ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Aynı acıya iki gözyaşı

Biri gerilla annesi, öteki asker babası. Ortak yanları, kirli savaş acısı. İkisi de yüreğinde evlat acısı taşıyor. Çocukları iki samimi arkadaş olan Aysel Lort ve Ali Rıza Yıldız bir araya geldi, “Bize acıların en büyüğünü yaşattılar, başka aileler ağlamasın” dediler.

Etkin Haber Ajansı / 22 Temmuz 2010 Perşembe, 13:39

ÖNDER ÖNER- Erzincan’da yargısız infaz ile öldürülen Ümit Lort’un annesi, Antep’te sırtından vurularak öldürülen er Serhat Yıldız’ın babası... Aysel Lort ve Ali Rıza Yıldız... İki yürek sızısı, evlat acısının ortaklığıyla bir araya geldi. Gözyaşları, “Başka acılar yaşamasın” diye aktı.

Oğlu askerde şüpheli biçimde yaşamını yitiren baba Ali Rıza Yıldız, gerilla saflarına katılan oğlunu yitiren anne Aysel Lort’u Rahmanlar’da bulunan evinde ziyaret etti. Ezilenlerin Sosyalist Partisi Kartal ilçe yöneticileri vasıtasıyla gerçekleşen buluşmada, çocuklarını kirli savaş ortamında yitiren aileler, acılarını paylaştı. Birbirlerinin çocukları için hüzünlendi.

Oğul acısını dün gibi yüreklerinde hisseden Anne Lort ile Baba Yıldız, karşılıklı başsağlığı dilediler. Birbirlerine yaşadıklarını anlattılar. Duygu yoğunluğu içinde, bir an için kendi acılarını unutup, karşısındakinin yürek sızısına ah ettiler. Gerilla annesi “Benim oğlum dağa asker öldürmeye gitmedi” dedi. Asker babası da “Vatan sağ olmasın. Bir oğlum daha var, askere göndermeyeceğim” diye belirtti.

BİR EVLAT BÜYÜTMEK KOLAY MI?

Önce anne anlattı, baba dinledi. Aysel Lort, ölüm haberinin ardından gittikleri Erzincan’da cenazeyi taşımak için ambulans bile bulamadıklarını söyledi, “Bir sürü acı şeyle karsılaştık” dedi. Acılı anne, Trabzon’da linç girişimine maruz kaldıklarını, Ümit'in paramparça ve mosmor vücudunu anlattı. Anne Lort şöyle dedi: “Bize en büyük acıları yaşattılar. İsteselerdi, öldürmeden teslim alabilirlerdi. Göz önünde öldürdükleri yetmemiş gibi, paramparça etmişler. Ben çocuğumun vahşice öldürüldüğünü gördüm. Diyecek şey bulamıyorum. Bu lafı Genelkurmay da duysun, hükümet de. Savaşta birileri ölür. Ama cesede işkence yapılmaz. Bari, ölüsünü sağlam teslim edin.”

Sözlerine “Kimsenin evine ateş düşmesin” diye devam eden anne Aysel Lort, asker babasının acısına dikkat çekti, “Yazık bu kadar aile ağlıyor” diye konuştu. Serhat'ın, oğlunun yakın arkadaşı olduğunu öğrenen annenin acısı daha da katlandı. Anne Lort, gözyaşlarını tutamadı. Sözcükler boğazına dizildi. İçtenlikle “Serhat benim de oğlum” dedi. Gerilla annesi konuşmasını şöyle sürdürdü: “Askere giden bu gençlere yazık. Eline silah tutuşturup, hiç bilmedikleri yerlere savaşın ortasına gönderiyorlar. Ateşin önündeler. Yazık günah değil mi bu çocuklara. Hepsinin anne, babası var. Hepsi gariban çocukları. Biz istiyoruz ki, savaş bitsin, barış olsun. Herkes kendi toprağında özgürce yaşasın. Savaşın sürmesi yönetenlerin işine geliyor. Birinin çocuğu çatışmada ölsün bakalım. Ama göndermiyorlar ki.”

