ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Sadece onlardan bir parça istiyorlar

Cenazemiz çıksa sevineceğiz... Aylık bağdılar ama herşey para değil ki... Ülkem adına utanıyorum... Milletin devletin evladı olsaydı gece gündüz çalışırlar, çıkaraydılar benim yavrumu... Başbakan'ın kendi canı yansaydı oradan ayrılmazdı... Ölmek kader de çıkarmamak da mı kader... Biz ölüsüne hasretiz onu bile çok gördüler... Üç günde çıkartacakmış neden 5 ay bekliyor, bir de güzel öldüler... Biz ondan bir parça istiyoruz...

Etkin Haber Ajansı / 26 Ekim 2010 Salı, 10:37


MURAT SELENOĞLU (Zonguldak'tan bildiriyor)- Bu feryat, dünyanın başka bir ülkesinden değil. Bu isyan karaelmas diyarından. Bu çığlık, Şili'de 33 madenci 69 gün sonra sapasağlam çıkarılırken, ölüsü bile 5 aydır çıkarılmayan madencilerin ailelerden yükseliyor.

BİR BELDE İKİ ACI

Zonguldak'ta 30 madencinin yaşamını yitirdiği facianın ardından 160 gün geçti. İki aile var ki onların acıları bambaşka. Dinmiyor. Onların, eşlerine, oğullarına, babalarına, kardeşlerine ağlayacak, çiçek koyacak bir mezarları bile yok. O büyük patlamanın ardından hala yerin yüzlerce metre altından çıkarılamayan iki madenciden bahsediyoruz. Engin Düzcük ve Dursun Kartal'ın gözü yaşlı aileleri, sadece ve sadece "onlardan bir parça" istiyor.

Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun aylar sonra hem kuyunun onarımı hem de madenci çıkarılması için açtığı ihaleyi Çinli bir firma aldı. İki madencinin 45 gün içinde çıkarılacağı açıklandı. Yollara düştük. Zonguldak-Bartın karayolunda, Karaelmas diyarına 60 kilometre uzaklıkta kurulu Saltukova beldesindeyiz. Beldeyi ayıran karayolunun iki yakasında iki feryat, iki acı ve iki isyan yükseliyor. Önce Kartaloğlu mahallesinde "5 aydır bir gözümüz kanlı, bir gözümüz yaşlı" diyen Kartal ailesinin yanına gidiyoruz.

BAŞBAKAN'IN KENDİ YAKINI OLSAYDI...

Zaman durmuş Kartal ailesi için. Gözyaşı ve acıdan ibaret geride kalan 5 ay. Başbakan'ın, bakanların o günlerde söyledikleri hiçbir şeyi unutmamışlar. Unutmak mümkün mü?

Durmuş Kartal'ın eşi Gülzihar Kartal, acı haberi aldığı günü "Beynimden vurulmuşa döndüm" diye anlatıyor. Gözyaşları içinde "O gün bu gündür hala ulaşamıyoruz" diyor.

Başbakan'ın, "Cenazeler çıkana kadar arkadaşlarım burada kalacak" sözü daha dün gibi aklında. Gözyaşları içinde şöyle devam ediyor:

"Yetkililer 28 cenaze çıkarılana kadar oradaydı. Başbakan'ın kendi canı yansaydı oradan ayrılmazdı. Nasıl oldu o iki canı orada bırakıp gitti. Bir başbakanımız, milletvekilimiz var diye güveniyorduk. Artık hiçbir güvencem kalmadı. Çünkü benim canım orada yatarken, 158 gündür gözyaşı dökmekteyim.

Neden bizim arkamızda durmuyorlar. Başbakanımızın kendi çocuğu ve en yakını olsaydı bırakır mıydı? Bırakmazdı. Ben Başbakanıma sesleniyorum: En yakın zamanda, en yakın zamanda eşimin eve gelmesini istiyorum."

BOŞ MEZARA KUR'AN OKUTUYORUZ

"Hayırlı değil ama hayırlı bir haber" istiyor sadece. Yetkililer, önce başka bir madencinin cansız bedenini verdiler Kartal ailesine. İçlerini en çok da bu acıtıyor. "Bu bayram olsa, eşimin mezarına bir tutam çiçek.... Boş mezara Kur'an okuyup duruyoruz. Ne olur bu bayramda eşimin mezarı olsun. Artık aynı haberleri duymak istemiyorum. Benim çocuklarım perişanlar. Her gün 'Anne yanımıza gel' diyorlar. Benim hiç kimsem yok. Nasıl yaşlı kayınvalidemi bırakıp gideyim. Yetkililere sesleniyorum; en yakın zamanda eşimi bulsunlar, evine getirsinler. Herkes en azından gömdü, yerini biliyor. Benimkinin yeri de yok."

