden üzerimize bomba ve kurşun yağarken nasıl olup da hayatta kaldığımıza hala şaşıyorum. 200'ü aşkın devrimci gruplar halinde, açılan her deliğin altında kol kola girmiş türkü söylüyordu. Bombalar bacaklarımızda (ki ben de o bombalardan birinin bacağımda patlamasıyla yaralandım) sırtımızda, kolumuzda patlarken ölmemek bir tesadüftü."

19 ARALIK: ATEŞİN OKSİJENSİZ KALDIĞI AN

"19 Aralık'ın bir yüzü vahşetse diğer yüzü de direniştir" diyor Muhabbet Kurt ve bir örnekle anlatıyor vahşetin ortasındaki duygularını: "Direnişin üçüncü gününde kadınlar koğuşunun küçük odasına yaralılarımızla, Ölüm Orucu direnişçilerimizle ve Ercan Polat'ın cansız bedeniyle birlikte çekilmiştik. Her yer yağlı kağıtlarla kaplıydı ve nasıl olduğunu anlamadan birden tuvaletin kapısı tutuşmaya başladı. 'Teslim olun' çağrılarıyla birlikte bir yandan uzun borularla odaya gaz veriliyor diğer yandan da bir çeşit geçici körlüğe yol açan ilaçlı su sıkılıyordu. Bu ilaçlı suyun ateşi nasıl etkileyeceği konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Ve kapı yanmaya devam ediyordu. Yere düşecek bir kıvılcımla hepimizin küle dönmesi işten bile değildi. Askerler de bunun farkındaydı ve fısıltıdan istifade edip 'Teslim olun, gelin sizi ailelerinize kavuşturalım' çağrısını yineleyip duruyorlardı. Biz dört gün boyunca bu tür saldırılarla koğuşlarımız ateşe verilirken de, malta taranırken de, yaralılarımızı barikatın arkasına tartışırken de karşı karşıya kalmıştık. Kaygılarımız yok muydu? Elbette vardı. Ki bunlar yoldaşlarımıza, kapıda bekleyen ailelerimize ve en çok da ölüm orucu direnişçilerine dairdi. Ölüm orucu direnişçilerinin etrafında etten duvar örülmesi de bundandı. Biz sularımızın son damlasını onlar için saklarken onlar sularının son damlalarını yangını söndürmek için ateşe attılar. Yeniden ateşe dönecek olursam; yangın büyümeden nasıl söndü diye birbirimize sorduğumuzda bir arkadaşımız, 'Ateş büyümedi çünkü içeride oksijen yoktu' demişti. Ateşin bile havasız kalışının adıdır 19 Aralık."

Ümraniye Cezaevinde "Hayata Dönüş" operasyonu 22 Aralık'ta sona erdiğinde saatler 14.30'u gösteriyordu. Gaz bulutunu aralayıp dışarı çıkmayı başaran tutuklu ve hükümlülerin televizyonlara yansıyan görüntüsü hala akıllarda olmalı. Kurt o anları şöyle anlatıyor: "Dört gün boyunca o kadar çok gaz, bomba, ilaçlı, tazyikli su, dumana maruz kalmıştık ki çoğumuzun bilinci yerinde değildi. Birbirimize tutunup slogan atarak iş makineleriyle delinen duvardan dışarı çıktık. Temiz hava, gökyüzü, aydınlık, kar, rüzgar... Bunlarla yeni karşılaşmışız gibi bir şaşkınlığı çoğumuz yaşamıştık."