Anne Aysel Lort, “Kolay mı bir evlat büyütmek” diye ifade ettiği isyanını, Türk ve Kürt analara şu çağrıyı yaparak sürdürdü: “Ne emekler veriyor, ne çileler çekiyoruz. Niye bu ülkede hep işçiler ezilsin, Kürtler ezilsin. Biri kendi hakkını savunuyorsa, hemen terörist oluyor. Benim çocuğum yetim büyüdü. Niye 21 yaşında ölsün. Aileler sormalı, 'Bu nasıl bir savaş?' demeli, 'çocukların kafaları neden kesiliyor?' diye sormalı. Benim çocuğum öldü, başkalarınınki ölmesin.”

'VATAN SAĞ OLMASIN'

Anne gözyaşları içinde sessizliğe bürününce, asker babası Ali Rıza Yıldız, gerilla annesinin acı dolu sözleri üzerine “Bunun üstüne ne söyleyebilirim ki?” diye belirtti. Anne Lort'un, oğlu Serhat'a ilişkin sözlerini bir kardeşlik ilanı olarak gördüğünü şu sözlerle gösterdi: “Ölenlerin hepsi bizim çocuklarımız. Dağda ölen de bizim, askerde ölen de.”

İnsanların evlat acısını kendi başına gelmeyince anlayamadığını vurgulayan baba Yıldız, sözü tüm şiddeti ile devam eden çatışmalara getirdi, “Neresinden tutarsan tut, ne taraftan bakarsan bak, bu savaşın elle tutulur bir yanı yok. Rantını başkaları yiyor, ceremesini halk çekiyor” diye konuştu.

Şimdiye kadar Nişantaşı, Caddebostan ve Etiler’e asker cenazesi getirildiğini duymadığını dile getiren baba şöyle dedi: “Bize ‘vatan sağolsun’ dedikçe, onlar rahatça yaşıyor. Biri çıksın 'benim çocuğum Doğu'da öldü' desin. Onlar ‘vatan sağolsun’ demiyorsa, ben de demiyorum. Vatan sağ olmasın.”

Yetkililerin aileleri susturduğunu söyleyen Baba Yıldız, “Bize 'riayet edeceksiniz' deniyor” diye belirtti. Acılı baba şöyle dedi: “Mermisi, silahı, yemeği her şeyi halkın ödediği paralarla karşılanan ordu, çocuğumu sağ göndermedi. Bir oğlum daha var. Bunu burada ilan ediyorum. O'nu askere göndermeyeceğim.”

GERİLLA ASKER ÖLDÜRMEYE ÇIKMIYOR Kİ

Buluşmada oğlu Ümit ile Serhat Yıldız'ın samimi arkadaş olduklarını öğrenen Anne Lort, “Oğlum haksızlıklara karşı gerillaya katıldı. Yüz kızartacak bir şey yapmadı. Hırsızlık yapmadı, kimsenin malı mülkünde gözü yoktu. Merhametli bir çocuktu. Onurlu bir mücadele içinde yer aldı” dedi. Askere giden Türk gençlerin ölümünün kendisini de üzdüğünü söyleyen Anne Lort, “Hiç bir Kürt genci, ben gidip eğitim alacağım, sonra asker öldüreceğim diye dağa çıkmamıştır. Amaçları bu değil. Onlar, zulüm düzenine karşı oldukları için dağa çıkıyorlar. Serhatları öldürmek için değil. Ümit vurulacağını bilse, karşı karşıya geldiklerinde Serhat’ı vurmazdı. Bir asker yaralı düşmüş olsaydı, işkence ile öldürmezlerdi. İyileştirip, gönderirlerdi. Kürtler yoksul çocuklarını düşman gözüyle görmüyor. Onların bir suçu günahı yok ki” diye konuştu.