ÇOCUKLAR PERİŞAN

Kartal ailesinin iki çocuğu üniversitede. Turgut Kartal, Pamukkale Üniversitesi Makine Mühendisliği son sınıf öğrencisi. Tülay Kartal ise Pamukkale'de Bilgisayar Mühendisliği okuyor.

Dursun Kartal, hala çıkarılamadığı o madende işe başlamadan önce tuğla fabrikasında çalışıyordu. Tuğla fabrikası batıyor diye altı ay maaş alamadı. Aile "Çocuklar okuyor, nasıl yaparız, nasıl okutacağız" diye düşünürken inşaatlarda çalışmaya başladı, sonra da o madene girdi.

Gülzihar Kartal şöyle anlatıyor sonrasını: "İlk maaşını aldı, 'Gülizar, Allahıma çok şükür toparlanacağız' dedi. İki ay, üç ay sonra hiç borcumuz kalmadı diye çok seviniyordu. 'Çocuğun diploma törenine katılacağız' diyordu. Ama.... Çocuk derslerini veremedi, diplomayı alamadı. Çocuğum cenazelerle uğraştı, geceleri kabuslardan uyandı. Beş dersini veremedi. Kız okulu bırakacağım diyor."

ŞİLİ'DE SANKİ BENİM EŞİMİ ÇIKARDILAR

Onlar 5 aydır cenazesine bile ulaşamazken, Şili'de 33 madenci 69 gün sonra sapasağlam o cehennemden çıkarıldı. Gülzihar Kartal, sabaha kadar onları izlemiş. Şöyle anlatıyor: "Şilililer çıkarken, sabaha kadar ağladım. Sanki benim eşimi çıkarıyorlar. Hiç yatmadım. Ağlamaktan gözlerim iyi görmüyor artık. Benim eşim için de bir çare bulsunlar ne olur. Bir an önce çalışmalar başlasın. Gücüm kalmadı, canım kalmadı."

DEVLETİN EVLADI OLSAYDI...

Anne Fatma Kartal, ağlaya ağlaya isyan ediyor: "Neden çıkartmıyorlar? Neden devlet millet peşine düşmüyor? İki yavrusunu okutmak için benim yavrum bu hallere düştü. Beş aydan beri gelin kaynana ağlamaktayız. Yavrularım durmak istemiyor, okulu bırakacağız diye. Her akşam telefon açıyorlar, 'Anacım biz burda duramıyoz, sen de gel' diyorlar. Benim gelinimden başka kimsem yok. O da giderse ben nasıl yaşarım. Her akşam halimiz böyle. Ağla bakayı ağla. Ağla bakayı ağla. Şurda mezarını görsek. Öldü mü gitti mi bilmiyoz. Amma kemiğini, amma bir şeyini koysak da şu mezara, oğlum burda diye yanına varsam. Mezarını görmedik, ölüsünü görmedik. Beş aydan beri ne bu sürünmek.

Bu yoksulluk, bu yokluk nedir. Bu devlet neyin peşinde. Milletin devletin evladı değil mi? Milletin devletin evladı olsaydı gece gündüz çalışırlar, çıkaraydılar benim yavrumu. Nedir bu halimiz, gece rüyamızda gündüz hayalimizde yavrum. Benim yavrum ne halde, nasıl öldü bilmiyoz. Otuz tane adam gitti kefenle geldi. Neden onları oraya soktular. Gaz bu gaz. Can alıcı gaz. Dermanımız yok, fermanımız yok. Arkamızda kimsemiz yok."

BÜYÜK RİSKLERİ GÖZE ALDIK

Gülzihar Kartal'ın kardeşi de maden işçisi. 36 yıldır madenlerde çalışan Adnan Kartal, patlamanın yaşandığı gün Karadon müessesesinde çalışıyordu. O anı şöyle anlatıyor: "Kuyuya 50-100 metre uzaklıktaydım. Ambardan malzeme almaya gittim. Patlamayı duyduğumda sandalye havaya kalktı. Öyle ufak tefek birşey değil yani."

Anlattıkları o günlerde yetkililerin yaşadığı gerilimi özetliyor: "Herkes Gelik'ten beklerken Karadon'dan çıktı. Biz biliyorduk Karadon'dan çıkartılacağını. Eski kuyudan indik. Kurtarma kafesi -540 koduna kadar indi. Çinliler 'Biz olsak almazdık' dedi. Vicdani bir durum var. Çünkü kimsenin gözü birşey görmüyordu o an."