Cezaevinden çıktıktan sonra ise içerideki kurşun ve bombanın yerini dışarıda cop, hakaret, tekme ve taciz almış. Muhabbet Kurt, "19 Aralık hızından hiçbir şey yitirmeden devam ediyordu. Adeta bu daha başlangıç dercesine hem de..." diye anlatıyor ve Alp Ata'nın bu esnada vurulduğunu, Umut Gedik'in yine o son gaz saldırısında zehirlenerek hayatını kaybettiğini anlatıyor. Kurt şöyle devam ediyor: "Dışarı çıktığımızda bizi asker, özel tim, komando ve sivil polislerden oluşan bir işkence koridoru bekliyordu. Bu koridordan tekmeler tacizler, coplar, küfürler eşliğinde saçlarımızdan sürüklenerek bir odaya götürüldük. Biz kadın tutsakları orada erkekleri de başka bir yerde topladılar. Yaralarımız için ne su ne de ilaç temin edebildik. Keza ölüm orucu direnişçilerimize de su verilmiyordu.

Elbette her şey buraya kadar değildi. Hapishanelerde yeni bir direniş ve saldırı süreci başlıyordu. F Tiplerine sevkle birlikte Ölüm Orucu direnişi kitleselleşerek yeni bir boyuta kavuştu. Yüzlerce kadın ve erkek devrimci tutsak Ölüm orucu direnişçisiydi. (Kitlesel açlık grevleri belli periyotlarla sürüyordu). Ekipler biçiminde çıkılan bu onurlu yolculukta yoldaşlarımızı sonsuzluğa uğurlamanın, her güne birkaç ölüm haberi sığdırmanın acısını tarif etmek için hangi kelimeler kullanılabilir ki. Hücre hücre eriyen Ölüm Orucu direnişçilerini sürükleyerek hücrelerden çıkarıp zorla müdahale işkencesi için hastanelere topladılar. Oralarda bizden uzakta ölümsüzleştiler de diz çökmediler. Biz geride kalanlar onlardan gelecek iyi haberlere hasret kalarak gözyaşlarıyla uğurladık onları. Ölümsüzleşenlerimize bağlılığımızı yaşamı devrimci tarzda örgütleyerek göstermeye çalıştık."

Ve ekliyor: "Ambulansta herhangi bir sağlık görevlisi yoktu. Ambulansa bindiğimiz andan itibaren başlayan işkence Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kadar sürdü. Coplarla sürekli omuzlarımıza vuruldu. Tecavüz tehdidi ve cinsel taciz gibi işkenceler yol boyu devam etti."

POLAT: SİPER YOLDAŞLIĞI İLE TAÇLI BİR DİRENİŞTİ

19 Aralık günü Gebze M Tipi Cezaevi'nde operasyona uyanan ve bulunduğu koğuşta Ölüm Orucu direnişçileri ile birlikte katliamı yaşayan Hasan Polat da ilk saldırı anında ölümcül yaralanmaların yaşandığına dikkat çekiyor: "İlk saldırı sırasında ve gün boyu süren direnişte ölümcül ve ağır yaralanmalar dahil çok sayıda arkadaşımız yaralandı. Ciddi ve ağır yaralanmaların hepsi kurşun, gaz bombası, cop sonucu gerçekleşti. Operasyonda ölüm yaşanmadı. Yaklaşık 12-13 saat süren bir barikat direnişi yaşandı. Her türlü silah ve araçlarla donatılmış katliamcı güçlere karşı devrimcilere yaraşır ve siper yoldaşlığıyla taçlanan bir direniş gösterildi. Aynı barikatlarda, siperlerde beraber dövüşüldü. Barikatlarımızı yıkarak, yakarak, koğuş ve koridor duvarlarını delerek koğuşlarımıza girildi. Gaz bombası asker-gardiyan coplarıyla etkisiz hale getirildik. Ölüm Orucu direnişçileri zorla alınarak hastaneye sevk edildi."

Polat, kadın tutukluların direnişine dikkat çekiyor: "Devrimci kadın tutsaklar çok güçlü ve anlamlı bir direniş sergiledi. En son düşen barikatlar onlarındı. Çok sayıda devrimci kadın tutsak yaralandı."