BAHSEDİLENLER ORTAK ACILAR

Gerilla annesi ile yan yana gelebilmenin kendisini rahatsız etmediğini dile getiren Baba Yıldız, iki ailenin de İstanbul'a farklı illerden gelen emekçiler olduğunu söyledi, “Keşke daha önce gelseydik” dedi. 'Serhat' dedikçe yüreği sızlayan baba Yıldız, “Ya aynı evin üst katında oturuyor olsaydınız?” sorumuzu; “O bir ana, evladını kaybetmiş. Ben bir babayım, evladımı kaybettim. Birlikte olmak beni rahatsız etmiyor. Böyle yan yana gelmek çok acı. Keşke başka alanlarda yan yana gelebilseydik. Ben çok şey söylemek isterim, ama burası kelimelerin boğaza düğümlendiği nokta. Bu savaşı durduracak olanlar anneler, babalar. Bir asker ailesi ile bir gerilla ailesi aynı şeylerden bahsediyor, savaşın yarattığı ortak acıları anlatıyor. Acının tanımlaması yoktur. Acı acıdır” diye yanıtladı. Asker ailelerinin bu acıya son vermek için bir araya gelmesi gerektiğini dile getiren baba, “Benim gibi mağdur ailelerin bir araya gelebilmesi lazım. Ailelerin ortak hareket edebileceği alanlar yaratılmalı” dedi.

ÜMİT'İ ÖLDÜRMEYİ REDDETMİŞTİ

Buluşmada bir kişi eksikti. Vicdani reddini açıklayan Deniz Küçükbumin. Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olan Deniz'in bu buluşmada özel bir yeri olacaktı, ancak yurtdışında olduğu için katılamadı. Deniz, geçtiğimiz Aralık ayında Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen Barış İçin Vicdani Ret Kurultayı'nda askere gitmeme kararını açıklamıştı. İki sebebi vardı. İlki kendi ağzından şöyle idi: “Kardeşim gibi gördüğüm bir Kürt arkadaşım, gerillaya katıldı. Ben onunla savaşta karşı karşıya gelmek istemiyorum.” Deniz'in o arkadaşı, Erzincan'da infaz edilen Ümit Lort'tu. Deniz'in ikinci nedeni ise Balkan göçmeni hemşerilerinin ırkçı, şoven gösterilerde kullanılmaları idi. “Ben bu topluluk arasından, barış isteyen farklı bir örnek olarak çıkmak istiyorum. Kirli savaşa karşı en etkili silahlardan birinin vicdani ret olduğunu düşünüyorum” demişti.

SERHAT'I VURAN TETİĞİ KİM ÇEKTİ?

Buluşmada asker babasının acısına ortak olan Anne Lort, ailenin bu konuda bir hassasiyeti olabileceğini göz önünde bulundurarak “Serhat nerede şehit düştü?” diye sordu. Baba Yıldız anneyi anladı. Oğul acısına isyanını şöyle dile getirdi: “Benim oğlum şehit olmadı. Serhat askerliğinin üçüncü ayında öldürüldü.”

Sohbet esnasında baba Yıldız, askeri yetkililerin kendisine anlattığı senaryoya inanmadığını ifade etti. Baba şunları söyledi: “Gözaltına alınan birini Antep’e götüren ekipte Serhat da yer alıyor. Oğlum o sabah yakın arkadaşına 'Bugün karakol komutanı ile karşı karşıya gelmeyeceğim için mutluyum' demiş. Akşam geri dönüş yolunda bir silah patlıyor. Arabayı kenara çekiyorlar. Serhat’ta bir refleks olmadığını belirtiyorlar, yaralandığını görüyorlar. Silahın kime ait olduğu, nasıl ateşlendiğine ilişkin bir açıklık yok. Serhat’ı hastaneye götürüyorlar. Oğlum hastanede kan kaybından ölüyor. İlk müdahaleyi yapan doktor ile görüştüm “Sırtından vurulmuş, kurşun göğüsten çıkmış” dedi. Otopside tersi yazıyor. Olay yeri fotoğraflarını istedim, soruşturma sürüyor diye verilmedi. Jandarma kriminal incelemesinde “Silah Serhat’a ait” deniyor. Ama Serhat dahil hiçbirinin parmak izi yok. Yanında bir uzman çavuş, iki asker var. Silahı kim kullandı peki?” Yani benim çocuğum o kadar profesyonel ki G-3 ile kendi sırtından bile vurabiliyor. Savcı, karakol komutanı kıdemli başçavuş hakkında soruşturma açmış. Bana öyle geliyor ki, bu olay söylendiği gibi araç içinde olmadı.”