ÇİN'DEN GELİP BİZİ KURTARACAKLAR

Adnan Kartal, patlamanın ardından yetkililerin taş üstüne taş koymadığını, TTK yetkililerinin Çinli firma ile görüştüğünü söylüyor. "Ancak bu şirket dağılmış. Şirket adamlarını toplayamadı. 1,5 ay oyalama taktiğiyle adamları aramaya gittiler. Malzeme yok, şu yok bu yok, bazı malzemeler Çin'den gelecek denildi. Fakat dediğim gibi şirket adamlarını toplayamadığı için işe başlanmadı. TTK, bu sürede en azında temizliğini yapabilir, suyunu çekebilirdi. Fakat bizi oraya yanaştırmadılar.

Çinliler ne zaman gelir diye soruyoruz. 15 günde gelir. 15 gün oldu 30 gün. 30 gün oldu 60 gün. O gündür bu gündür taş üstüne taş koymadılar. Ben böyle bir sorumsuzluk görmedim. En fazla sızlandığım konu; yangın yok, gaz yok, herhangi birşey yok burada. Yani burada ne bekleniliyor? Çin'den biri gelecek de bizi kurtaracak. Böyle olunca insanın aklına korkunç şeyler geliyor."

28 CENAZE ÇIKINCA HERŞEY UNUTULDU

O da Başbakan'a tepkili. Sadece Başbakan'a da değil aslında. Şöyle diyor: "Başbakan 'cenazeler çıkmadan bakanlarım oradan gelmeyecek' dedi. 28 cenaze çıktı 4. gün. 28 cenaze çıkınca sanki herşey unutuldu. Bunca zaman ne soran oldu. Ben sadece Başbakan'a bakanlara kızmıyorum. Zonguldak'ın 5 tane milletvekili var. Onlar da kapımızı çalmadı, ne ediyorsunuz, ne yapıyorsunuz diye sormadı. Ben en fazla onlara güveniyordum, ancak kapımızı bile çalmadılar. Herkes üzerine düşen görevi yapsın. Burada iki tane çocuğumuz var. Kızımız okulu bırakacak duruma geldi. Yazık değil mi bunlara?"

ÜÇ GÜNDE ÇIKARTIRDIK...

Adnan Kartal da Şili'deki kurtarma operasyonunu yakından izlemiş. Çalışma Bakanı'nın, "Bizde olsa üç günde çıkarırdık" sözleri geliyor hemen aklına.

Şöyle diyor: "Şili'yi izlerken göğsüm kabardı. Bakan da çıkıp "Biz üç günde çıkartırdık" diyor. Bu kurum içinde çalışıyorum. Biz açık kuyuyu, yangın yok, gaz ama açamadık arkadaş. Her gün oradan bir taş alsaydık cenazeleri alırdık, içerideki suyu da çekerdik. Bu sözler bana hava geliyor, boş laflar bunlar. Kızımız Tülay, 'her gün ben bırakacağım' diyor. Bunları yaşarken taş üstüne taş konmadı. Yazıklar olsun, ben ülkem adına utanıyorum. Kimsenin hava atmasına gerek yok. Şili'deki durumu görünce ülkem adına utanıyorum."

CENAZEMİZ ÇIKSA SEVİNECEĞİZ

Adnan Kartal, "Biz cenazemiz çıksa sevineceğiz. Artık o duruma geldik" diyor, şöyle devam ediyor: "Kader diyorlar. Ben kadere inanmıyorum. Tamam ölüm kader, çıkmaması da mı kader? Bana bunu söylesinler. Hala kaderin peşindeler. Tekrar yetkililere sesleniyorum; herkes görevini yapsın bir an önce çıkarsınlar. Çünkü bu aile sabah kalkıyor acılar içinde. Nereye kadar? Bize şu tarihte çıkacak desinler. Biz bunu bilelim. Biz her gün bu çocuklara birşey mi anlatacağız? Sadece bunlar bitsin, başka birşey de istemiyoruz."

HERŞEY PARA DEĞİL Kİ

Kartal ailesine olaydan 1,5 ay sonra ölüm maaşı bağlanmış. Adnan Kartal, "Ama herşey para değil. Herşey parayla bitmiyor. Ben şöyle anlıyorum artık; 'Nasıl olsa maaşa bağladık, nasıl olsa biz bu işi hallettik, daha ne istiyorlar gibi...' Biz bir parça istiyoruz. Biz eniştemizin bir parçasını alıp, yerini belli etmek istiyoruz. bizim istediğimiz bu."

*Yarın Engin Düzcük'ün ailesi.

haber görüntüleri