İKİ AY SONRA YİNE ASKERİ OPERASYON

Gebze M Tipi Cezaevi'nde gerçekleşen operasyonun ardından tutuklular F tiplerine sevk edilmemişti. Kapıda bekletilmenin ardından tekrar içeriye, yani cezaevinin yeni yıkık, virane koğuşlarına alınmışlardı. Hasan Polat, bu süreci şöyle özetliyor: "Operasyondan iki ay sonra ve 36 kişilik seçilmiş listeyle ilk sevk yapıldı. Yine bir askeri operasyonla koğuşlara girildi. Sloganlarla F tipi yolculuğuna çıktık. Tekirdağ F tipine sevk edilmiştik. Hapishane yeni açılmıştı. Daha önce Edirne ve Kandıra F tiplerine sevk edilen bir bölüm devrimci tutsak da buralardan alınarak Tekirdağ F tipine sevk ediliyordu. F tiplerine sevklerde uygulanan işkence prosedürü bize de uygulandı. Girişte zorla soyarak arama, dayak, zorla saç traşı vb. uygulamalar yapıldı. Hücrelerde ise askeri kışla disiplini dayatıldı. Kışla disiplini dayatmalarına ve onur kırıcı yaptırımlara karşı hazırlıklıydık ve hiçbir koşulda faşist kışla disiplinine ve yaptırımlarına uymayacağımızı ilan etmiş, karar almıştık. Dolayısıyla ayakta askeri düzen sayım vs. gibi kışla disiplini ve onur kırıcı tüm yaptırımlara cepheden tavır aldık ve reddettik. Sayımlar kendi belirlediğimiz biçimde oturularak verildi. Bu yüzden birkaç hafta sürekli dayağa, saldırılara maruz kaldık."

F TİPLERİNE ÖLÜM GEÇİTLERİNDEN GEÇEREK GİTTİLER

Hasan Polat, F Tipi'ne götürülüşünün ikinci gününde, sabah sayımında dayakla arkadaşlarından "koparılarak" tekli hücreye konulmuş. Koridor boyunca dayak, ardından tekli hücrede kemerle falaka işkencesi görmüş. Polat şöyle devam ediyor: "Sırtını on yılların güçlü direniş geleneğine yaslayan, 19-22 Aralık ölüm geçitlerinden kahramanca geçip gelen devrimci tutsaklar için bu işkence saldırılarının bir kıymet-i harbiyesi olamazdı. Hele Ölüm Orucu direnişiyle ölümün ve zulmün üstüne yürünürken faşist devletin tutsakları işkence, dayak, baskı, hak gasplarıyla vs. ile korkutma ve teslim alma saldırılarının hiçbir hükmü olamazdı."

'F TİPLERİ VE HÜCRELERİN TEMEL ÖZETİ DİRENİŞTİR'

"Hayata Dönüş"ün F tipindeki ismi ise tecrit olmuş. Televizyonlarda beş yıldızlı otel- dubleks evler diye tanıtılan F tiplerinde yaşam, sunulanın aksine; kaloriferlerin yanmadığı, suların akmadığı, kaba dayak ve işkencenin hakim olduğu bir seyirde sürmüş. Hasan Polat, bu süreci şöyle anlatıyor: "3,5 ay tekli hücrede havalandırmaya tek başına çıkarıldım. 7 yıl boyunca tekli hücrede tutuldum. On yıldır F tipi tecrit hapishanesindeyim. On yıllık F tipi hapishaneler gerçeğinin temel özelliği ve özeti direniştir. Tecride karşı direnişle yoğrulan ve kazanılan onurlu devrimci hayattır, örgütlü devrimci hayattır. F tipi hapishanelerde on yıllık süreci şekillendiren temel olgu devrimci direniş olmuştur. Büyük Ölüm Orucu direnişi bu sürecin mayasıdır. Devrimci kararlılığın ve teslim almazlığın ifadesi olduğu gibi, aynı zamanda elde edilen devrimci kazanımların da temelidir. Devrimci tutsaklar büyük bedeller ödeyerek siyasi kimlik ve örgütlülüklerini F tipi tecrit koşullarında da kesintisiz bir biçimde sürdürdü. Devrimci varlığını üretmeyi başardı. F tipi tecrit hapishanelerindeki insani, siyasi ve hukuki tüm kazanımların büyük can ve kan bedeli üzerinden yükseldiğini her zaman ve her yerde kuvvetle vurgulanması gerekir. F tipi tecrit hapishanelerindeki kazanımların asıl sahibi tüm süreçte şehit düşen 120 devrimcidir, ölüm orucunda gazi olan devrimcilerdir. Ve elbette bu direnişle mücadeleyle kenetlenen, mücadele eden bedel ödeyen ve destek sunan herkesin ve her kesimin bu kazanımlarda bir payı ve katkısı vardır."

Bugün Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde bulunan Hasan Polat, "Hayata Dönüş"ün ardından sürdürülen tecrit-tretman sisteminin 2007 yılında "sohbet hakkı" ile kırıldığına dikkat çekiyor. Bu kazanımın ise dışarıda yapılan mücadele ile kazanıldığını söylüyor. Polat, şöyle devam ediyor: "Bugün tecrit-tretman sistemi hala yerli yerinde duruyor. Hapishanelerde tecrit işkencesi amansızca devam ediyor. Baskı, işkence, hak gaspları, disiplin cezaları vb. sürüyor. Sohbet hakkının gaspı devam ediyor. Hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor ve öldürülüyor. Faşist devlet tecrit politikalarını dinamik ve değişken biçimde ele alıp uyguluyor. Tecrit-tretman politikalarını daha etkili kılmak amacıyla yeni yüksek güvenlikli hapishaneler olarak T ve L Tiplerini devreye sokuyor. F tiplerindeki devrimci tutsak kitlesinin sürgün-sevklerle dağıtılması, parçalanması tutsakların belirli yasal kategorilere bölünerek birbirinden koparılması vb. politika ve uygulamalar giderek ön plana çıkıyor, ağırlık kazanıyor. Aşınan, yıpranan ve aşılan tecrit-tretman politikaları yeni yöntem ve araçlarla tahkim ediliyor.
Devrimci tutsaklar dün olduğu gibi bugün de tüm bu saldırı politikalarına karşı mücadele ve direnişlerini sürdürüyor. Dün ve bugün eksik olan ise hala ve daima dışarıdaki toplam devrimci mücadelesinin tamamlayıcı ve belirleyici müdahalesidir. Tecrit-tretman sistemine karşı etkili bir mücadelenin ve daha büyük insani, siyasi ve hukuki kazanımların elde edilmesi için ezilenlerle birleşmiş devrimci güçlerin sözünü söylemesi ve eylemini yükseltmesi gerekiyor. Devrimci tutsaklar sınıf mücadelesinin zindan cephesinden Rosa'nın şiarını haykırıyor hala: Vardık, varız, varolacağız! Ve şairin dizesini çoğullaştırarak sesleniyorlar: İşte buradayız, sözümüzdeyiz. Tecride karşı direniyoruz ve direneceğiz. Zulme boyun eğmeyeceğiz asla!"

Ve Muhabett Kurt, her yıl ilk kar tanesinin yere düşmesi ile yol aldığı 19 Aralık "Hayata Dönüş" operasyonuna cevabı yine cezaevinde veriyor: "Bugün hapishanelere genç devrimci yoldaşların yolu düşüyor. Tedavi hakkının engellendiği, iletişim ve görüş cezaları, hücre baskınları, keyfi yer değiştirmeler, fiziki saldırılar, yayın yasakları vb. her türlü hak gaspının yaşandığı F Tiplerinde genç devrimciler yılların ustaları gibi kolektif yaşamı örüyorlarsa biz kazandık demektir. Evet bunu rahatlıkla söyleyebiliriz..."